30 Aralık 2011 Cuma

FELIZ AÑO NUEVO & MUTLU SENELER


Kimimiz dolu dizgin umuda, mutluluga dogru yol alirken,
kimimiz icin gunler geçmek bilmedi mutsuzlukdan.
Kimimiz uyandigi zaman iyi ki varsin dedi ilk gordugu yuze,
kimimiz sirtini çevirip yatti yanindaki bedene.
Kimimiz bir lokma ekmek, bir yudum su dedi aclikdan olmek uzereyken,
kimimiz yinemi ayni seyler dedi yere sarkan gobegini kasirken.
Kimimiz daha cok toprak diye kalkti ayaga,
kimimiz bitsin artik bu kavgalar diyerek ellerini açti semaya.
Kimi ulkelerin çocuklarinin babasi, baska bir ulkenin çocuklarinin babasini oldurmeye gitti,
Kimi ulkelerin yardim severleri, baris için dunyada elçilik etti.
Kimimizin basindan asagiya sans, bereket, nese yagdi,
Kimimiz yoklugun, karanligin arasinda kendisine bir yol aradi.

Ama artik bitti...
Iyisi kotusu, acisi tatlisi, nesesi huznu ile bir yili daha geride biraktik.

Yarinin ne getirecegi hic belli olmuyormus gercekden. Mevlananin bir sozu var ya hani " Istedigin bir şey olmuyorsa uzulme, ya daha iyisi olacagı icin olmuyordur, ya da gercekten olmamasi gerektigi için olmuyordur" der Mevlana. Ben bunu bu yil daha da iyi anladim.

Gecen yilki yilbasi gecesinde kizkardesim Guler´in evindeydik. Bizi cok guzel agarladi gerçekden. Hepimiz mutlu ve umutlu gorunuyorduk. O gece orada bulunan diger kisileri bilmem ama, benim içim yaniyordu aslinda. Kuyrugu dik tutmaya, gulucukler dagitmaya çalisiyordum. Hayattan nasil yol almam, ne yone gitmem gerektigini bilmiyordum. Kendimi kor olmus ve herseyimi kaybetmis gibi hissediyordum.

Kaybetmedigim en onemli sey, en vefali dostum olan umudum du. Her zaman, her sartta umudum hep yanimdaydi, hala da oyle çok sukur. O gece umudumun doruk yaptigi bir andi sanirim. Saat 24:00 da apartmandan disari çikip cok dua ettim. Çok sey istedim Allahdan. Bilirim sever beni :-) Hiç utanip çekinmeden herseyi istedim Allahdan.

Dedim ya sever beni Allah diye. O da yapti yapacagini ve bana " Herseyimi" gonderdi.
Siyah beyaz geçen 2010 yilinin arkasindan, rengarenk bir 2011 yili yasatti bana Canimin içi sagolsun. Simdi bu yaziyi yazarken bile inanamiyorum son bir yil içinde yasadiklarima. 2011 yilini 2010 yili ile karsilastirinca hayat surprizlerle doluymus gerçekden diyorum. Çok sukur bugunleri gosteren Allahima...

Gelen yeni yilin nasil surprizlere gebe oldugunu kimse bilemez. Size tavsiyem isteyin arkadaslar. Iyi niyetle, temiz kalple, olacagina yurekden inanarak isteyin Allahdan. Unutmayin insanoglunun gucunun yetmedigi seylere onun gucu yeter. Hersey onun bir "OL" demesine bakar.

1 Ocak 2012 ,saat 00:01 itibari ile hepimizin hayatinda,
Saglik olsun, anne eli degmis gibi,
Huzur olsun, yumusacik ve kokulu,
Ask olsun, en çilginindan ve karsiligi olan,
Mutluluk olsun, degeri hiç birsey ile olçulemeyen,
Para olsun, temiz kazanilmis,
Basari olsun, durustçe hak edilmis,
Baris olsun, en neselisinden.
Ve butun bu guzellikler daim olsun en olumsuzunden.

Bildiginiz gibi yeni yila yeni yuvamdan merhaba diyecegim.
Saatler burada 24:00´gosterirken de emin olun hepimiz icin dua ediyor olacagim.

Simdiden herkesin kalbinden geçen tum guzel dileklerin gerçeklesmesini diliyorum. 2012 yili tum dunyamiza ugur getirsin. Hersey gonlumuzce olsun. Nice guzel senlere...Adiosss :-)

Gungor Ekinci Saglik

26 Aralık 2011 Pazartesi

DOGUM GUNU MERHABASI



Gecen yilki yilbasi gecesinde, saatler 24:00´i gosterirken apartmandan disari cikip yeni yilda sikca disarida olmayi dilemistim. Aslinda ben bu dilekde bulunurken yurt ici ve yurt disinda seyehatlerde bulunmayi, daha sosyal olmayi dilemek istemistim. Dilegim oyle bir kabul oldu, oyle bir disari ciktim ki, bu yaziyi ulkemden tam 4 bin km. disaridan yaziyorum. Bundan onceki yazimda da soz verdigim gibi yeni yasimda,yeni yuvamdan merhaba diyorum bugun sizlere.

En icten, en yurekden duygularimla merhaba hepinize...

Merhaba Ailem,
merhaba dostlarim,
merhaba arkadaslarim,
merhaba okuyucularim,
merhaba beni seven, haber bekleyen herkes...

Merhaba denizdeki balik,
merhaba ucan kus,
sana da merhaba daglardaki yesillik...

Heeey mavi kazakli cocuk,
sapkali amca,
bastonlu teyze sizlere de merhaba...

Akdenizin teee oteki ucuna ozlem dolu satirlar gonderirdim buradan.
Bugun bu uctan diger uca selam gonderiyorum.
Selam olsun Ispanya´dan Turkiye´ye...

Buraya gelecegim gunler yaklastikca endiselerim, korkularim nasil artmisti bilemezsiniz. Basta ailem olmak uzere herkesi, herseyi, aliskanliklari, sevenleri, sevilenleri geride birakiyor olmanin guclugune, bir de Ispanyolca bilmemenin verdigi stresi ekleyecek olursaniz, huzursuzluklarimi belki anlayabilirsiniz.

Bugun tam on gundur buradayim. Ilk gunlerde televizyonda izledigim yabanci bir sinema filminin icine isinlanmis gibi hissediyordum kendimi. Heryer birbirinin aynisiymis gibi geliyor, yanimdaki konusmalari ugultu seklinde isitiyordum. Benzer durumlari ilk gunlerdeki kadar yogun olmasada zaman zaman hala yasiyorum tabiki. Ama cok sukur ki bu sikintili durumlarda yapmam gereken sey cok basit ve keyifli. Sadece elimi tutan eli, daha siki tutuyor ve sahibinin yuzune bakiyorum.

Evet bir cogunuzun da anlamis oldugu gibi Canimin ici sevgili esimin elini daha da sikica tutup, bana herzaman guven veren yuzune bakiyorum. Hayatimi kolaylastirmak icin elinden geleni yapiyor canim benim. Isin guzel olan bir baska yani da, okadar caktirmadan, okadar hayatin akisi icinde yapiyor ki bunu, her sabah uyandigimda bir kere daha sukrediyorum esim oldugu icin. Beni baska hic kimse bu kadar anlayamaz ve mutlu edemezdi.

Bugun benim dogum gunum.
Ve cok sukur allahim hediyemi aylar once, 4 Nisan tarihinde gonderdi bana. Bu sayede yeni yasimi yeni yuvamda, Canimin ici esimle karsilamis olmanin mutlulugunu yasiyorum. (Canimin ici bilmeni isterim ki sen benim simdiye kadar almis oldugum en degerli hediyesin. Allah hayatimdan varligini eksik etmesin.)

Cevresinde okadar seviliyorki, dostlari beni daha tanimadan sevmisler belliki onun esi oldugum icin. Her biri daha ilk tanismamizda yillar oncesin dayanan dostlugumuz varmis gibi kucakladi beni sagolsunlar.

On gun icinde bile size aktarmak cok sey birikti. Yavas yavas hepsini aktaracagim. Fotograflarimi, anilarimi, yasadigimiz sehri ve bu sehrin fakliliklarini.

Simdilik sadece bir dogum gunu selami vermek istedim sizlere.
Bir kac gune kadar eskisi gibi yine aktif bir sekilde blog dunyasinda olacagim.
Simdilik herkese Ispanya´dan selam ve sevgilerimi gonderiyorum.

Hersey gonlumuzce olsun.
Gungor Ekinci Saglik

Not: Buranin alfebesinden dolayi turkce yazi karakterleri olmadigi icin kelimelerin bazilarini bozuk yazmak zorunda kaldim bilginize.

21 Kasım 2011 Pazartesi

SÜRPRİZ VE KISA BİR ARA



Soğuk bir İstanbul sabahından sıcak bir merhaba herkese.

Bloğumu sürekli takip eden arkadaşlarımın da tahmin edeceği gibi, son zamanlarda tatlı bir telaş içindeyim. Hayatımın belki de en keyifli yorgunluklarını yaşıyorum. Hatta bu keyif yorgunluklarının arasında öyle büyük de bir sürpriz yaşadımm ki duygularımı anlatmaya sözcükler yetmez.

Geçen hafta pazartesi günü sabahı, saat 8 de bir yerde randevum vardı.
Randevum olan binanın sokağından içeri girmemele, kendimi Canımın İçi'nin boynuna sarılmış ağlarken bulmam bir oldu. İş yoğunluğundan dolayı düğün tarihmizden önce gelmesinin asla mümkün olmadığını biliyordum, buna bir de uçağı daha alandan havalanmadan özlemeye başladığımı eklerseniz, yaşadığım mutlu şokla ne hale geldiğimi tahmin edersiniz herhalde.

Hayatım boyunca aynı anda,
hem bu kadar çok sevinip,
hem bu kadar çok şaşırıp,
hem bu kadar gözlerime inanamayıp,
hem de bu kadar kendimi özel hissetmemiştim ben.

Hani insan ömründe öyle anlar vardır ki, üzerinden yıllar da geçmiş olsa capcanlı durur hafızasında. Her saniyesini hatırlar. Çünkü gözüyle görüp, yüreği ile yaşamıştır o hatırayı.

Yürek iki şeyi asla unutmuyor bence.
Bir, aldığı yaraları.
İki, kanat çırpışlarını.

Aldığı yaraları unutmuyor,
çünkü bu yaralar hem çok derin olur, hem de cam kesiğine sürekli tuz basılıyormuş gibi yakar içinizi. Hiç olmadık bir yerde, beklenmedik bir anda kanatır sizi. Öyle sızlar ki yüreğiniz, kendinizi tutmaya çalışsanızda, akar göz yaşlarınız boncuk boncuk. Herşey yarım, herkes eksik görünür gözünüze. En mutlu anınızda bile paslı bir tat bırakır ağzınızda.

Bir de kanat çırptığı anları unutmaz yürek.
Çünkü, sanki içinizde sayısız güvercin sürekli göç halindeymiş gibi kanat çırpar. Dışarda mevsim kış bile olsa siz hep bahar olursunuz. Karnı tok, sırtı pek der ya eskiler, öyle iyi hissedersiniz kendinizi. Tavan yapan enerjiniz bütün organlarınızı etkiler. Gözler başka bakar, cilt parlar, kalp bile farklı atar sanki.

İnsan ne kadar mücadeler ederse etsin, bazen müdahale edemiyor hayatına.
Benim de istemeden de olsa en çok cam kırıklarım oldu yüreğimde.
Taaaa ki 4 Nisan tarihine kadar.

4 Nisan tarihi ile bir güvercin kanat çırpmaya başladı yüreğimde.
Hergün daha hızlı...
Hergün daha da hızlı...

Çok şükür bu yürek kanat sesleride kaydetmeye başladı yani aylardır.
Çok güzel anlar, çok kıymetli ilkler yaşadık Canımın İçi ile birlikte.
Hepsi birbirinden değerli, unutulmayacak hatıralar olarak işlendi yüreğime.
Ama iki günlük bu sürpriz ziyaretin lezzeti ömrüm oldukca kalacak dilimde.

Canına sağlık Canımın İçi.
Bize bu duyguyu yaşattığın için, ben ve yüreğim çok teşekkür ederiz...

Ve şimdi gelelim yazımın kısa bir ara ile ilgili kısmına.

Arkadaşlar Aralık ayında düğünümüz olduğu için, yoğunlukdan internetin başına oturacak vakit bile bulamıyorum inanın. Düğünden sonra da sanırım hemen merhaba diyemeyebilirim.

Ama çok değil,
dumanı üzerinde sıcacık anıları,
mutlu fotoğrafları,
tatlı telaşımın ayrıntılarını,
heyecanlarımı, hüzünlerimi, sevinçlerimi,
en geç yeni yaşıma girdiğimde,
yeni yıldan kısa bir süre önce,
yeni yuvamdan,
yeni hayatımdan bildiriyor olacağım sizlere.

O güne kadar kendinize iyi bakın, çevrenizdekilere iyi davranın, bensizliğe alışmayın.
Yürekden sevgilerimle,
Güngör Ekinci Sağlık

10 Kasım 2011 Perşembe

Ruhun şad olsun Atam.



Sevgili Atam,

İnsan hiç tanımadığı, hiç görmediği birini bu kadar çok sever mi, bu kadar çok özler mi çocuk ? deme hiç.

Çünkü ben seni hergün daha da çok büyüyen bir acı ve sevgiyle özlüyorum.
Aradan geçen onca yıl, içimdeki acıyı ve özlemi daha da çok artırıyor üstelik.

Canım Atam,
Yıllar önce bir yerlerde okumuştum, şöyle diyordu başlık " Türkiye her şeyini Atatürk'e, Atatürk'ü de Allaha borçludur”.
Çok doğru bir söz.

Bugün kendi topraklarımızda, kendi bayrağımızın altında yaşayabiliyorsak, herkes kabul etmelidir ki bunu sana borçluyuz. Cumhuriyetimizi böyle sağlam bir temel üzerine kurduğun için sağol Atam. Sayende hala dimdik ayakda çok şükür.

Saltanatı ve Halifeliği kaldırdığın için de sağol Atam.
Biz kadınlara, erkeklerle eşit haklar verilmesini sağladığın için de sağol.
Bize çağa uygun giyinebilme imkanını sağladığın için de sağol.
Soyadımız sayesinde bizi kimlik ve kişilik sahibi yaptığın için de sağol.
Medeni kanunumuzu çıkardığın için de sağol Atam.
Türk harflerimizi ülkemize kazandırdığın için de sağol.
Yurdumuza laik bir düşünce yapısı getirdiğin için de sağol.
Ülkemize getirdiğin bütün yenilikler için, ülkemizi yokdan var ettiğin için,
Yetişkinlere seçme seçilme hakkı, çocuklara ve gençlere bayramlar hediye ettiğin için, hiçbirimizi unutmadığın için çok sağol Atam.

Yokluğunun 73. yılında seni seven binlerce aydın, yurdumuzun dört bir yanında seni anıyor olacağız.
Kimi dualarla anacak bugün seni ve silah arkadaşlarını,
kimi çelenklerle, çiçeklerle.
Kimi de, tıpkı birkaç yıl önce benim de yaptığım gibi, kabrinin başına kadar gelip ağlaya ağlaya içini dökecek baş ucundaki deftere.

Bazen düşünüyorum da, iyi ki Allah seni Türk olarak yaratmış. Senin gibi bir kahraman, başka birilerinin Ulu Önderi, Ata’sı olsaydı ben çok kıskanırdım heralde.

Ruhun şad olsun Atam.
Saygı, sevgi ve özlemle…

Sayende 23 Nisan’ları sevgiyle, 19 Mayıs’ları coşkuyla yaşamış,
Ülkesini ve milletini çok seven,
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından
Güngör Ekinci Sağlık

5 Kasım 2011 Cumartesi

KURBAN BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN



Ramazan bayramından sonra çok şükür Kurban bayramını da karşıladık.
Birçok evde olduğu gibi bugün bizde de baklavalar yapıldı, sarmalar hazırlandı. Ayrıca bugün kurbanımız da geldi.

Bahçemizin durumu, aile büyüklerimin bilgisi ve becerisi, islami şartlara uygun ve kurban kesme adabına elverişli olduğundan, kurbanımızı bahçemizde keseriz hep.
Kurban eti hisselere bölünmeden önce bir tencere eti kuşbaşı doğrayıp pişirmeye başlarız. Etler pişedursun, kuzenimle ben bahçede büyük bir sofra hazırlarız. Sonra bahçeye gelsin ev yapımı baklavalar, gitsin sarmalar. Yorucu oluyor ama yine de severim bu koşturma saatlerini. Hele arkasından içilen çaylar yok mu, alıyor bütün yorgunluğumu. Gerçi o kadar kalabalık oluyoruz ki tepsideki son çay bardağını dağıttığımda, ilk çay verdiğim kişinin bardağı boşalmış oluyor. Sonra hadiiii aynı sırayı bir daha dön :-)

Bütün servis bittikden sonra da kendimi ağırlıyorum. Alıyorum bir fincan tomurcuk kokulu çok açık çayımı, yorgunlukdan zonklayan ayaklarımı uzatıp yudumlamaya başlıyorum bende keyifle.

Arka arkaya yaşadığımız büyük acılardan dolayı memleket olarak çok kederli günler geçiriyoruz. Şehitlerimizi ve depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızı duydukca hepimiz yaralandık. Tüm şehit ailelerine ve depremzedelere Allahdan sabır ve dayanma gücü diliyorum.

Ayrıca bu bayram trafiğe yüzlerce kurban verilmemesini, bütün yolcuların hayırlısı ile evlerine geri dönmesini diliyorum.

Bu bayram, acemi kasapların kurbanla beraber kendilerini de kesmemelerini, kurban edilecek hayvanların eziyet edilmeden kurban edilmesini diliyorum.

Son olarak tüm islam aleminin mübarek kurban bayramını eeeen içten dileklerimle kutlar, dargınlıkların son bulduğu, sevgi, barış ve hoşgörünün tüm dünyaya hakim olduğu daha nice hayırlı bayramlar diler, büyüklerimin ellerinden , küçüklerimin gözlerinden, yaşıtlarımın yanaklarından öperim...

Sevgilerime,
Güngör Ekinci Sağlık

GÜNÜN SÖZÜ



Hiçbir zaman orta şeker bir kahveyi tatmayı bilemedi dilim,
ya çok tatlısı geldi,
ya da gereğinden fazla yandı içim!.

3 Kasım 2011 Perşembe

MEVLANA'DAN İNCİLER



Kalpmidir insana sev diyen,
yoksa yalnızlık mıdır körükleyen?

Sahi sevmek nedir?
Bir muma ateş olmak mıdır?
Yoksa yanan ateşe dokunmak mı?

İlla birini seveceksen, dışını değil içini seveceksin.
Gördüğünü herkes sever ama, sen göremediklerini seveceksin.
Sözde değil özde aşk istiyorsan şayet, ten'e değil, cana değeceksin.

Ey aşk,yüceliğinden göklere bile sığmıyorsun.
Böyle olduğu halde nasıl oldu da gizlice şu gönlüme sığdın sen?

Ne Aradıysam Bil ki Sende Bulmuşum.
Senden Öncesi Yoktu, Seninle VAR Olmuşum.
Sende Bütün Özlemler.
Sende Bütün Gelecek.
Beni Bende Arama, Ben Artık SEN Olmuşum.

Rüzgar ateş için neyse, ayrılık da aşk için o dur.
Küçük bir aşkı öldürür, büyük bir aşkı daha da güçlendirir.

Uzaklık deyip de dert ettiğin nedir ki sevgili,
Biz Yaradanı da görmeden sevmedik mi ?
HZ.MEVLANA

2 Kasım 2011 Çarşamba

Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?



Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?

Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?

Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?

Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?

Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?

Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

Victor Hugo

31 Ekim 2011 Pazartesi

Selam herkese



İki haftalık bir aradan sonra merhaba herkese.

Çoook mutlu bir olaydan dolayı günlerdir ne kendi bloğumla ilgilenebildim,
ne de blog ziyaretlerinize gelebildim. Hatta blogger arkadaşlarımdan çok sevgili Asuman hanım da beni merak edip bloğuma yorum bırakmış sağolsun.

Çok şükür herkes iyi, her şey yolunda hayatımda.
Mutlu olay nedir diye soracak olursanız da hemen konuya giriyorum.

Son 15 gün içinde çooooook mutlu günler geçirdim, çünkü Canımın teeeee içi, bana verebileceği en güzel hediyesi ile birlikde buradaydı.
Hem ben, hem de heyecanımdan dolayı karnımda kanat çırpan kelebekler, akşam saatlerinde okadar yorgun düştük ki, nete giremedim bir türlü.

“Evlilik için ilk adım SÖZ “ demiştim Temmuz ayında sizlere. Ve Canımın içi ile emek vererek emekletmeye başlatmıştık ilişkimizi.

Her şey birden öyle hızlı gelişmeye başladı ki nişanı iptal ettik. Tay tay durmaya bile gerek kalmadı yani.

Ayrı ayrı yürümeyi ikimizde biliyorduk. Ama asıl marifet birlikte yan yana yürümeyi de başarabilmekdi. Birbirimize, birlikde yan yana yürümeyi öğretmek için söz verdik ve elele tutuştuk. Kim düşecek gibi olursa, diğeri tutabilir çünkü yanındakini. Sonra sözümüzün altına imza attık, hem de hükümet onaylı :-) Tay tay durmadan, sadece EMEKleyerek yürümeye başladık böylece.

Biz aslında önümüzdeki yılın Haziran ayında düğün yapacaktık. Fakat özlem okadar ağar bastı ki Aralık ayında evlenmeye karar verdik. Ama resmi nikahımızı şimdiden yaptık. Aylar önce aksesuarların en güzeli olan aşkı hediye eden sevgilim, nikahımız ile de soyismini hediye etti bana.

Şimdiye kadar büyük bir gururla, titizlikle ve severek taşıdığım soyismimin yanına, yeni bir gurur kaynağı daha eklenmiş oldu böylelikle. Ama fotoğrafımızı ancak önümüzdeki günlerde ekleyebileceğim malesef.

Canımın İçi’ni yolcu ettim. İkimizde düğün tarihimize kadar, yaşadığımız ülkelerden, ama yürekden yapıcaz yürüme çalışmalarını. Aralık ayında koşarak karşılayacağız inşallah birbirimizi.

Bir buçuk ay sonraki evlilik haberini Akdenizin diğer ucundan iletebilmek dileği ile herkese güzel bir hafta diliyorum.
Sevgilerimle,
Güngör Ekinci Sağlık

14 Ekim 2011 Cuma

DENİZE KAVUŞAN NEHİR



Sen üzerinde nice şafakların söktüğü
Sevgi denizlerine akan büyük nehir.
Sen biraz ışık, biraz tılsım, biraz büyü
Sen yıllardır yazıp bitiremediğim şiir.

Durmadan bir gül açar ellerinde pembe
Sen nefes alışı en bakir güzelliğin.
Gözlerin midir parlayan gökyüzünde
Bir güneş doğarcasına geceleyin?

Ne zaman seni düşünsem yaşamak güzel
Bir bahar bahçesi olur güz bahçeleri.
En karanlıklarda bile uzanır bir el
Kendiliğinden açar sabaha perdeleri.

Sen varsan dallarda kuşlar memnun
Tüm çiçeklerin rengi değişik, kokusu başka
Öylesine gerçek ki var olduğun
Çarpar güzelliğin kıyılarıma dalga dalga.

Tutsam ellerini içim ürperir hazdan
Başım döner gözlerin gözlerime değse.
Kalan tek hatıradır gülüşün bir yazdan
Yokluğun da odur senin, ölmek neyse.

Sen bastığın yerde çiçeklerin büyüdüğü
Her zaman en güzel, her yerde eşsiz
Sen yaprak, sen köpük, sen kuştüyü
Sen sevgi nehirlerimin aktığı büyük deniz.
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

13 Ekim 2011 Perşembe

Kızılderili Burçlarına Göre Ben YABANKAZIyım :-) Bakın Bakalım Siz Ne siniz?



22 Aralık – 19 Ocak
YABANKAZI

“Bilge, dingin, yardımsever bir lider!”
Uğurlu taşı: Kuvars
Rengi: Beyaz
• Evrenin tüm enerjisini kullanabilme yeteneği
• Sakin, dingin bir kişilik
• Olayları kavrama yeteneği
• Dikkatli, titiz ebeveyn
• Hata yapmamak için çok çalışma
• Arkadaşlık ve dostluk seçiminde çok dikkatli
• Büyük gelişimlere açık
• Morali bozukken içe kapanık
• Lider olma kabiliyeti
• Alışkanlık ve geleneklerine bağlı
• Ev hayatında düzenli ve özenli
• Arkadaşlarını ve çevresini geliştirmeye eğilimli
• Güçlü intikam duygusuna sahip
• Çok sayıda değişik işi ve görevi aynı anda yürütebilme yeteneği
• Kusursuzluk tutkusu
• İnsanlar ve doğa ile kolayca uyum sağlama
• Dayanıklılık
• Aydınlık ama ulaşılması zor bir kişilik
• Kusursuz bir bilge

20 Ocak – 18 Şubat
SUSAMURU

Uğurlu taşı: Gümüş
Rengi: Gümüş
“Sevimli, canayakın, iletişimi yüksek bir yardımsever!”
• Arkadaşları tarafından sevilen, sayılan bir kişilik
• Duygularını saklamaya meyilli,
• Karşı koyulması zor,
• İştahlı, yemek yemeyi seven
• İyi bir baba, iyi bir eş,
• Akıllı, Cesur
• Esnek ve yardımsever
• Sosyal yardımlaşma konularına eğilimli,
• Güvenilir bir dost,
• Dalgın ve hayalci,
• Uzak ülkelere gitmeye eğilimli,
• İyi bir dert ortağı,
• Hassas noktası; Sinir sistemi
• Affedici,
• Güçlü bir içgüdü ve altıncı his,
• Tehlikeli durumlarda yanlış kararlar almaya eğilimli,
• Kendilerini başkalarının yerine koyabilme kabiliyeti,
• Aşırı korkusuzluk sonucu tehlikeli işler yapabilme,
• Sürekli yeni planlar yapma,
• İlk adımları atarken kararsız,
• Özgürlüğüne düşkün,
• Herkesle dost!


19 Şubat – 20 Mart
PUMA

Uğurlu Taşı: Firuze
Rengi: Mavi – Yeşil
“Kıvrak ve güzel bir duygu yumağı!”
• Kendi alanlarına ve özeline düşkün,
• Duygusal ama duygularını göstermeyen,
• Zor güvenen ve ihtiyatlı,
• Ruhsal bir avcı,
• Evine düşkün,
• Yalnızlık duygusu güçlü,
• Sezgileri yüksek,
• Kıvrak zekalı,
• Doğru olanı yaptıkları konusunda güvenceye ihtiyaç duyan,
• Sevecen, neşeli bir ebeveyn,
• Hareketli,
• Duyarlı,
• Uysal,
• Akıl almaz bir düşgücü,
• Hassas nokta: Mide – Bağırsak,
• Köşeye sıkıştıklarında kavgacı ve atik,
• Güvendiklerine tüm yüreği ile sevgi gösterme,
• Anlaşılması zor, gizemli,
• Güçlü sezgiler,
• Duyguları baskı altında tutma eğilimi,
• Atik bir ruhsal koşucu,
• Başkalarının göremediğini gören,
• Romantik.


21 Mart – 19 Nisan
ALADOĞAN

Uğurlu Taşı: Opalin
Rengi: Sarı
“ Görkemli ve büyüleyici bir iyilik sembolü!”

• Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji,
• Daldan dala atlayan,
• Hızlı gelişme, değişme kapasitesi,
• Düşünce ve duygularında çok açık,
• Açıksözlü ama bazen patavatsız,
• Yalana ve yalancılığa tahammülü olmayan,
• Korkusuz,
• İleri görüşlü,
• Kızgın olduklarında saldırgan ve çok tehlikeli,
• Bağımsız,
• Kolayca dikkati dağılan,
• Enerjilerini yönlendirmeye başaranlar için iyi bir yönetici,
• Sağlam bünyeli,
• Hassas Nokta; Baş bölgesi, sık baş ağrısı,
• Herkesle anlaşan,
• Doyumsuz bir güç ve enerji isteği,
• Yeryüzü işlerine aşırı eğilim,
• Dost ve adil bir ebeveyn,
• Çoşkulu,
• Heyecanlı,
• Arkadaş yanlısı, geniş bir çevre,
• İletişim gücü yüksek,
• Pırıltılı,
• Etkileyici,
• Hayır demesi zor!


20 Nisan – 20 Mayıs
KUNDUZ

Uğurlu taşı: Krisokol
Rengi: Mavi
“Herkese yaşam gücü ve tadı veren denge merkezleri!”
• Dengeli, ağırbaşlı,
• Değişimi sevmeyen,
• Planlı,
• Eşyalarına düşkün,
• Bir işi yaptığı zaman hem güzel hem yararlı olmasına çalışan,
• Fiziksel olarak çok güçlü,
• Sürekli barışı arayan ve barış ortamlarını tercih eden,
• Toprağa, köke bağlı önem veren,
• El becerileri yüksek,
• Her türlü fiziksel ortama uyum sağlayan,
• Kendi rahatı ve huzuru için çevreyi düzenleyen,
• Tek boyutlu düşünceye kolayca kayabilen,
• Sessiz, sakin,
• Güven duymadıkları zaman geride kalıp dinleyen,
• Sinirlenince yıkıcı,
• Suyla ilgilenmekten hoşlanan,
• İşleri sürtüşmesiz, uyumlu hale getirmeyi başaran,
• Maddi alanda güvenceyi seven,
• Evliliği ciddiye alan ve eşine sadık olan,
• Tutarlı ve dengeli ilişkileri tercih eden,
• İç huzura önem veren,
• Kararlı ve dirençli ama bir o kadar da tehlikeli!


21 Mayıs – 20 Haziran
GEYİK

Uğurlu taşı: Akik
Rengi: Beyaz – Yeşil
“Çekici, hareketli, duyarlı bir şifacı!”
• Hareketi seven,
• Aynı anda birkaç işi yapabilen,
• Durmadan bir düşünceden ötekisine geçen,
• Çok uyanık ve zeki,
• Koruma içgüdüsü fazlası ile gelişmiş,
• Güzel olan her şeyi seven,
• İlişkilerinde fiziksel görünüme önem veren,
• Sanatçı kişilikli,
• Yeni buluşlara meraklı,
• Yeni tatlar, yeni yerler görmeyi seven, maceracı,
• Gülmeyi seven bir kahkaha makinesi,
• Monogamist ilişkilere yatkın olmayan,
• Sevgi dolu bir ana-baba,
• En küçük işte bile güzellik yaratabilen,
• Hassas nokta: Damar tıkanıklıkları,
• Kalıcı ilişkileri olması gereken,
• Sevinmeyi ve sevinç duygusunu çok önemseyen,
• Yaratıcı,
• Konuşkan,
• Dünyanın tüm güzelliklerini görebilen,
• Duyarlı,
• Keyif almayı bilen,
• Maceracı!


21 Haziran – 22 Temmuz
AĞAÇKAKAN

Uğurlu Taşı: Kırmızı Akik
Rengi: Pembe
“Aile ortamlarının ve sevginin vazgeçilmez merkezi!”
• Gizemli yetenekleri olan,
• Dengeli ortam ve dengeli durumları tercih eden,
• Olayların iç yüzünü kolayca kavrayan,
• Korunaklı yuvalar isteyen,
• Muhakkak sevdikleri bir eşe ihtiyaç duyan,
• Düzenli, iyi ilişkiler kuran,
• Çok hırslı,
• Anaç, evcimen,
• Sevmeyi ve sevilmeyi çok önemseyen,
• Yardımsever,
• Dinsel ve mistik eğilimleri olan,
• Uzak çevreye kadar herkesle ilişki içerisinde olan,
• Uyumlu,
• Güven duygusuna önem veren,
• Çabuk korkan,
• Milliyetçilik duyguları güçlü olan,
• Maddi güvence olmayınca mutsuz olan,
• Hassas Nokta; İç hastalıkları,
• Yaşamda her zaman ruhsal bir amaç arayan,
• Huzursuz olunca hastalanma eğilimine sahip,
• Sağlam ve güvenilir bir dost!


23 Temmuz – 22 Ağustos
MERSİNBALIĞI

Uğurlu Taşı: Gröna Demir
Rengi: Kırmızı
“Gösterişli, bağımsız, sevilen, keskin görüşlü bir fırtına!”
• Soylu, görkemli düşünmeyi seven,
• Dost ama alaycı,
• Gerçek duygularını saklayan,
• Hassas nokta; Soğuk algınlığı, boğaz ağrısı, hazımsızlık,
• Çok cesur,
• Başkalarının kendilerine verdiği acıyı unutmayan,
• Başkalarına duygusal çözümler sağlamayı seven,
• Liderlik duyguları çok güçlü,
• Egemenlik kurmayı seven,
• Bazen kibirli,
• Çok zeki, uyanık ve hareketli,
• Çocuklarına karşı korumacı,
• Tükenmez bir güç kaynağı ve ruhsal derinlik,
• Çok sağlam bir korunma zırhı,
• Okumaya meraklı,
• Haksever, iyi niyetli bir yönetici,
• Hırçın davranışların altında yumuşak ve kırılgan bir yürek,
• Acılarını, dertlerini asla göstermeyen,
• Psikolojik ve fiziksel sıkıntıları kolayca çözümleyebilme yeteneği,
• Başka insanların üzerinde güçlü etkiler yaratan,
• Beklenmedik, hesapsız öfke patlamaları olan,
• İyi yürekli, duyarlı kişiler!


23 Ağustos – 22 Eylül
BOZAYI

Uğurlu Taşı: Ametist
Rengi: Erguvan
“Çözümlemeci ve mantıklı düşünme yeteneği olan bir organizatör!”
• Mantıklı,
• Adalet duygusu güçlü olan,
• Yalana karşı hassas ve hemen hisseden,
• Öfkesini soğukkanlı ve hesaplı bir şekilde gösteren,
• Konuşmayı seven,
• Aynı zamanda uzun süre suskun kalabilen,
• Korkutucu bir düşman,
• Somut aleme ve lükse meraklı,
• Akıllarına koydukları zor, kolay her şeyi yapabilen,
• Sorumluluk duygusu çok güçlü,
• Sinirli ama sevecen bir ana-baba,
• Temiz, titiz,
• Disiplinli ve düzenli,
• Uyumlu ama çekingen,
• Aldatılmaya tahammülü olmayan,
• Sorunları kolayca çözebilen,
• Zayıf olan herşeyi küçümseyen,
• Ruhsal gelişim konusunda desteğe ihtiyaç duyan,
• Yemeğe düşkün ama rejimi de seven,
• Hekimlik, yönetim ve savunma konularına meyilli,
• Hassas Nokta; Mide, bağırsak ve kalp,
• Tasarıları ve düşüncelerinin bozulmasına asla izin vermeyen,
• Dürüst ve etkin bir kişiklik!


23 Eylül – 23 Ekim
KARGA

Uğurlu Taşı: Jasper
Rengi: Kahverengi
“ Nezaket ve kararlılığın mükemmel bir bileşimi!”
• Yardımsever,
• Doğa ile ilişkide olmayı seven,
• Ani, beklenmedik manevralar yapabilen,
• İç dengeleri bozulmazsa uzun süre çalışabilen,
• Ruhsal alanda çok rahat olan,
• Hayattan zevk almayı bilen,
• Her şeyin iyi ve kötü yanını kolayca görebilen,
• Çelişkili,
• Her türlü düşünce ve akımı izleyip öğrenmek isteyen,
• Sevdiklerine karşı aşırı korumacı hatta yıkıcı,
• Kendilerini bulmak için zamana ihtiyaç duyan,
• Hayvanlara düşkün,
• Evine özenen, zevkli, dekorasyona meraklı,
• Güzel şeyleri seven,
• Estetiğe düşkün,
• Kendilerini bulmakta bazen zorluk çeken,
• Çok sevimli,
• Kucaklanmayı ve öpücüğü seven,
• Güven vermeyi ve güven kazanmayı seven ve kolayca öğrenen,
• Hayatı dolaysız ve yoğun yaşayan,
• Güzel ve yakışıklı insanlardır!


24 Ekim – 21 Kasım
YILAN

Uğurlu taşı: Bakır – Malahit
Rengi: Turuncu
“Ruhsal güçleri çok yüksek duyarlı insanlar!”
• Ruhsal seslere karşı duyarlı
• Uğraştıkları işte başarılı,
• Kendi söylediklerini benimseten,
• İlişki kurdukları şeyleri dönüştürme yeteneği,
• Tükenmez bir enerji,
• İyileştirici güçlere sahip,
• Hassas Nokta: Karın ağrısı,
• Çevrelerine yardımcı olma yeteneği,
• Bazen dar kafalı,
• Karar verme aşamasında yardım almayı sevmeyen,
• Aydın bir kişiliğe sahip,
• Çatal dilli,
• Soğukkanlı,
• Çok gizemli,
• Ketum,
• Kusursuz ,
• Etrafa kolayca uyum sağlayan,
• Çocuklarına yetki vermeyi seven,
• Kendi özlerini değiştirebilme gücü,
• Saklı işler çevirmeyi seven,
• Çok çekici,
• Dokunma ve titreşimlere olağanüstü duyarlı,
• Farklı bir kişilik!


22 Kasım – 21 Aralık
WAPİTİ

Uğurlu Taşı: Obsidiyen
Rengi: Siyah
“Yeniden doğan veya yeniden doğurabilecek bir güç simgesi!”
• Parlak, saydam yapılı bir kişilik,
• Sık sık ikilem yaşayan,
• Yaşamları boyunca bıçak sırtında yürüyen,
• Dış etkilerden gerçek özleri çıkarmayı çok iyi beceren,
• Yumuşak ama güçlü bir yapıya sahip,
• Çevrelerine karşı antiseptik bir etkiye sahip olan,
• Çok güçlü bir adalet duygusuna sahip,
• Güçlü içgüdüleri olan,
• Ruhsal düğümleri kolayca çözebilen,
• Yükseklere tırmanmayı başarabilen,
• Sağlam içgüdüleri olan,
• Yakın ilişki kurmaktan çekinen,
• Sıcak kalpli, sevgi dolu olabilen,
• Fikirlerinden asla caymayan, kendi bildiğini okuyan,
• Bazen aşırı cesur,
• Erkenden olgunlaşan,
• Çabuk öğrenen,
• Öfke nöbetleri geçirebilen,
• Kazandıkları bilgileri herkesle paylaşan,
• Gururlu,
• Saygı ve sevgi uyandıran, neşeli Wapiti’ler!

11 Ekim 2011 Salı

YÜREĞİM



Yüreğim ıslaktır benim
Kuytularda ağlamaktan.
Ve hafif uçuktur rengi
Kurusun diye kaç kez
Güneşe asılmaktan.
Sunay Akın

10 Ekim 2011 Pazartesi

Ömür aslında öyle kısa ki...


Bu resimde annemle babamın yaşlılığını görüyorum :)


Önceden iki kişi karşılaşıp birbirlerine hatır sorduklarında, karşılıklı verilen cevap " iyiyim sen nasılsın ? " olur du. Herkesin hayatında yaşamını mutlu kılan bir çok olay var dı.

Örneğin;
Sağlıklıydılar çok şükür.
Çocukları vardı beş altı tane, hatta belki daha da çok güzel güzel ve pırıl pırıl.
Ekmek tekneleri işliyordu tıkır tıkır, bir baba çalışıp on boğazı doyurabiliyor du.
İki göz oda evleri vardı, hep beraber mutlu mesut yaşadıkları.
Daha ne olsun du ki, iyi olmak için başka şeye gerek mi var dı ?

Sonra çocuklar büyüdü.
Bir babanın çalışması evi geçindirmeye yetmedi. Büyüyen çocuk tek başına bir aileyi sırtlamayı göze alamadı. Kız anasının kuzusuysa, güvey eli mahkum kayınpederinin kuzusu oluyor du. İyiyim sen nasılsın sözcüğü zamanla yerini " iç güveysinden hallece" ye bıraktı.

Yeni çifler anne baba, eski topraklar dede nene oldu.
Aile genişledi ama yeni nesile başarılarının sadece kırmızı kurdela ile taçlandırılması yetmiyor du. Artık kızlar lahana bebek istemiyordu, ille de Barbi olmalıydı. Erkeklerede sadece oyuncak otomobiller yetmiyor du, bir de Woltran’ ı oluşturmak gerekiyor du. Anne babaların diline geçim derdi diye uğursuz bir cümle peydah olmuştu. Artık iç güveysinden hallece bile değiller di. Bu sözcük de durumlarını anlatmaya yetmiyor du. Artık "Allah bugünümüzü aratmasın" diyorlardı. Bunu derken bugünlerini arayacakları sanki içlerine doğmuştu.

Çocuklar büyümüştü.
İşe, aşa ve eşe ihtiyaçları vardı.
Ekmek arslanın ağzındaydı ama arslan görünürlerde yoktu. Oğlan üniversite mezunuydu ama, talip olduğu firma, başka bir üniversitenin mezunlarına öncelik tanıyor du. Kızın da istediği bir eş adayı vardı ama çocuğun aşını kazanabileceği bir işi henüz yoktu. Ooofff of hayat ne kadar da zordu. Artık cümlemiz daha da anlam değiştirip " iyi diyelim belki iyi oluruz "olmuştu.

Çark bizim zamanımızda da hızla dönmeye başladı.
Ve fark ediyorum ki, herkes bir şekilde o veya bu sebeble hayatından şikayetçi. Herkes bir dokun bin ah işit modunda. Evrim değiştiren cümlemiz iyice değişti. Yerini "aman ne olsun be yaşıyoruz işteye " bıraktı. Hatta üzülerek söylüyorum ki, " boşver ya konuşmak istemiyorum " diyenler bile var.

Ooohh be çok mutluyum diyen yok,
Bugün çok güzel birşey oldu diyen yok,
İyiyim sen nasılsın diyen hiç yok.
Milletin, milletimin, memleketimin durumuna vallahi çok üzülüyorum.

Ana oğlundan, baba kızından dertli,
Abla kardeşten, kayın enişteden dertli,
Bakkal, kasap, manav, top yekün süpermarketten dertli,
İşçi patronundan, memur müdüründen dertli,
Ortalık it dalaşı, it itin ayağına basmıyor ama itlerde birbirlerinden dertli,
Yaşlanan kurtlar itin maskarası olmuş onlarda dertli.
Ayaklar baş olmuş, bu başın başını ağrıtmış, baş da dertli,
Herkes dertli, mutsuz ve kırılmış.
Herkes de bir cinnet hali.

Güzel yurdumun güzel insanları, değerli okuyucularım ne oldu bize böyle.
Hayat zor, şartlar acımasız, ama bu ömür bir kez bahşediliyor, silkelenip kendimize gelme zamanıdır.

Ömür aslında öyle kısa ki.

Hayatı kendimize zulm edip yaşlanmayalım ne olur. Zararın neresinden dönersek kar.

Ben 25 yaşından sonra hayatımın efendisi oldum mesela.

Yeterki açın hayat pencerenizi bakın dışarı. Mutlaka sizin için çalan bir şarkı vardır. Hemen seçin şarkınızı, unutmayın yıllar sonra torunlarınızla albümleri karıştırırken " bir ömür nasıl geçti olamadım farkında..., şimdi bana kaybolan yıllarımı versinler " demek de var, " bak canım şu fatoğrafın çekildiği günlerden sonra çok şükür ikinci baharı yaşamaya başladı ömrüm " demek de.

Yeterki canlanın biraz.
Canlanın, sevin, gülümseyin ve yaradana herşey için şükredin, şükür bereketi doğurur unutmayın.
Ben öyle yapıyorum.

İçten sevgilerimle,
Güngör Ekinci.

GÜNGÖR İÇİN SONE*



Bazı isimlere yazılmış olan şarkıları ve şiirleri okudukca, dinledikce
keşke benim adıma da yazılmış bir şarkı yada şiir olsa derdim.

Varmış meğerse.
Ümit Yaşar Oğuzcan’ı zaten severdim, bu şiirle sevgim ikiye katlandı.
Şiiri çok beğendiğim için buradan sizlerle de paylaşmak istedim.
Umarım siz de beğenirsiniz.
Sevgilerimi gönderiyor hepinize harika bir hafta diliyorum.

GÜNGÖR İÇİN SONE*
Hangi yalnızlıktır iten seni bu sığ sulara,
Hangi şekilsiz gerçek bağlayan ellerini,
Kattığın bir acı gülüştür düştüğün korkulara,
Kim baksa gözlerine görür beklediğini.

Saçında bir tel vardır o çağırır hüznü,
Ellerindir yorulmuş, anlaşılmamış, nemli, soğuk.
Bir rengi vardır dudaklarının saklayan gülüşünü,
Ne zaman baksam gözlerine ağlar bir çocuk.

Ne kadar gülsen ortada kırıklığın öyle gerçek,
Sen bir sarılarda, bir yeşillerde, bir morlarda
Sanki bir kederdir ömrün hiç bitmeyecek.

Kimbilir kimdir seni bekleyen şimdi o yollarda ?
Bilmediğin görmediğin kim çıkacak o romanlardan,
Bir asil şövalye mi ? ki kalmış eski zamanlardan.

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Sone* : Genellikle iki dörtlü ve iki üçlü şeklinde toplam on dört dizeden oluşan klasik batı edebiyatı şiir türüne verilen ad.

8 Ekim 2011 Cumartesi

Burası Otağtepe TEMA Vehbi Koç Doğa Kültür Merkezi



Geçenlerde Düşler Denizi bloğunun sahibi sevgili Nilay’cığımın bloğunda harika fotoğraflar gördüm. Yazdıklarını okuyunca fotoğrafları nerede çektiğini anladım. Ve dün de kuzenim Kübra ile soluğu orada yani Kavacık Otağtepe TEMA Vehbi Koç Doğa Kültür Merkezinde aldık.

Bu mekanın adını daha önce duymuştum ama İstanbul’un incisi boğazın bu kadar güzel fotoğraflanabileceğini düşünmemiştim açıkcası. 2. köprüyü kullananlar mutlaka fark etmiştir, Anadolu yakasına geçerken sağda tepede devasa bir Türk bayrağımız var. İşte burası o bayrağın bulunduğu yer aynı zamanda. Köprü o kadar yakınınızdaki elinizi uzatsanız tutacakmışsınız gibi geliyor. Giriş kişi başı 1,5 TL. İçerde otopark da var ama otopark ücretini bilemiyorum. İşin tek kötü yanı burada yeme içme yapabileceğiniz bir yer yok maalesef. Orada yeriz diye düşünerek çıkmayın yani evden.
Neyse şimdi ben susayım fotoğraflar konuşsun.
Sevgilerimle,
Güngör Ekinci

Tüm fotoğrafları olduğu gibi bu fotoğraflarıda üzerlerine tıklayarak büyütebilirsiniz.














5 Ekim 2011 Çarşamba

Bu hayvanları hiç sevmiyorum..!



Hapşırdıkları ya da öksürdükleri zaman ellerini ağızlarına tutmayan öküzleri,

Kendilerine kırmızı ışık yanıyor olduğu halde durmadan geçen develeri,

Kalabalıkdan faydalanıp sıraya girmeden otobüse binmeye çalışan çakalları,

Alış veriş yaparken tezgahtar arkadaş bana yardımcı olmaya çalışıyorken, ikide bir
bi bakarmısınız bi bakarmısınız diyerek kızın canını sıkan inekleri,

Hızla geçerken üzerimize yoldaki çamurlu suyu sıçratan, arabalarının beygir gücünden daha da büyük beygirleri,

Meteoroloji uzmanlarının televizyonda günlerce uyarmalarına rağmen araçlarına zincir takmadan yola çıkıp trafiği alt üst eden ayıları,

Gırtlaklarını temzileye temizleye utanmadan sokaklara tüküren lamaları,

Çöplerini çöp günü olmadığı halde tedbirsizce sokağa bıraktıkları için,
sokak hayvanları tarafından çöpleri ortalığa dağıtılmış olan böcekleri,

Dost gibi görünüp hayatınıza süzülmeye çalışan, yüzünüze karşı başka, arkanızdan başka konuşan yılanları,

Özel hayatınıza saygı göstermeyen akrepleri,

Aynı fırından çıkmış ve yan yana dizilmiş olan simitlerden birini almak için, önce hepsini tek tek elleyen sinekleri,

Yanınızda görmek istemediğiniz halde zorla hayatınızda kalmaya çalışan keneleri,

Hiç ama hiç sevmiyorum.
Güngör Ekinci

4 Ekim 2011 Salı

Ye Dua Et Sev / Elizabeth Gilbert



Ye Dua Et Sev, üçüde yapmayı çok sevdiğim eylemler gerçekden :-)
Bu kitabı da hakkında edindiğim duyumlardan sonra, çok merak ederek ve severek aldım. Ama itiraf etmek gerekirse başlarda çok sıkıldım. Hatta okuyamadığım için birkaç gün ara verdim.

Belki o günlerde benim ruh halim de kitabı okumaya uygun olmamış olabilir.
Çünkü, kitabı günler sonra elime aldığımda, nasıl başladım, nasıl bitirdim anlamadım gerçekden. Kitap da bir kadının İtalya, Hindistan ve Endonezya da geçirdiği süreler içindeki içsel yolculuğu anlatılmış. New York da yaşayan Elizabeth'in doğu felsefesinin ruhsal tedavisi ile yaralarını sarmak için yaptığı yolculuk desek daha doğru olur aslında.

Meditasyon yapmayı zaten çok severdim, daha da bir sever oldum şimdi.
Ve bir kez daha anladım ki, her şeyin başı sevgi ve affetmek (bazen zor olsa da )…

Okumaya karar verirseniz, pişman olmazsınız.
Sevgilerimle,
Güngör Ekinci

3 Ekim 2011 Pazartesi

İYİ Kİ DOĞDUN CANIMIN İÇİ



Canımın İçi,

Bugün benim için günlerin en güzeli, çünkü senin doğum günün.
Aksesuarların en güzeli olan AŞK'ı taktın bana aylar önce.
Ve sayende, son 182 günün hergünü de benim doğum günüm oldu aşkım.
Şairin dediği gibi, Aşksız geçen günleri düşecek olursak eğer ömürden,
benim ikinci doğum günüm de 04/04/2010 tarihi oldu artık.

Beni kendine hergün yeniden aşık ettiğin için,
Bana yaşadığımı fark ettirdiğin için,
Beni sabırla dinlediğin için,
Beni anladığın için (bazen anlamasan da :-) ),
Kaprislerimin üstünde durmadığın için,
Şımarıklıklarıma gülüp geçtiğin için,
Beni baştan beri eksik etmediğin desteğinle hep sarıp sarmaladığın için,
Verdiğin güvenle kendimi hep iyi hissetmemi sağladığın için,
Elimi tuttuğunda kendimi asansör boşluğuna düşmüş hissedecek kadar beni heyecanlandırdığın için,
Beni her aradığında, telefonda adını gördüğüm zaman, önce bir kaç kez derin nefes almamı gerektirecek kadar içimi titrettiğin için,
Her ayın dördünde gönderdiğin çiçeklerle burnumu sızlatıp, beni mutlulukdan ağlattığın için,
Beni, birlikde kuracağımız yeni dünyamızın kapısına doğru elimden tutarak adım adım yaklaştırdığın için çok teşekkür ederim sevgilim.

Allah,
yüreğimden aşkını,
gözlerimden gözlerini,
Nefesimden nefesini,
Hayatımdan varlığını eksik etmesin Canımın içi.

Doğum günün kutlu olsun,
İyiki doğdun, İyiki varsın, iyiki benimsin.
Seni hergün artan bir aşkla ve tutkuyla seven,
Sevmeye doyamayan SUyun.

30 Eylül 2011 Cuma

Bu da benim AŞK tarifim



24 saat boyunca, nerede olursanız olun, ne yaparsanız yapın onu düşünüyorsanız,
Onu sorduklarında, onu hem saklamak hem anlatmak istiyorsanız ve yüzünüze hoş bir gülümseme yayılıyorsa,
Saat dilimleri hep onu gösteriyorsa, zaman tam onu gösterirken durmuşsa,
Yaşamak istediğiniz tek yer onun yanıysa,
Hep ondan bahsetmek istiyorsanız,



Huzur onun kanadının altında olmaksa,
Şimdiye kadar hissettiğiniz en güzel koku onun kokusuysa,
Onun mutluluğu kendi mutluluğunuzdan önce geliyorsa,
Dört mevsim yazsa ve dallar hep kirazlıysa,
Kendizi fethedilmiş İstanbul gibi görüyorsanız ve O tek hükümdarınızsa,



Kısa ayrılıklar bile uzun geliyorsa hatta uçağı alandan kalkmadan özlemeye başlıyorsanız,
Yüzlerce kitabınızın içinde, onun aldıkları üstlerde, gözünüze en güzel görünen rafda duruyorsa,
Sizi aradığında telefonda adını gördüğünüz zaman, önce heyecanınızı yatıştırmak için birkaç derin nefes almanız gerekiyorsa,
Adı geçtiğinde içiniz titriyorsa,
Onunda sizi çok sevdiğini, düşündüğünü, önemsediğini bilmenin güvenini taşıyorsanız,



Her kapı çaldığında keşke şimdi o gelseydi diyorsanız,
Evde her lezzetli yemek piştiğinde, güzel sofralar kurulduğunda O da şimdi burada olsaydı diyorsanız,
Onunla geçtiğiniz yerlerden onsuz geçtiğinizde kendinizi yapayalnız hissediyorsanız,
Uğrunda her şeyden vazgeçmeyi göze alabilecek kadar gözü kara olduysanız,
Küsüyor, barışıyorsanız ve halinize siz bile şaşırıyorsanız,



Bütün dost sohbetlerinde onun da yanınızda olmasını istiyorsanız,
Önceden gurur yaptığınız şeyleri şimdi sevginiz tolere ediyorsa,
Sizin gözünüzde en güzel beden onun, en güzel karakter onunsa,
Güne onun günaydını ile başlamak geceyi onun öpücüğü ile kapatmak istiyorsanız,
Tebrik ederim, ne mutlu size…
Çünkü bunun adı AŞK…

29 Eylül 2011 Perşembe

İYİKİ DOĞDUN GÖKHAN



Biz Ortaokula giderken ev ekonomisi dersimiz vardı.
3.sınıfta derse müfettiş geldi, hepimize sırayla kaç kardeş olduğumuzu sordu.
4 kardeş ve üstü olan arkadaşları çok azarlamıştı.
Dersimizin hocası da müfettişle bir olup arkadaşlarımızı arazlayarak bize aile planlamasından bahsetmeye başlamışlardı.

O gün arkadaşlarımın durumuna çok üzülüp - " Allahım iyiki 3 kardeşmişiz diye sevinmiştim". Ama bu olay beni çok fazla rahatsız etmişti.

Aradan birkaç ay geçmişti ki annem ne dese beğenirsiniz ?
- Güngör bir kardeşin daha olacak.

Günlerce ağladım 4.kardeşi istemiyorum diye.
Fakat dikkatinizi çekerim istemediğim aslında kardeş değil, DÖRDÜNCÜ kardeşti.
Ve tek derdim "ben arkadaşlarıma 4 kardeş olduğumuzu nasıl söylerim "di.
Hakan’la, Güler havalara uçuyorlardı yeni bir kardeş geliyor diye, bense yastaydım.

Annem, babam, teyzelerim ve yengem, dokuz ay boyunca dört koldan beni ikna etmeye çalıştılar :
- Bak, bir doğsun tapacaksın ona, en çok sen seveceksin, kimseye bırakmayacaksın
vs. vs.....Ama üzüntüden kimseyi dinleyecek halim yoktu.

Neyse, 13 yaşımdayken annemle babam beni dinlemediler tabiki :-)
Araya yaz tatili girdi, arkadaşlarımı ve ev ekonomisi hocamızı görmediğim için biraz daha rahattım, artık ağlamıyordum. Günler ayları kovaladı, liseye başladım. Okulun ilk haftasının ilk Perşembe gecesi annemin sancıları tuttu. Cuma günü sabaha karşı Gökhan aramıza katıldı.

Ogün okula gitmedik. Öğle saatlerine doğru hastaneye gittik. Gökhan, bebek yatağında yatıyordu ve yatağın üzeri bir örtü ile kapalıydı. (Ozamanlar öyleydi nedense, çocuklar kundaklanır öyle sere serpe yatırılmazdı.)

Herkesin gözünün üzerimde olduğunun farkındaydım.
Biraz istekli biraz isteksiz, biraz sevinçli biraz sinirli, Gökhan’ın üzerindeki örtüyü kaldırdım.

Allahım o ne ?
Inının ınının ınının ııııııınnnnn...
Bir bebek bu kadar mı güzel olur ?

İşte o saniyelerden sonra Gökhan bir yana dünya bir yana oldu benim için.

Diğer kardeşlerimi hatta bütün ailemi çok severim, zaten bunu da herkes bilir.
Ama aramızda 14 yaş var, belki de bunun için Gökhan benim hem kardeşim hem çocuğum gibi oldu.

Gökhan, büyümeye başladığında önemli olaylarını not etmeye başlamıştım. Sonra derken okulda ne olmuş ne bitmiş, kim ne demiş, herşeyini benimle paylaşmaya başladı. Ozamanki çocuk aklıyla ne tatlı şeyler anlatırdı bilemezsiniz. Sonra bunların hepsini bir defterde toplamaya karar verdim.
18. yaş gününe kadar aksatmadan ve Gökhan'a söylemeden, bana anlattığı herşeyini yazdım. Deftere Gökhan'ın her yaşında birlikde çekildiğimiz fotoğraflardan da yapıştırdım.

Bana ilkokul 1.sınıfa giderken doğum günümde hediye olarak minik bir yıldız vermişti bir de not yazmıştı saklamıştım.
İlk dişini de saklamıştım.
Hatta 1.sınıfta kullandığı defterlerini, kalemlerini, ona en çok yakışan minicik kıyafetlerini de ayırmıştım.

18.doğum gününde hepsini paketleyip, ANI’larıyla birlikte doğum günü hediyesi olarak vermiştim çok duygulanmıştı.

Sevgili kardeşimin bugün karşılayacağı yeni yaşını buradan da kutlamak istedim.

Canım benim,
Zaman bizi ne ile karşılaştırırsa karşılaştırsın,
hayat bizlere ne sunarsa sunsun,
her zaman yanında / yanınızda olacağımı bilmeni isterim.

Tüm beklentilerinin gerçek olduğu, mutlu, sağlıklı, başarılı, huzurlu bir ömür diler yanaklarından öperim.

Doğum günün kutlu olsun.
İyi ki doğdun, iyi ki varsın.

Seni çok seven ablan Güngör Ekinci

27 Eylül 2011 Salı

3 boyutlu harika resimler

Resimler, üzerlerinde verilen pozlarla sanki gerçekmiş hissi uyandırıyor.
Çok beğendiğim için yayınlamak istedim.

Resimleri üzerlerine tıklayarak büyütebilirsiniz.
Keyifli seyirler.
Sevgiler.











24 Eylül 2011 Cumartesi

HEY GİDİ GÜNLER



Hiç unutmam, kardeşim Güler’le benim çocukluğumuzda annem mürebbiye gibiydi başımızda.

Ağzını şapırdatma, lokmaları ağzına küçük koy, öyle oturma, bacaklarını bitiştir ve hafif yana ey, odadan dışarı çıkarken misafire arkanı dönmeden, biraz yan durarak kapıdan çık, büyüklerin yanında bacak bacak üstüne atma, kollarını sallamadan yürü, sen arkadaşında kalma, o kalmaya bize gelsin, hava kararmadan evde ol... daha neler neler...

O günlerde bu kadar otorite beni çok sıksa da çevremdekilerin beğenisini takdirini kazanmak için elimden geleni yapardım. Orta okula giderken ayna karşısında yemek yerdim, kaşığı ağzıma şöylemi götürsem daha iyi böylemi, saçlarımı nasıl toplasam, hatta nasıl gülsem ... vallahi abartmıyorum. Daha o yıllarda, ideal bir genç kız nasıl olur diye düşünüp kendimi ona göre yetiştirmeye çabalamıştım.

Şimdinin çocuklarının, gençlerinin beklentileri ve değer yargıları ile karşılaştıracak olursak, bizim jenerasyon şimdikilerin gözüne çok sıkıcı görünür herhalde.

Yeni jenerasyon bilmez ama eskilere tanıdık gelecektir. Bizim zamanımızda “REZİL OLMAK” gibi bir durum vardı. Ahlaksız davranılmazdı, ailemize kötü laf gelmesin, bizim yüzümüzden yüzleri kızarmasın diye bütün davranışlarımızda ÖLÇÜlüydük biz. Büyüğümüzü saymayı, küçüğümüzü sevmeyi, kollamayı bilirdik. Her sabah “Türküm, doğruyum, çalışkanım.... yasam büyüklerimi saymak, küçüklerimi korumaktır...” diye yemin eder, yeminimiz hakkını vererek yaşardık.

Vücudumuzun namahrem yerleri vardı, herşeyimiz ortada gezmezdik. Evlendiklerinde kadınların erkeklerine, erkeklerin kadınlarına sunacak, dokunulmamış özel birşeyleri vardı. Beyinlerinin % 95’i sadece seks için çalışan erkeklerin sayısı parmakla gösterilecek kadar azdı.

Kalp herkes için çarpmazdı, AŞK bir kerelikti.
Evliliğe bir ömür boyu niyetiyle başlanır, bunun için yemin edilirdi.
Şimdikilerin büyük çoğunluğunda olduğu gibi, gittiği yere kadar denilip yola çıkılmazdı. Gencecik yaşında başından kötü bir evlilik geçmiş, aşk’tan ağzı yanmış arkadaşlarımızın sayısı bu kadar çok değildi.

Televizyonumuzun tek kanalı vardı, ama en azından babamızın yanında izlerken yüzümüz kızarmazdı. Onlar da aman şimdi çocuğu etkileyecek kötü birşey çıkabilir diye korkarak televizyon izlemek zorunda kalmazlardı. İlk özel televizyona geçtiğimizde , izleyenlerine sevgiyi, komşuluk dayanışmasını öğreten “ Perihan abla ”mızla tanıştık. Bütün televizyonlar bu kanalı çekmezdi. Arkadaşım Yıldız’lar her Çarşamba bize gelirlerdi, birlikte izlerdik. Televizyonlar gençleri şehir magandalığına, lolitalığa özendirmezdi. Kabadayı başka şey, mafya başka şeydi.

Kızlarımızın çoğunun kendisine saygısı, kişilikleri vardı. Şimdiki büyük çoğunluk gibi sevgililerinin kalıbına giren, her konuda inanmasalar bile sevgilileri gibi düşünen, kendi fikri olmayan, teşhirciliği, soyunmayı marifet sayan kızlar yok denecek kadar azdı. UTANMA denen bir duygu vardı. Erkeklerimiz daha lise yıllarındayken dava adamı olma yolunda ilerlerler, ahlaksızlığa prim vermezlerdi.

Kadın gibi bir KADIN bulmakda, adam gibi bir ADAM bulmakda artık çok zor oldu neyazık ki, herkes hakkını veremiyor. Etraf kadıncıklar ve adamcıklarla doldu.

Daha çocukken sofra kurmayı öğrenirdik biz. Şimdi genç kızlarımızın çoğu çayı mutfaktan odaya getirip servis yapabilmekten aciz. Erkeklerinde büyük çoğunluğunun tek derdi adrenalinlerini tavanda tutmak. Beyinlerinin % 95’i seks, kalan % 5 lik kısmının da yarısı maç yarısı arabalar için çalışıyor.

Çok iç karartan uzun bir yazı oldu belki ama, gözüme takılanlar aydınlık değil, üzgünüm. Kapanış cümlelerimi kısa tutacağım.

Güzel yurdumun güzel insanı ey türk evladı, titre ve kendine gel.
Sahip çıkmazsan değerlerin elden gidiyor.
Batılı gibi olmaya çalışan doğulu olma.
Güneş doğudan doğar unutma.

Sevgilerimle,
Güngör Ekinci

En kötü net TTNET


Son iki haftadır üyesi olduğum ADSL firması ile yaşadığım sıkıntının boyutunu tahmin edemezsiniz. TTNET iki haftadır sunduğu hizmet sayesinde, Türkiyenin en kötü ADSL firması olduğunu ispatladı bana.

ADSL üyeliğinizi değiştirip TTNET’e geçmek gibi bir niyetiniz varsa,
ya da ilk kez bir üyelik satın alacaksanız SAKIN HA !!! diyorum.

SAKIN HA, aman arkadaşlar ben yandım siz yanmayın.

Böyle bir hizmet ömrümde görmedim. Ortada bir hizmet olduğu kesin.
Ama bu hizmetin adı internet hizmeti değil, olsa olsa işkence hizmeti ya da mağduriyet hizmeti gibi bir şey olur. Hatta, müşteriyi çileden çıkarma hizmeti dersek daha şık olur sanırım.

İki haftadır günde en az iki kere TTNET müşteri hizmetlerini arıyorum.
Müşteri temsilcilerine ve takım liderlerine derdimi anlatıyorum.
Ve her defasında tamam Güngör hanım,
kayıt açıldı Güngör hanım,
ben size geri dönüş yapıcam Güngör hanım şeklinde cevaplar veriyorlar.
Ama ne arayan var ne soran.

Sanki babalarının hayrına hizmet sunuyorlar. Sınırsız internet üyeliğim var güya. Her ay parasını ödediğim internet hizmetini sınırlı bile alamıyorum. Ben sorunumu defalarca anlatmakdan, telefon başında sinirlerimin bozulmasından bıktım usandım, TTNET çözüm üretMEMEKden bıkmadı.

İşin ilginci kendileri ile hergün defalarca konuşuyoruz, hatta güya konuşmalarımız kayıt altına alınıyormuş. Ama her konuştuğum kişi, daha önce konu hakkında bir çağrı alınmadığını söylüyor. Ayrıca konuştuğum kişilerin isimlerini verdiğimde de o kişiyi tanımadıklarını söylüyorlar. Ne sorunumu çözüyorlar, ne üyeliğimi iptal ediyorlar. Daha da ilginci sorunun ne olduğuda hala belli değil??? Gülermisiniz ağlarmısınız? Böyle rezalet görmedim, bu nasıl bir iştir anlamadım.

İnternet artık elimiz kolumuz olmuş durumda.
Ne SSK’dan onlıne randevu alabiliyorum,
Ne bloğumla ilgilenebiliyorum,
Ne diğer blogger arkadaşlarımı ziyaret edebiliyorum,
Ne başka işlerimi takip edebiliyorum.

En önemlisi biliyorsunuz Canımın içi yurt dışında yaşıyor. Ancak nette görebiliyoruz birbirimizi. Ve TTNET deki bu kopmalar yüzünde birbirimizi de göremez olduk günlerdir.

TTNET sınırsız internet derken sınırsız sıkıntı demek istiyor sanırım.

Bu yazıyı şimdi şikayetvar.com sitesinede gönderdim, tek ümidim orası artık.
Ne çıkacak bende merak ediyorum.

Her gece yatmadan önce sağlık, huzur, mutluluk için dua ve şükür ederim.
Artık modemimin ışıkları yansın ve internetim çalışsın diye de dua edicem neredeyse, o duruma geldim yani.

Neyse, uzun lafın kısası, en kötü net TTNET.

Sevgilerimle,
Güngör Ekinci

22 Eylül 2011 Perşembe

Yarın Artık Bugündür



Bir gün bir doktora, "gerginlik ve tedirginlikten" şikâyetçi olan bir hasta gelmiş. Yapması gereken çok işinin bulunduğunu; fakat kendisinin rahatsız olduğunu,
işlerinin ise beklemeye tahammülü olmadığını söylemiş.

Doktor, -- Bu işleri başka biri yapamaz mı? Ya da bir başkası size yardımcı olamaz mı? diye sormuş.
Adam, -- Onları yalnız ben yapabilirim; bütün işler bana bakıyor! diye cevap vermiş.

Doktor, -- Sana bir reçete vereceğim. Bu reçeteyi aynen tatbik etmen gerekiyor!diyerek, yazıp eline vermiş.
Adam reçeteyi eline alıp baktığında, hayretler içinde kalmış.

Reçetede, "Hergün en az iki saat işi bırakıp yürüyüş yapacaksın ve her haftanın yarım gününü bir mezarlıkta geçireceksin" yazıyormuş.

Hasta adam; -- Yürüyüşü anladık ama; neden mezarlık? diye sormuş.

Doktor, -- Oraya gidip mezar taşlarına bakmanı istiyorum.
Mezarlıklar, kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur.
Sen de onlar gibi ölüp mezarlığa gömülünce, kendinden başkasının yapmasına imkân olmadığını zannettiğin işlerin, başkaları tarafından da yapılmaya devam ettiğini göreceksin, demiş.

Yazara aynen katılıyorum.
Kendilerini vaz geçilmez görenleri yarım gün mezarlığa,
hallerinden sürekli şikayetçi olanları da günde 2 saat devlet hastanelerine göndermek lazım.
Belki o zaman hayatı ıskalamadan yaşamak gerektiğinin,
her anımız ve her halimiz için yaradana şükretmemiz gerektiğinin farkına varabilirler.

Sevgilerimle.

17 Eylül 2011 Cumartesi

Gönlün Ne Kadar Şık Sen Ondan Haber Ver ...



şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?
koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri,
ama gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında,
bırak aksın yollarına.
yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
sen inan yüreğine,
hem ona geçmezse kime geçer sözün?..
büyü büyü...
bak ellerin ayakların kocaman.
aklın da maaşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,
boşver yaşı başı,
aşk var mı aşk, sen ondan haber ver?
takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir
kış günü, öl gitsin...
parayı pulu savurup,
bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin,
savrul gitsin...
Boş ver be yaşı başı, kim tutar seni kim,
kendi yüreğinden başka kim?.
Aklını al da öyle git,
ister bir duvara, ister bir odaya,
ister kıra bayıra vur da git.
Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle
bırakmadıkça birine.

O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
seveceksen ve öleceksen uğruna...

yaşa be,
yaşa da öyle git, gireceksen toprağa...
yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş.
sen mi biteceksin?
çekeceksen bile bayrağı,
yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin?

Can Yücel

15 Eylül 2011 Perşembe

NİHAYET GİTTİM



Bugün kendim için güzel bişey yaptım.
Ve bu yıl 5.si düzenlenen Beyoğlu Sahaflar Festivaline gittim.
Toplam 69 sahafın katıldığı festivalde eski plaklara, fotoğraflara, kitaplara dokunarak adeta geçmişe yolculuk yaptım.
Önceden okuyup çok beğendiğim ve almak istediğim kitapların listesiyle gitmiştim.
Ne yazık ki sadece üç kitabı bulabildim ve hemen aldım tabiki kitaplığımda bulunması için.
Kitap festivalleri, kitap fuarları mutlaka gidip görülmeli bence.
Gerçekden çok hoş atmosferleri oluyor çünkü. İlle de kitap almaya da gerek yok.

Standlar yan yana sıralı kurulmuş ve sahaflar oldukca ilgililer.
Edindiğim bilgiye göre ilk hafta çok yoğunlarmış ama bu hafta sakin geçiyormuş.
Bir çok kitap ilk hafta tüketilmiş. Ayrıca yoğun ilgiden dolayı festivalin bir hafta daha uzatılması söz konusuymuş.

Gitmek isteyip de hala gidemeyenler bu sizler için bir fırsat olabilir.
Herkese sevgilerimle,
Güngör Ekinci














Al beni çal beni götür cehenneme
Vur beni öldür beni yeter ki terk etme
Tatmayan ne bilsin ayrılık tadını
Dilimden düşmeyen o güzel adını
Anmadım bir kez bile sormadım gurur diye
Gel gör ki pişmanım şimdi
Al beni çal beni götür cehenneme
Vur beni öldür beni yeter ki terk etme
Al beni çal beni taa cehenneme
Vur beni öldür beni yeter ki terk etme
Aşk mı bu dünyanın en büyük serveti
Ne yazık bilinmez eldeyken kıymeti
Bilemedim affet beni aşkının kıymetini
Gel gör ki pişmanım şimdi
Al beni çal beni götür cehenneme
Vur beni öldür beni yeter ki terk etme
Nilüfer

Gülmeyecek bu yüzü
neden verdin bana yarab?
ya birazcık neşe ver
ya beni baştan yarat
hep terketti sevdiklerim
paramparça dünyam benim
sende kaldı ümitlerim
paramparça dünyam benim
baştan yarat ellerimi
baştan yarat gözlerimi
baştan yaz şu kaderimi
tanrım beni baştan yarat.
yaktın bağrımda közleri
dinlettin acı sözleri
verdin bu ağlar gözleri
tanrım beni baştan yarat
Emel Sayın


Seni düşündüm dün akşam yine
Sonsuz bir umut doldu içime
Birde kendimi düşündüm sonra
Bir garip duygu çöktü omzuma
Hani ıssız bir yoldan geçerken
Hani bir korku duyarda insan
Hani bir şarkı söyler içinden
İşte öyle bir şey
Hani eski bir resme bakarken
Hani yılları sayarda insan
Hani gözleri dolarya birden
İşte öyle bir şey,
işte öyle bir şey
Seni düşündüm dün akşam yine
sonsuz bir huzur doldu içime
Birde kendimi düşündüm sonra
Bir garip bir duygu çöktü omzuma
Hani yıldızlar yanıp sönerken
Hani bir yıldız kayar da insan
Hani bir telaş duyar ya birden
İşte öyle bir şey
Hani bir yağmur yağarya bazen
Hani gök gürler ya arkasından
Hani şimşekler çakar peşinden
İşte öyle bir şey,
işte öyle bir şey
EROL EVGİN