Buraya ilk geldigimde GURBETTE GELIN OLMAK baslikli bir yazi
yazmistim. O an ki ruh halime ve hissettiklerime dair.
15 yildir gurbette ve artik 50 yasinda biri olarak da GURBETTE GELIN OLMAK - 2 - baslikli yeni bir yazi ile bu donemdeki duygularimi ve hislerimi kaleme almak istedim bugun.
Ben aslinda “gurbet” kelimesini hiç sevmem. Ve iki sene oncesine kadar hiç de kullanmazdim. Evinden barkindan ayri dusmus, zor sartlar altinda yasayan insanlari hatirlatirdi bu kelime hep bana.
Severek isteyerek, hatta buyuk bir askla Ispanyaya
gelmis ve çok sukur halinden çok memnun
biriyim ben. Kendimi de burada hiç
gurbette hissetmemistim taaa ki 2 sene
oncesine kadar.
Çunku 2 sene once gurbetin baska bir yuzunu tanidim; Ya
yetisemezsem korkusu.
Biliyorsunuz 2 sene içinde çok sevdigim 2 kisi ruhsal olarak kalbimde yasamaya devam
etselerde fiziksel olarak gittiler hayatimdan. Ve sonrasinda ya
geride kalan sevdiklerime bir sey olursa ve hemen vaktinde gidemezsem,
yetisemezsem korkusu yerlesti içime.
Çunku yurt disinda olunca oyle “ ha deyince” ulkenize uçmak, sadece halden anlamayanlara çok kolay geliyor. Gerçekler çok baska.
Ozellikle de kuçuk çocuklariniz varsa, esiniz gece çalisiyorsa, buludugunuz yerde
yalnizsaniz daha da zor.
Bir çok gurbetçi tanidigim var ki, evrak sorunlari yuzunden bile ulkelerine girdi çikti yapamiyorlar. Ekonomik sartlari hiç yazmiyorum bile.
Bu nedenle gurbette olunca bir çok sevdiginizin cenazesine gidemezsiniz. Evde aglarsiniz, dua edersiniz, ruhlarina hayir yapar dagitirsiniz.
Gurbetçiler her olume gidemiyor da, her dugune gidiyor mu sanki? Tabiki hayir.
Gurbetçiler her olume gidemiyor da, her dugune gidiyor mu sanki? Tabiki hayir.
Bir çok dugunde dernekte olamazsiniz. Birileri instagramdan canli yayin açsa da, ben de gorsem diye dua edersiniz. Bana bol bol fotograf gonderin, video gonderin diye tembihlersiniz herkesi.
Ne siz yegenlerinizin nasil buyudugune taniklik edebilirsiniz, ne kardesleriniz sizin çocuklarinizin nasil buyudugune. Buradan hediye olarak kiyafet goturmek bile risktir artik. Çunku boyunu posunu bile bilmezsiniz ve içten içe burnunuz sizlar. Bir kaç yilda bir gorusunce de, fark edersiniz ki, ne kadar sıkı sarılsanız da, yegenlerinizle aranizda hep gorunmez bir mesafe olusur zamanla
Kimi ölür gider, kimi evlenip gider, kimi büyür gider ama gurbette olunca çoğuna yetisemezsiniz…
Bitti mi? Tabiki bitmedi.
Diyelim ki arabayla Ispanya´da bir yere tatile gidiyorsunuz. Ve yaninizdan Turk bayrakli, Turk plakali bir tır geçiyor. Haydiiii. Gel de korna çalip el sallama. Gel de senin de Turk oldugunu belli etmeye çalisma. Zaten duygulanip agladigini gorunce onlar da anlayip, korna selami verip, el salliyorlar.
Mesela çocuklara ulke
sevgisini, din sevgisini verebilmek de çok kolay degil. Noel babadan yola
çikarak bir yol buldum ben de. Salona surpriz hediye birakiyorum. Resmi bayramlarda
Ataturk gondermis, dini bayramlarda Peygamberimiz gondermis diyorum. Yeterki
kulak dolgunlugu olsun, bu bile yeter bana. Deniz artik buyudu ama Emir hala
inaniyor.
Dili ne kadar iyi ogrendim deseniz de her gun yeni bir sey çikiyor sasirdiginiz, anlamadiginiz. Ozellikle deyimler ve kelime oyunlari hala bazen sorun oluyor benim için. Ispanyol birine “ ay eteklerim zil çaliyor” ya da “ simdi keçileri kaçiracagim” demek gibi bir sey yani. Hadi gel de açikla.
Aradan kaç yil geçerse geçsin, oldugunuz yere ne kadar uyum saglarsaniz saglayin, bir kultur farki hep oluyor. “ Hee ama bu biz de boyle” durumu hep var yani.
Ya Turk mutfagina duyulan ozlem?! Bu zaten basli basina bir yazi konusu.
Bogazda açik bufe kahvaltilar, çesit çesit donatilmis, sevdiklerinizin etrafinda toplandigi yemek sofralari… Minikligine, sarimsakli yogurdun, soganli sosun içindeki suzulusune kurban oldugum mantiyi hangi gurbetçi ozlemez acaba? Tabiki ben de yapiyorum. Ama Turkiyede ki baska.
Nereye gidersek gidelim, orayi hep dogup buyudugu sehirle karsilastirir gurbetçi. Mesela benim klasik cumlem “ Istanbul daha guzel”.
Bir de ozlem denilen bir sey var.
Elle tutulamaz, gozle
gorulemez. Ama gurbetçiyi her seyden daha çok etkiler. Dagi tasi, konu komsuyu, havayi, suyu, ezan sesini, çay
bardaklarinin seklini bile ozlersiniz.
Hele “ yaaa oturuyoruz, daha erken, gidip ne yapacaksiniz, ikinci çayi demledim” sozcukleri var ki ruyalarina bile girer gurbetçinin. Oyle bir ozlem yani.
Neyse…
Allah tum gurbetçilere yasadigi yeri sevdirsin. Yasamlarini kolaylastirsin. Ozlemlerini dindirsin diyelim.
Herkese selam ve sevgiyle.
Gungor
