10 Ekim 2011 Pazartesi

GÜNGÖR İÇİN SONE*



Bazı isimlere yazılmış olan şarkıları ve şiirleri okudukca, dinledikce
keşke benim adıma da yazılmış bir şarkı yada şiir olsa derdim.

Varmış meğerse.
Ümit Yaşar Oğuzcan’ı zaten severdim, bu şiirle sevgim ikiye katlandı.
Şiiri çok beğendiğim için buradan sizlerle de paylaşmak istedim.
Umarım siz de beğenirsiniz.
Sevgilerimi gönderiyor hepinize harika bir hafta diliyorum.

GÜNGÖR İÇİN SONE*
Hangi yalnızlıktır iten seni bu sığ sulara,
Hangi şekilsiz gerçek bağlayan ellerini,
Kattığın bir acı gülüştür düştüğün korkulara,
Kim baksa gözlerine görür beklediğini.

Saçında bir tel vardır o çağırır hüznü,
Ellerindir yorulmuş, anlaşılmamış, nemli, soğuk.
Bir rengi vardır dudaklarının saklayan gülüşünü,
Ne zaman baksam gözlerine ağlar bir çocuk.

Ne kadar gülsen ortada kırıklığın öyle gerçek,
Sen bir sarılarda, bir yeşillerde, bir morlarda
Sanki bir kederdir ömrün hiç bitmeyecek.

Kimbilir kimdir seni bekleyen şimdi o yollarda ?
Bilmediğin görmediğin kim çıkacak o romanlardan,
Bir asil şövalye mi ? ki kalmış eski zamanlardan.

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Sone* : Genellikle iki dörtlü ve iki üçlü şeklinde toplam on dört dizeden oluşan klasik batı edebiyatı şiir türüne verilen ad.

8 Ekim 2011 Cumartesi

Burası Otağtepe TEMA Vehbi Koç Doğa Kültür Merkezi



Geçenlerde Düşler Denizi bloğunun sahibi sevgili Nilay’cığımın bloğunda harika fotoğraflar gördüm. Yazdıklarını okuyunca fotoğrafları nerede çektiğini anladım. Ve dün de kuzenim Kübra ile soluğu orada yani Kavacık Otağtepe TEMA Vehbi Koç Doğa Kültür Merkezinde aldık.

Bu mekanın adını daha önce duymuştum ama İstanbul’un incisi boğazın bu kadar güzel fotoğraflanabileceğini düşünmemiştim açıkcası. 2. köprüyü kullananlar mutlaka fark etmiştir, Anadolu yakasına geçerken sağda tepede devasa bir Türk bayrağımız var. İşte burası o bayrağın bulunduğu yer aynı zamanda. Köprü o kadar yakınınızdaki elinizi uzatsanız tutacakmışsınız gibi geliyor. Giriş kişi başı 1,5 TL. İçerde otopark da var ama otopark ücretini bilemiyorum. İşin tek kötü yanı burada yeme içme yapabileceğiniz bir yer yok maalesef. Orada yeriz diye düşünerek çıkmayın yani evden.
Neyse şimdi ben susayım fotoğraflar konuşsun.
Sevgilerimle,
Güngör Ekinci

Tüm fotoğrafları olduğu gibi bu fotoğraflarıda üzerlerine tıklayarak büyütebilirsiniz.














5 Ekim 2011 Çarşamba

Bu hayvanları hiç sevmiyorum..!



Hapşırdıkları ya da öksürdükleri zaman ellerini ağızlarına tutmayan öküzleri,

Kendilerine kırmızı ışık yanıyor olduğu halde durmadan geçen develeri,

Kalabalıkdan faydalanıp sıraya girmeden otobüse binmeye çalışan çakalları,

Alış veriş yaparken tezgahtar arkadaş bana yardımcı olmaya çalışıyorken, ikide bir
bi bakarmısınız bi bakarmısınız diyerek kızın canını sıkan inekleri,

Hızla geçerken üzerimize yoldaki çamurlu suyu sıçratan, arabalarının beygir gücünden daha da büyük beygirleri,

Meteoroloji uzmanlarının televizyonda günlerce uyarmalarına rağmen araçlarına zincir takmadan yola çıkıp trafiği alt üst eden ayıları,

Gırtlaklarını temzileye temizleye utanmadan sokaklara tüküren lamaları,

Çöplerini çöp günü olmadığı halde tedbirsizce sokağa bıraktıkları için,
sokak hayvanları tarafından çöpleri ortalığa dağıtılmış olan böcekleri,

Dost gibi görünüp hayatınıza süzülmeye çalışan, yüzünüze karşı başka, arkanızdan başka konuşan yılanları,

Özel hayatınıza saygı göstermeyen akrepleri,

Aynı fırından çıkmış ve yan yana dizilmiş olan simitlerden birini almak için, önce hepsini tek tek elleyen sinekleri,

Yanınızda görmek istemediğiniz halde zorla hayatınızda kalmaya çalışan keneleri,

Hiç ama hiç sevmiyorum.
Güngör Ekinci

4 Ekim 2011 Salı

Ye Dua Et Sev / Elizabeth Gilbert



Ye Dua Et Sev, üçüde yapmayı çok sevdiğim eylemler gerçekden :-)
Bu kitabı da hakkında edindiğim duyumlardan sonra, çok merak ederek ve severek aldım. Ama itiraf etmek gerekirse başlarda çok sıkıldım. Hatta okuyamadığım için birkaç gün ara verdim.

Belki o günlerde benim ruh halim de kitabı okumaya uygun olmamış olabilir.
Çünkü, kitabı günler sonra elime aldığımda, nasıl başladım, nasıl bitirdim anlamadım gerçekden. Kitap da bir kadının İtalya, Hindistan ve Endonezya da geçirdiği süreler içindeki içsel yolculuğu anlatılmış. New York da yaşayan Elizabeth'in doğu felsefesinin ruhsal tedavisi ile yaralarını sarmak için yaptığı yolculuk desek daha doğru olur aslında.

Meditasyon yapmayı zaten çok severdim, daha da bir sever oldum şimdi.
Ve bir kez daha anladım ki, her şeyin başı sevgi ve affetmek (bazen zor olsa da )…

Okumaya karar verirseniz, pişman olmazsınız.
Sevgilerimle,
Güngör Ekinci

3 Ekim 2011 Pazartesi

İYİ Kİ DOĞDUN CANIMIN İÇİ



Canımın İçi,

Bugün benim için günlerin en güzeli, çünkü senin doğum günün.
Aksesuarların en güzeli olan AŞK'ı taktın bana aylar önce.
Ve sayende, son 182 günün hergünü de benim doğum günüm oldu aşkım.
Şairin dediği gibi, Aşksız geçen günleri düşecek olursak eğer ömürden,
benim ikinci doğum günüm de 04/04/2010 tarihi oldu artık.

Beni kendine hergün yeniden aşık ettiğin için,
Bana yaşadığımı fark ettirdiğin için,
Beni sabırla dinlediğin için,
Beni anladığın için (bazen anlamasan da :-) ),
Kaprislerimin üstünde durmadığın için,
Şımarıklıklarıma gülüp geçtiğin için,
Beni baştan beri eksik etmediğin desteğinle hep sarıp sarmaladığın için,
Verdiğin güvenle kendimi hep iyi hissetmemi sağladığın için,
Elimi tuttuğunda kendimi asansör boşluğuna düşmüş hissedecek kadar beni heyecanlandırdığın için,
Beni her aradığında, telefonda adını gördüğüm zaman, önce bir kaç kez derin nefes almamı gerektirecek kadar içimi titrettiğin için,
Her ayın dördünde gönderdiğin çiçeklerle burnumu sızlatıp, beni mutlulukdan ağlattığın için,
Beni, birlikde kuracağımız yeni dünyamızın kapısına doğru elimden tutarak adım adım yaklaştırdığın için çok teşekkür ederim sevgilim.

Allah,
yüreğimden aşkını,
gözlerimden gözlerini,
Nefesimden nefesini,
Hayatımdan varlığını eksik etmesin Canımın içi.

Doğum günün kutlu olsun,
İyiki doğdun, İyiki varsın, iyiki benimsin.
Seni hergün artan bir aşkla ve tutkuyla seven,
Sevmeye doyamayan SUyun.

30 Eylül 2011 Cuma

Bu da benim AŞK tarifim



24 saat boyunca, nerede olursanız olun, ne yaparsanız yapın onu düşünüyorsanız,
Onu sorduklarında, onu hem saklamak hem anlatmak istiyorsanız ve yüzünüze hoş bir gülümseme yayılıyorsa,
Saat dilimleri hep onu gösteriyorsa, zaman tam onu gösterirken durmuşsa,
Yaşamak istediğiniz tek yer onun yanıysa,
Hep ondan bahsetmek istiyorsanız,



Huzur onun kanadının altında olmaksa,
Şimdiye kadar hissettiğiniz en güzel koku onun kokusuysa,
Onun mutluluğu kendi mutluluğunuzdan önce geliyorsa,
Dört mevsim yazsa ve dallar hep kirazlıysa,
Kendizi fethedilmiş İstanbul gibi görüyorsanız ve O tek hükümdarınızsa,



Kısa ayrılıklar bile uzun geliyorsa hatta uçağı alandan kalkmadan özlemeye başlıyorsanız,
Yüzlerce kitabınızın içinde, onun aldıkları üstlerde, gözünüze en güzel görünen rafda duruyorsa,
Sizi aradığında telefonda adını gördüğünüz zaman, önce heyecanınızı yatıştırmak için birkaç derin nefes almanız gerekiyorsa,
Adı geçtiğinde içiniz titriyorsa,
Onunda sizi çok sevdiğini, düşündüğünü, önemsediğini bilmenin güvenini taşıyorsanız,



Her kapı çaldığında keşke şimdi o gelseydi diyorsanız,
Evde her lezzetli yemek piştiğinde, güzel sofralar kurulduğunda O da şimdi burada olsaydı diyorsanız,
Onunla geçtiğiniz yerlerden onsuz geçtiğinizde kendinizi yapayalnız hissediyorsanız,
Uğrunda her şeyden vazgeçmeyi göze alabilecek kadar gözü kara olduysanız,
Küsüyor, barışıyorsanız ve halinize siz bile şaşırıyorsanız,



Bütün dost sohbetlerinde onun da yanınızda olmasını istiyorsanız,
Önceden gurur yaptığınız şeyleri şimdi sevginiz tolere ediyorsa,
Sizin gözünüzde en güzel beden onun, en güzel karakter onunsa,
Güne onun günaydını ile başlamak geceyi onun öpücüğü ile kapatmak istiyorsanız,
Tebrik ederim, ne mutlu size…
Çünkü bunun adı AŞK…

29 Eylül 2011 Perşembe

İYİKİ DOĞDUN GÖKHAN



Biz Ortaokula giderken ev ekonomisi dersimiz vardı.
3.sınıfta derse müfettiş geldi, hepimize sırayla kaç kardeş olduğumuzu sordu.
4 kardeş ve üstü olan arkadaşları çok azarlamıştı.
Dersimizin hocası da müfettişle bir olup arkadaşlarımızı arazlayarak bize aile planlamasından bahsetmeye başlamışlardı.

O gün arkadaşlarımın durumuna çok üzülüp - " Allahım iyiki 3 kardeşmişiz diye sevinmiştim". Ama bu olay beni çok fazla rahatsız etmişti.

Aradan birkaç ay geçmişti ki annem ne dese beğenirsiniz ?
- Güngör bir kardeşin daha olacak.

Günlerce ağladım 4.kardeşi istemiyorum diye.
Fakat dikkatinizi çekerim istemediğim aslında kardeş değil, DÖRDÜNCÜ kardeşti.
Ve tek derdim "ben arkadaşlarıma 4 kardeş olduğumuzu nasıl söylerim "di.
Hakan’la, Güler havalara uçuyorlardı yeni bir kardeş geliyor diye, bense yastaydım.

Annem, babam, teyzelerim ve yengem, dokuz ay boyunca dört koldan beni ikna etmeye çalıştılar :
- Bak, bir doğsun tapacaksın ona, en çok sen seveceksin, kimseye bırakmayacaksın
vs. vs.....Ama üzüntüden kimseyi dinleyecek halim yoktu.

Neyse, 13 yaşımdayken annemle babam beni dinlemediler tabiki :-)
Araya yaz tatili girdi, arkadaşlarımı ve ev ekonomisi hocamızı görmediğim için biraz daha rahattım, artık ağlamıyordum. Günler ayları kovaladı, liseye başladım. Okulun ilk haftasının ilk Perşembe gecesi annemin sancıları tuttu. Cuma günü sabaha karşı Gökhan aramıza katıldı.

Ogün okula gitmedik. Öğle saatlerine doğru hastaneye gittik. Gökhan, bebek yatağında yatıyordu ve yatağın üzeri bir örtü ile kapalıydı. (Ozamanlar öyleydi nedense, çocuklar kundaklanır öyle sere serpe yatırılmazdı.)

Herkesin gözünün üzerimde olduğunun farkındaydım.
Biraz istekli biraz isteksiz, biraz sevinçli biraz sinirli, Gökhan’ın üzerindeki örtüyü kaldırdım.

Allahım o ne ?
Inının ınının ınının ııııııınnnnn...
Bir bebek bu kadar mı güzel olur ?

İşte o saniyelerden sonra Gökhan bir yana dünya bir yana oldu benim için.

Diğer kardeşlerimi hatta bütün ailemi çok severim, zaten bunu da herkes bilir.
Ama aramızda 14 yaş var, belki de bunun için Gökhan benim hem kardeşim hem çocuğum gibi oldu.

Gökhan, büyümeye başladığında önemli olaylarını not etmeye başlamıştım. Sonra derken okulda ne olmuş ne bitmiş, kim ne demiş, herşeyini benimle paylaşmaya başladı. Ozamanki çocuk aklıyla ne tatlı şeyler anlatırdı bilemezsiniz. Sonra bunların hepsini bir defterde toplamaya karar verdim.
18. yaş gününe kadar aksatmadan ve Gökhan'a söylemeden, bana anlattığı herşeyini yazdım. Deftere Gökhan'ın her yaşında birlikde çekildiğimiz fotoğraflardan da yapıştırdım.

Bana ilkokul 1.sınıfa giderken doğum günümde hediye olarak minik bir yıldız vermişti bir de not yazmıştı saklamıştım.
İlk dişini de saklamıştım.
Hatta 1.sınıfta kullandığı defterlerini, kalemlerini, ona en çok yakışan minicik kıyafetlerini de ayırmıştım.

18.doğum gününde hepsini paketleyip, ANI’larıyla birlikte doğum günü hediyesi olarak vermiştim çok duygulanmıştı.

Sevgili kardeşimin bugün karşılayacağı yeni yaşını buradan da kutlamak istedim.

Canım benim,
Zaman bizi ne ile karşılaştırırsa karşılaştırsın,
hayat bizlere ne sunarsa sunsun,
her zaman yanında / yanınızda olacağımı bilmeni isterim.

Tüm beklentilerinin gerçek olduğu, mutlu, sağlıklı, başarılı, huzurlu bir ömür diler yanaklarından öperim.

Doğum günün kutlu olsun.
İyi ki doğdun, iyi ki varsın.

Seni çok seven ablan Güngör Ekinci

27 Eylül 2011 Salı

3 boyutlu harika resimler

Resimler, üzerlerinde verilen pozlarla sanki gerçekmiş hissi uyandırıyor.
Çok beğendiğim için yayınlamak istedim.

Resimleri üzerlerine tıklayarak büyütebilirsiniz.
Keyifli seyirler.
Sevgiler.











24 Eylül 2011 Cumartesi

HEY GİDİ GÜNLER



Hiç unutmam, kardeşim Güler’le benim çocukluğumuzda annem mürebbiye gibiydi başımızda.

Ağzını şapırdatma, lokmaları ağzına küçük koy, öyle oturma, bacaklarını bitiştir ve hafif yana ey, odadan dışarı çıkarken misafire arkanı dönmeden, biraz yan durarak kapıdan çık, büyüklerin yanında bacak bacak üstüne atma, kollarını sallamadan yürü, sen arkadaşında kalma, o kalmaya bize gelsin, hava kararmadan evde ol... daha neler neler...

O günlerde bu kadar otorite beni çok sıksa da çevremdekilerin beğenisini takdirini kazanmak için elimden geleni yapardım. Orta okula giderken ayna karşısında yemek yerdim, kaşığı ağzıma şöylemi götürsem daha iyi böylemi, saçlarımı nasıl toplasam, hatta nasıl gülsem ... vallahi abartmıyorum. Daha o yıllarda, ideal bir genç kız nasıl olur diye düşünüp kendimi ona göre yetiştirmeye çabalamıştım.

Şimdinin çocuklarının, gençlerinin beklentileri ve değer yargıları ile karşılaştıracak olursak, bizim jenerasyon şimdikilerin gözüne çok sıkıcı görünür herhalde.

Yeni jenerasyon bilmez ama eskilere tanıdık gelecektir. Bizim zamanımızda “REZİL OLMAK” gibi bir durum vardı. Ahlaksız davranılmazdı, ailemize kötü laf gelmesin, bizim yüzümüzden yüzleri kızarmasın diye bütün davranışlarımızda ÖLÇÜlüydük biz. Büyüğümüzü saymayı, küçüğümüzü sevmeyi, kollamayı bilirdik. Her sabah “Türküm, doğruyum, çalışkanım.... yasam büyüklerimi saymak, küçüklerimi korumaktır...” diye yemin eder, yeminimiz hakkını vererek yaşardık.

Vücudumuzun namahrem yerleri vardı, herşeyimiz ortada gezmezdik. Evlendiklerinde kadınların erkeklerine, erkeklerin kadınlarına sunacak, dokunulmamış özel birşeyleri vardı. Beyinlerinin % 95’i sadece seks için çalışan erkeklerin sayısı parmakla gösterilecek kadar azdı.

Kalp herkes için çarpmazdı, AŞK bir kerelikti.
Evliliğe bir ömür boyu niyetiyle başlanır, bunun için yemin edilirdi.
Şimdikilerin büyük çoğunluğunda olduğu gibi, gittiği yere kadar denilip yola çıkılmazdı. Gencecik yaşında başından kötü bir evlilik geçmiş, aşk’tan ağzı yanmış arkadaşlarımızın sayısı bu kadar çok değildi.

Televizyonumuzun tek kanalı vardı, ama en azından babamızın yanında izlerken yüzümüz kızarmazdı. Onlar da aman şimdi çocuğu etkileyecek kötü birşey çıkabilir diye korkarak televizyon izlemek zorunda kalmazlardı. İlk özel televizyona geçtiğimizde , izleyenlerine sevgiyi, komşuluk dayanışmasını öğreten “ Perihan abla ”mızla tanıştık. Bütün televizyonlar bu kanalı çekmezdi. Arkadaşım Yıldız’lar her Çarşamba bize gelirlerdi, birlikte izlerdik. Televizyonlar gençleri şehir magandalığına, lolitalığa özendirmezdi. Kabadayı başka şey, mafya başka şeydi.

Kızlarımızın çoğunun kendisine saygısı, kişilikleri vardı. Şimdiki büyük çoğunluk gibi sevgililerinin kalıbına giren, her konuda inanmasalar bile sevgilileri gibi düşünen, kendi fikri olmayan, teşhirciliği, soyunmayı marifet sayan kızlar yok denecek kadar azdı. UTANMA denen bir duygu vardı. Erkeklerimiz daha lise yıllarındayken dava adamı olma yolunda ilerlerler, ahlaksızlığa prim vermezlerdi.

Kadın gibi bir KADIN bulmakda, adam gibi bir ADAM bulmakda artık çok zor oldu neyazık ki, herkes hakkını veremiyor. Etraf kadıncıklar ve adamcıklarla doldu.

Daha çocukken sofra kurmayı öğrenirdik biz. Şimdi genç kızlarımızın çoğu çayı mutfaktan odaya getirip servis yapabilmekten aciz. Erkeklerinde büyük çoğunluğunun tek derdi adrenalinlerini tavanda tutmak. Beyinlerinin % 95’i seks, kalan % 5 lik kısmının da yarısı maç yarısı arabalar için çalışıyor.

Çok iç karartan uzun bir yazı oldu belki ama, gözüme takılanlar aydınlık değil, üzgünüm. Kapanış cümlelerimi kısa tutacağım.

Güzel yurdumun güzel insanı ey türk evladı, titre ve kendine gel.
Sahip çıkmazsan değerlerin elden gidiyor.
Batılı gibi olmaya çalışan doğulu olma.
Güneş doğudan doğar unutma.

Sevgilerimle,
Güngör Ekinci

En kötü net TTNET


Son iki haftadır üyesi olduğum ADSL firması ile yaşadığım sıkıntının boyutunu tahmin edemezsiniz. TTNET iki haftadır sunduğu hizmet sayesinde, Türkiyenin en kötü ADSL firması olduğunu ispatladı bana.

ADSL üyeliğinizi değiştirip TTNET’e geçmek gibi bir niyetiniz varsa,
ya da ilk kez bir üyelik satın alacaksanız SAKIN HA !!! diyorum.

SAKIN HA, aman arkadaşlar ben yandım siz yanmayın.

Böyle bir hizmet ömrümde görmedim. Ortada bir hizmet olduğu kesin.
Ama bu hizmetin adı internet hizmeti değil, olsa olsa işkence hizmeti ya da mağduriyet hizmeti gibi bir şey olur. Hatta, müşteriyi çileden çıkarma hizmeti dersek daha şık olur sanırım.

İki haftadır günde en az iki kere TTNET müşteri hizmetlerini arıyorum.
Müşteri temsilcilerine ve takım liderlerine derdimi anlatıyorum.
Ve her defasında tamam Güngör hanım,
kayıt açıldı Güngör hanım,
ben size geri dönüş yapıcam Güngör hanım şeklinde cevaplar veriyorlar.
Ama ne arayan var ne soran.

Sanki babalarının hayrına hizmet sunuyorlar. Sınırsız internet üyeliğim var güya. Her ay parasını ödediğim internet hizmetini sınırlı bile alamıyorum. Ben sorunumu defalarca anlatmakdan, telefon başında sinirlerimin bozulmasından bıktım usandım, TTNET çözüm üretMEMEKden bıkmadı.

İşin ilginci kendileri ile hergün defalarca konuşuyoruz, hatta güya konuşmalarımız kayıt altına alınıyormuş. Ama her konuştuğum kişi, daha önce konu hakkında bir çağrı alınmadığını söylüyor. Ayrıca konuştuğum kişilerin isimlerini verdiğimde de o kişiyi tanımadıklarını söylüyorlar. Ne sorunumu çözüyorlar, ne üyeliğimi iptal ediyorlar. Daha da ilginci sorunun ne olduğuda hala belli değil??? Gülermisiniz ağlarmısınız? Böyle rezalet görmedim, bu nasıl bir iştir anlamadım.

İnternet artık elimiz kolumuz olmuş durumda.
Ne SSK’dan onlıne randevu alabiliyorum,
Ne bloğumla ilgilenebiliyorum,
Ne diğer blogger arkadaşlarımı ziyaret edebiliyorum,
Ne başka işlerimi takip edebiliyorum.

En önemlisi biliyorsunuz Canımın içi yurt dışında yaşıyor. Ancak nette görebiliyoruz birbirimizi. Ve TTNET deki bu kopmalar yüzünde birbirimizi de göremez olduk günlerdir.

TTNET sınırsız internet derken sınırsız sıkıntı demek istiyor sanırım.

Bu yazıyı şimdi şikayetvar.com sitesinede gönderdim, tek ümidim orası artık.
Ne çıkacak bende merak ediyorum.

Her gece yatmadan önce sağlık, huzur, mutluluk için dua ve şükür ederim.
Artık modemimin ışıkları yansın ve internetim çalışsın diye de dua edicem neredeyse, o duruma geldim yani.

Neyse, uzun lafın kısası, en kötü net TTNET.

Sevgilerimle,
Güngör Ekinci

22 Eylül 2011 Perşembe

Yarın Artık Bugündür



Bir gün bir doktora, "gerginlik ve tedirginlikten" şikâyetçi olan bir hasta gelmiş. Yapması gereken çok işinin bulunduğunu; fakat kendisinin rahatsız olduğunu,
işlerinin ise beklemeye tahammülü olmadığını söylemiş.

Doktor, -- Bu işleri başka biri yapamaz mı? Ya da bir başkası size yardımcı olamaz mı? diye sormuş.
Adam, -- Onları yalnız ben yapabilirim; bütün işler bana bakıyor! diye cevap vermiş.

Doktor, -- Sana bir reçete vereceğim. Bu reçeteyi aynen tatbik etmen gerekiyor!diyerek, yazıp eline vermiş.
Adam reçeteyi eline alıp baktığında, hayretler içinde kalmış.

Reçetede, "Hergün en az iki saat işi bırakıp yürüyüş yapacaksın ve her haftanın yarım gününü bir mezarlıkta geçireceksin" yazıyormuş.

Hasta adam; -- Yürüyüşü anladık ama; neden mezarlık? diye sormuş.

Doktor, -- Oraya gidip mezar taşlarına bakmanı istiyorum.
Mezarlıklar, kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur.
Sen de onlar gibi ölüp mezarlığa gömülünce, kendinden başkasının yapmasına imkân olmadığını zannettiğin işlerin, başkaları tarafından da yapılmaya devam ettiğini göreceksin, demiş.

Yazara aynen katılıyorum.
Kendilerini vaz geçilmez görenleri yarım gün mezarlığa,
hallerinden sürekli şikayetçi olanları da günde 2 saat devlet hastanelerine göndermek lazım.
Belki o zaman hayatı ıskalamadan yaşamak gerektiğinin,
her anımız ve her halimiz için yaradana şükretmemiz gerektiğinin farkına varabilirler.

Sevgilerimle.

17 Eylül 2011 Cumartesi

Gönlün Ne Kadar Şık Sen Ondan Haber Ver ...



şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?
koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri,
ama gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında,
bırak aksın yollarına.
yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
sen inan yüreğine,
hem ona geçmezse kime geçer sözün?..
büyü büyü...
bak ellerin ayakların kocaman.
aklın da maaşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,
boşver yaşı başı,
aşk var mı aşk, sen ondan haber ver?
takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir
kış günü, öl gitsin...
parayı pulu savurup,
bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin,
savrul gitsin...
Boş ver be yaşı başı, kim tutar seni kim,
kendi yüreğinden başka kim?.
Aklını al da öyle git,
ister bir duvara, ister bir odaya,
ister kıra bayıra vur da git.
Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle
bırakmadıkça birine.

O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
seveceksen ve öleceksen uğruna...

yaşa be,
yaşa da öyle git, gireceksen toprağa...
yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş.
sen mi biteceksin?
çekeceksen bile bayrağı,
yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin?

Can Yücel

15 Eylül 2011 Perşembe

NİHAYET GİTTİM



Bugün kendim için güzel bişey yaptım.
Ve bu yıl 5.si düzenlenen Beyoğlu Sahaflar Festivaline gittim.
Toplam 69 sahafın katıldığı festivalde eski plaklara, fotoğraflara, kitaplara dokunarak adeta geçmişe yolculuk yaptım.
Önceden okuyup çok beğendiğim ve almak istediğim kitapların listesiyle gitmiştim.
Ne yazık ki sadece üç kitabı bulabildim ve hemen aldım tabiki kitaplığımda bulunması için.
Kitap festivalleri, kitap fuarları mutlaka gidip görülmeli bence.
Gerçekden çok hoş atmosferleri oluyor çünkü. İlle de kitap almaya da gerek yok.

Standlar yan yana sıralı kurulmuş ve sahaflar oldukca ilgililer.
Edindiğim bilgiye göre ilk hafta çok yoğunlarmış ama bu hafta sakin geçiyormuş.
Bir çok kitap ilk hafta tüketilmiş. Ayrıca yoğun ilgiden dolayı festivalin bir hafta daha uzatılması söz konusuymuş.

Gitmek isteyip de hala gidemeyenler bu sizler için bir fırsat olabilir.
Herkese sevgilerimle,
Güngör Ekinci














Al beni çal beni götür cehenneme
Vur beni öldür beni yeter ki terk etme
Tatmayan ne bilsin ayrılık tadını
Dilimden düşmeyen o güzel adını
Anmadım bir kez bile sormadım gurur diye
Gel gör ki pişmanım şimdi
Al beni çal beni götür cehenneme
Vur beni öldür beni yeter ki terk etme
Al beni çal beni taa cehenneme
Vur beni öldür beni yeter ki terk etme
Aşk mı bu dünyanın en büyük serveti
Ne yazık bilinmez eldeyken kıymeti
Bilemedim affet beni aşkının kıymetini
Gel gör ki pişmanım şimdi
Al beni çal beni götür cehenneme
Vur beni öldür beni yeter ki terk etme
Nilüfer

Gülmeyecek bu yüzü
neden verdin bana yarab?
ya birazcık neşe ver
ya beni baştan yarat
hep terketti sevdiklerim
paramparça dünyam benim
sende kaldı ümitlerim
paramparça dünyam benim
baştan yarat ellerimi
baştan yarat gözlerimi
baştan yaz şu kaderimi
tanrım beni baştan yarat.
yaktın bağrımda közleri
dinlettin acı sözleri
verdin bu ağlar gözleri
tanrım beni baştan yarat
Emel Sayın


Seni düşündüm dün akşam yine
Sonsuz bir umut doldu içime
Birde kendimi düşündüm sonra
Bir garip duygu çöktü omzuma
Hani ıssız bir yoldan geçerken
Hani bir korku duyarda insan
Hani bir şarkı söyler içinden
İşte öyle bir şey
Hani eski bir resme bakarken
Hani yılları sayarda insan
Hani gözleri dolarya birden
İşte öyle bir şey,
işte öyle bir şey
Seni düşündüm dün akşam yine
sonsuz bir huzur doldu içime
Birde kendimi düşündüm sonra
Bir garip bir duygu çöktü omzuma
Hani yıldızlar yanıp sönerken
Hani bir yıldız kayar da insan
Hani bir telaş duyar ya birden
İşte öyle bir şey
Hani bir yağmur yağarya bazen
Hani gök gürler ya arkasından
Hani şimşekler çakar peşinden
İşte öyle bir şey,
işte öyle bir şey
EROL EVGİN