Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2011 Salı

YOĞURDUN FAYDALARI



Ben hergün ya yoğurt yerim ya da ayran içerim.
Ayrıca aşağıdaki bilgilere ek olarak yoğurdu yüz maskesi olarak kullandığımı da belirtmek istiyorum. Yüzümü yıkadıkdan sonra yoğurdu sürüp 20 dakika kadar cildimin yoğurdu çekmesini bekliyorum. Sonra ılık su ile yıkayıp yoğurdu temizliyorum. Deneyin, daha ilk yapışda yüzünüzün kadife gibi, bebeksi bir yumuşaklığa ulaştığını göreceksiniz sizde.

Yoğurt,
Zararlı bakterilerin üremesini durdurarak bağırsakların düzenli olarak çalışmasını sağlar.

Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına yardımcı etkisi bulunmaktadır, mide rahatsızlıklarını önler.

Şeker hastaları için yararlı bir besindir,kan şekerini düzenleyici etkisi bulunmaktadır. Kaymağı alınmış ve ekşimemiş yoğurt tercih edilmelidir.
Bağırsak düzensizliklerinin giderilmesine, özellikle çocuk ve yetişkinlerde karşılaşılan ishallerin tedavisine yardımcı olur.

Bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların çoğalmalarına ve hatta yaşamalarına engel olur.

Kanser riskini azaltır, özellikle kolon kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır.

Vücuttaki kolesterol miktarının azalmasına yardımcı olur, LDL-kolesterolü azaltır.
Kanda sağlıklı asit baz dengesi sağlar.

Süt ve süt ürünlerini tükettikten sonra laktoz intolerans nedeniyle bağırsaklarda gaz problemi yaşayan kişilerde laktozu parçalanması nedeniyle gaz oluşumu azaltır.

Bağırsakları temizlediği, zararlı bakterileri önleyerek ishal oluşumunu engellediği için gıda zehirlenmelerine karşı koruyucudur.

Bağırsaklarda B vitaminlerinin üretilmesini sağlar.

Suyuyla birlikte yenmelidir, suyu vitamin içerir. Süzme yoğurtta B vitamini kalmaz.
Rahatlatıcı etkisi bulunmaktadır, bu nedenle iyi bir uyku için idealdir.
Kalsiyumun daha fazla emilmesini ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesini sağlamaktadır.

Antibiyotik kullananlar, ilacın etkisiyle zarar görebilecek yararlı bakterilerin korunması amacıyla, yoğurt yemelidirler.

Midesi çok duyarlı olanlar, oniki parmak bağırsağı ülseri olanlara dokunabilir.Bu durumda dikkatli tüketilmelidir.

Yoğurt, ayrıca inulin adıyla bilinen, alt sindirim sistemindeki sağlığı geliştirici bakterilerin üremelerini ve canlı kalmalarını sağlayan prebiotik bir madde içermektedir.

ABD`de yapılan bir araştırmada da, düşük kalorili rejimlerine yoğurt seçeneğini ekleyen ve günde üç öğün yağsız yoğurt yiyen aşırı kiloluların, yoğurtsuz bir diyet programı uygulayanlara oranla yüzde 22 daha fazla kilo verdikleri ve yüzde 61 daha fazla yağ yaktıkları tespit edildimiş. Yoğurt yiyenlerin ayrıca, karın bölgelerinde yüzde 81 daha fazla yağ yaktıkları ortaya çıktımış.

16 Mart 2010 Salı

Sağlık için en iyi ilaç GÜLMEK

En son, karnınızı tutarak, yerlerde yuvarlanarak ne zaman güldünüz? Ne zaman bir arkadaşınızla telefonda kahkahalara boğuldunuz? Hayatımızda gülmek için vakit ayırmadığımız bir gerçek. Psikiyatrist Dr. Judith Kupersmith (Texas Tech Tıp Merkezi) gülmenin sanılandan çok daha önemli olduğunu, stresi anlamlı ölçüde azalttığını söylüyor ve "Gülmenin strese karşı bir savunma mekanizması olduğunu düşünün. Aynı anda hem gülmek hem de üzüntülü olmak çok zordur" diyor.
Aslında kendisi böyle bir araştırma yapmamış olmasına rağmen bu amaçla yapılan birçok araştırmanın benzer sonuçlar verdiğini, mizahın kan basıncını düşürüp endorfin hormonunun açığa çıkmasını sağladığını belirtiyor. Endorfinler beyine etki ederek kişinin kendisini mutlu hissetmesini sağlıyor. Gülmek ayrıca, dolaşımı düzenliyor, kalbi, sinir ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Ayrıca direk olarak bir kişiye gülmüyorsanız kimseye bir zarar vermiyor.
Siz kendiniz gülmeseniz de fıkra anlatmak da endorfin salgılanmasını sağlıyor. Diğerlerinin gülmesi de sizi olumlu etkilemiş oluyor. En etkili gülüş şekli ise göbekten gelen gülüş. Bu şekilde gülmenin ruh sağlığına inanılmaz olumlu etkileri var.
Turk.net sağlık bölümünden alınmıştır.

13 Ocak 2010 Çarşamba

SAĞLIK BİLGİLERİ

Kan Grubunuz Kişiliğinizi Anlatır mı ?
Bir Japon enstitüsüne göre, kan grupları, kişilik özelliklerimizi göstermektedir. Peki sizce?

0 Grubu
Lider olmak istiyorsunuz ve hedefinize varıncaya dek savaşıyorsunuz. Tam bir trend kurucususunuz, sadık, tutkulu ve kendine güvenensiniz. Zayıf taraflarınız: kıskançlık, kibir ve fazla iddialı olmanız.

A Grubu
Uyumdan, barış ve düzenden hoşlanıyorsunuz. Başkalarıyla iyi çalışıyorsunuz ve duyarlı, sabırlı ve duygusalsınız. Zayıf taraflarınız arasında inatçılık ve dinlenmeyi bilmemeniz gelir.

B Grubu
Tamamen kendinize özelsiniz ve kendiniz merkezlisiniz, içtensiniz ve bu içtenliğiniz herşeyi kendi bildiğiniz gibi yapmanızı sağlıyor. Yaratıcı ve esneksiniz, kolayca her tür duruma uyabiliyorsunuz. Aşırı özgür olma ısrarcılığınız bazen sizi aşıyor ve bir zayıflık gibi olabiliyor.

AB Grubu
Cool ve kontrollü, genelde herkes sizden hoşlanıyor ve her zaman insanları rahatlatıyorsunuz. Doğal bir eğlendiricisiniz ama aynı zamanda taktikçi ve doğrucusunuz da. Ancak soğuk ve duygusuzsunuz ve karar vermekte güçlük çekiyorsunuz.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

ENERJİ VEREN ÖNERİLER
Sabah uyanınca pencereyi açın. Açık havada burnunuzdan aldığınız oksijeni, ağzınızla yavaş yavaş verin. Günde beş, altı kez uygulayacağınız bu egzersiz, kılcal damarlarınıza daha bol oksijen gitmesini sağlayacak.

Her sabah duştan önce düzenli olarak bir fırçayla cildinize kuru masaj yapın. Bu peeling, gözeneklerinizi açacak ve cildinizin toksinlerden arınmasını hızlandıracak.

İşe gitmeden önce mutlaka kahvaltı edin. Aksi takdirde vücudunuzun, yağ depolarına saldıracaktır. Kendinize krep, yulaf yada mısır gevreğinden oluşan bir kahvaltı hazırlayın. Kahvaltıda meyve yemeyi de ihmal etmeyin. Bunlar, içeriğindeki meyve şekerleri ve vitaminler yoluyla size ihtiyacınız olan enerjiyi sağlayacak.

Su, sizi toksinlerden arındıracak en iyi dostlarınızdan biri. Bu nedenle her gün bol bol su içmeyi ihmal etmeyin.

Her gün en az beş dakika, zamanınız varsa yirmi dakika boyunca düzenli olarak hafif egzersiz yapın. İsterseniz parkta yürüyebilir ya da evde egzersiz yapabilirsiniz.

Akşam yemeğinizi çok geç saatlerde yemeyin. Böylece organizmanız geceleri fazla yorulmaz. Ayrıca hem daha iyi uyur, hem de zinde uyanırsınız.

Bol bol meyve, meyve suyu ve bitkisel çay tüketin.

FORMSANTE

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

SAĞLIKLI BESLENİYORMUYUZ?
Hepimiz hayatımızı devam ettirmek için yiyoruz içiyoruz. Hatta bütün aktivitelerimizi yemekle taçlandırıyoruz. Sinema çıkışı yemeğe, kutlama var yemeğe, alış veriş sonrası yemeğe. Acıksak da acıkmasak da iki lafın belini kırmak için nereye gidiyoruz tabiki yemeğe.

Venlife dergisi, Hacettepe Ünv. Beslenme uzmanlarından Dr. Sayın Pınar Sökülmez ile bir röportaj yapmış. Bugün bu bilgilerin bir kısmını sizler için bloğuma taşıdım.

Dünya Sağlık Örgütü, sağlığı, insanın fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olması şeklinde tanımlar. Yalnızca hastalık ve yaralanma gibi durumların bulunmaması insanın sağlıklı olduğunu göstermez.

Beslenme yetersizliği veya dengesizliği bazı hastalıkların ortaya çıkmasına yol açar.
Örneğin fazla hamur işi yiyen ve hareket etmeyen kişilerde şişmanlık, çok fazla tuz tüketenlerde tansiyon yüksekliği, hayvansal kaynaklı yağları çok tüketenlerde damar sertliği gelişebilir.
Ancak sayılan besinler gereğinden az tüketilirsede beslenme yetersizliği ortaya çıkar demiş Sn. Sökülmez.

Ve şöyle devam etmiş; Formada olmanın yaşı yoktur. Sağlıklı ve doğru beslenme vücut ağırlığı ile doğrudan ilişkilidir. Vücut ağırlığının değerlendirilmesi 3 şekilde yapılır.

A ) BEDEN KİTLE İNDEKSİNE GÖRE
Ağırlık ve boy ölçümü yapıldıktan sonra şu formülle değerlendirilir.
Beden kitle indeksi: Ağırlık / Boy

70 kg ağırlığında 1.68 metre boyunda bir bireyin beden kitle indeksi şöyle hesaplanır:

70 / (1.68) x (1.68)= 70 / 2.82= 24.8 ( normal)

Beden kitle indeksi sınıflaması:

18.5 altı zayıf
18.5- 24.9 normal
25.0-29.9 hafif şişman
30.0-39.9 şişman
40.0 ve üzeri aşırı şişman

Ağırlık kazanımı ya da kaybı için uygulanacak diyet programları mutlaka bir diyetisyen denetiminde yapılmalıdır.

B ) BEL ÇEVRESİNE GÖRE DEĞERLENDİRME

Bel çevresinin yüksek olması sağlık risklerinin bir göstergesidir. Bel çevresi erkeklerde 94-102 cm. arası, kadınlarda 80- 88 cm. arası olmalıdır.

C ) BEL VE KALÇA ÇEVRESİNE GÖRE DAĞILIM

Bel / Kalça çevresi oranı= Bel çevresi( cm) / Kalça çevresi (cm)
Örnek: 85/ 100= 0.85
Bel çevresinin kalça çevresine oranı kadınlarda 0.8’i erkeklerde 1.0’ı geçmemelidir.Bu değerlerin üstü kalp- damar hastalıkları ve şeker hastalığı için risk faktörüdür.

KAN BASINCINIZ NORMAL Mİ
18 yaşından sonra her iki yılda bir kan basıncınızı ölçtürmelisiniz. Bu ölçümleri 50 yaşından sonra yılda bir defaya indirmelisiniz. Kan basıncınız tekrarlanan ölçümlerde 135-85 mmHg'nin üzerinde ise doktorunuzla görüşmeniz de fayda var.


&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Bir bardak suyun 46 faydası...

Suyun gerçek anlamda faydalarının tespiti konusunda yapılan çalışmaların aslında bir şans eseri ortqya çıktığını ve bu yöndeki çalışmaların o günden sonra hız kazandığını biliyor muydunuz?

İranlı hekim Batmanghelidj, Suyun hastalıklara iyi geldiğini, insanı iyileştirdiğini hapishanede şans eseri öğrenmiş. Şah döneminde rejim karşıtı olduğu iddiasıyla tutuklanan Batmanghelidj, bir gün koğuşta, mahkumlardan birinin inanılmaz mide sancılarıyla kıvrandığını görür. Gayri ihtiyarı olaya müdahale eder ve ölmek üzere olduğunu düşündüğü adama adama iki bardak su içirir. Fakat ne görsün, adam çok geçmeden kıvranmaktan kurtulur. O günden sonra Dr. Batmanghelidj, Suyun şifa verici etkisi üzerine çalışmalarını yoğulaştırma kararı alır. Cezaevinde kaldığı 2,5 yıl içerisinde yaklaşık 2 bin tutuklu ve hükümlüyü iyileştirir.

Tabi ki yalnızca suyla.

2,5 yıl kadar sonra tahliye vakti geldiğinde, hapishane müdürüne ricada bulunu ve "lütfen beni 1 yıl daha burada tutun, zira araştırmalarımın en önemli evresine girmiş bulunmaktayım ve bu kadar çok hastayı dünyanın hiçbir yerinde, bu koşullarda bulamam" der.

Böylece Batmanghelidj, 1 yıl daha "gönüllü hapis" yatar ve çalışmalarını sürdürür. Hapishaneden çıkınca da soluğu Amerika'da alır ve bu konuda kitaplar yazmaya başlar.

Dr. Batmanghelidj “Hasta Değil Susuzsunuz" kitabında vucudumuzuz tam 46 nedenle suya ihtiyaç duyduğunu anlatır.


Bunlar şunlardır.

1- Hiçbir şey susuz yaşayamaz.
2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.
3- Su temel enerji kaynağıdır, vücudun “nakit akımıdır.”
4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.
5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.
6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.
7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.
8- Bütün besinlerin, vitmin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.
9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.
10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.
11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.
12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.
13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.
14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.
15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.
16- Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları” na dönüştürür.
17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.
19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.
20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.
21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.
22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.
23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.
24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.
25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.
26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.
27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.
28- Uykuyu düzenler.
29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.
30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.
32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.
33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.
34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.
35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.
36- Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.
37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.
38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.
39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.
40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.
41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.
42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.
43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.
44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.
45- Yaşılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.
46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.

* Prof. Dr. Osman Özsoy

11 Ocak 2010 Pazartesi

SAĞLIK BİLGİLERİ

A Vitamini Eksikliğinin Sonuçları

Dünyada en çok eksikliği görülen vitaminlerin başında A vitamini gelir. Beslenme bozukluklarından kaynaklanan vitamin eksikliği çeşitli hastalıklara yol açmaktadır.

A Vitamini Eksikliğinin Sonuçları
A vitamini eksikliğinin ilk belirtisi gece körlüğüdür. İleri düzeyde vitamin eksikliği devam ederse tam körlük oluşabilir.
Büyüme çağındaki çocuklarda kemik yapısı gelişmez, cilt yapısı bozulur ve rengi matlaşır.
Üreme fonksiyonlarında bozukluklar ve kısırlık görülebilir.
Aşırı alkol tüketimi ve A vitamini eksikliğinde karaciğer yetersizliği sorunu yaşanabilir.
Doğum kontrol hapı kullanıyorsanız A vitamini ihtiyacınız artacaktır.
A Vitamin Vücuttaki Görevi
A vitamini; gözün düzenli çalışmasını, hücrelerin gelişip yenilenmesini, cildin sağlık ve pürüzsüz olmasını, kanserin önlenmesini, bağışıklık sisteminin güçlendirmesi gibi önemli görevli bulunmaktadır.
A vitamini, hayvansal gıdalarda ve deniz balıklarında bulunur. Bitkilerde bulunan beta-karoten maddesi vücutta A vitamini olarak kullanılır.
A Vitamini ve Beta-karoten maddesinin en yoğun bulunduğu kaynaklar;
Karaciğer, akciğer, böbrek
Balıkların yağı ve karaciğeri
Süt
Tereyağı
Yumurta sarısı
Havuç
Kayısı
Şeftali
Domates
A Vitaminin fazlası vücutta çeşitli sorunlara yol açar. Eklem ağrıları ve saç dökülmesi a vitamini fazlalığının belirtileri arasındadır.
Dengeli beslenerek doğal kaynaklardan vitamin ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. A vitamini tabletlerini mutlaka doktorunuza danışarak kullanmalısınız.



PLASTİK ŞİŞELERDEKİ TEHLİKE

Lösemili Çocuklar Vakfı'ndan (LÖSEV) yapılan açıklamada, plastik kola, su ve süt şişelerinin kanserojen olduğu belirtildi.
Açıklamada, özetle şöyle denildi:
"Birçok içecek ile gıda maddesi plastik şişeler ve ambalajlar içerisinde sunulmaktadır. Ne yazık ki bu plastik şişe ve ambalajların çoğu gıda kodeksi yönetmeliğine uymamamakta, içinde zararlı maddeler barındırmaktadır. Plastik şişelerin ham maddesi bilindiği üzere bir petrol artığıdır. Yapısında yer alan ve sonradan katılan yüzlerce kimyasal madde insan sağlığını doğrudan ilgilendirmektedir. Özellikle plastik şişenin içine konan asitli içeceklerin (kolalı, gazlı içecekler, süt, meyve suları vb.) eritici etkisi ile bu kimyasallar plastikten koparak içindeki içecek veya yiyeceğin özüne geçebilmektedir."
Açıklamada şu önerilerde bulunuldu:
"Özellikle hamileler, çocuklar ile 60 yaşın üzerindeki kişiler plastik şişe ve kaptaki içecek ve yiyecekleri tercih etmesinler.Sıcak çay, kahve vb. sıvıların sunulduğu plastik bardak ve plastik karıştırıcıların kullanımı yasaklanmalıdır.
Tüm gıdaların (özellikle süt, meyve suyu ve su) tüketiminde cam şişe ve kaplar kullanılmalıdır.Piyasada plastik şişelerde satılan ve çok fazla tüketilen kolalı içeceklerin, içerik analizleri yapılmalı ve sonuçları açıklanmalıdır."

KADIN ERKEK HERKESİN DERDİ KEPEKLER

Normalde saç derisindeki hücreler, düzenli bir şekilde yaşlanarak dökülürler. Ölü hücrelerin yerine de yenisi gelir. Altında yeni deri hücresi oluştuğunda ise, eski deri canlılığını yitirerek kepek halini alarak dışarı atılır. Bu durumda saçlarda kuruluk sorunu da vardır. Saçlarınızda geçmeyen bir kepek sorunu varsa, bir dermatoloğa görünmeniz gerekir. Kepek, saç derisinin dışında şakak, alın ve kaşlarınızda da kızarıklıkla beraber seyretmekteyse, mutlaka doktora gitmelisiniz.
Kepek probleminin iki sebebi vardır. İçsel ve dışsal nedenler.
İçsel Nedenler:
Dengesiz beslenme
Alerji ve hassasiyet
Sağlık sorunları
Hormonal dengesizlik
Fazla terleme
Stres, panik ve tansiyon problemleri
Dışsal Nedenler:
Saçın çok seyrek yıkanıp az durulanması
Çok sık şapka, bere veya örtü takmak
Saç boyama maddelerinin yanlış kullanımı
Çok sık ve yoğun biçimde köpük, jöle ya da jel kullanmak
Kepek için özel üretilen şampuanları kullanın. Bu şampuanların içinde antibakteriyel ve mantara karşı ilaçlar bulunur. Bu yüzden kepeği önleme şansı yüksektir. Ancak, kepek sorununu çözdükten sonra, şampuanınızı değiştirmeyi ihmal etmeyin.
Kepek problemi yaşadığınızda dikkat etmeniz gereken en önemli noktalar, beslenme alışkanlığınız ve saçları sık yıkamaya ve iyi durulamaya özen göstermenizdir. Her banyoda saçları iki kez şampuanla yıkadıktan sonra, durulama suyuna sirke katmak ve banyo öncesinde saç diplerine susam yağı sürmek de etkili olacaktır.
http://kadin.tr.msn.com/guzellik/article.aspx?cp-documentid=149208140

OSMAN MÜFTÜOĞLU & YAĞLANMA

Karın veya göbekte biriken yağların nedeni genetik, metabolik veya hormonal faktörler olabiliyor.

Eğer kanda insülin hormonun fazlalığı ve insüline cevapsızlık ile seyreden "insülin direnci sendromu" olan "kronik stresli" ya da "metabolik sendromlu" biriyseniz, otuzlu yaşlar sonrasında karın çevrenizin yavaş yavaş genişlemesine şaşırmayın. Eğer karın çevrenizde yağlanma ile birlikte yüzde yuvarlaklaşma, ensede yağ birikimi, karın ve kalçada kırmızı-mor çatlaklar meydana gelmişse bir Kuşing (Cushing) hastalığı veya sendromundan kuşkulanmak gerekiyor. Böbrek üstü bezinin stres hormonu kortizolü fazla miktarda üretmesi sonucu oluşan bu sorun yüksek dozda ya da uzun süreli kortizol kullanımı durumunda da ortaya çıkabiliyor. (Sezen Aksu’da böyle olmuştu). Orta yaşlarla birlikte belirginleşen karın ve bel çevresi yağlanması erkeklerde testosteron azalması (Andropoz), kadınlarda östrojen kaybı (Menopoz) ile de ortaya çıkabiliyor. Ve nihayet herhangi bir hormonal veya metabolik sorun olmadan da karın ve göbek çevresinde yağlanma ortaya çıkabileceğini bilmek gerekiyor. Bu durum çoğu kez genetik kökenli oluyor. Fazla miktarda alkol içmenin (özellikle biranın) de karın yağlarını artırdığı biliniyor.

Nasıl tedavi edilecek

Karın çevresinde biriken yağlardan "Liposuction", "Lipoliz" veya "Mezoterapi" gibi geçici çözümlerle kurtulabileceğinizi düşünmeyin. Bu yöntemleri denerseniz hem ağrılı bir işleme katlanmış, hem de belinizi değil cüzdanınızı inceltmiş olursunuz!

Karın yağlarını cerrahi olarak aldırmak belki 300-500 gramdan geçici olarak kurtulmanıza ve birkaç aylık geçici bir görüntüye sahip olmanıza yardımcı olsa bile kilo sorununuzun çözümüne hiçbir yarar sağlamaz.

Lipoliz ve mezoterapi gibi yöntemlerin, yağ kaybı amacıyla kullanılmasının hiçbir yarar sağlamadığını daha önceki yazılarımızda okumuş olmalısınız.

Karın bölgesi yağlarını azaltmanın yolu öncelikle onu oluşturan nedeni tedavi etmekten geçiyor. Hormonal eksikliklerin giderilmesi, kortizol fazlalığı, insülin yüksekliği gibi problemlerin kontrol altına alınması, kronik stresin önlenmesi gerekiyor. Bunun dışında bir miktar günlük kalori kısıtlaması yapmak da etkili. Diyeti mutlaka egzersiz-aktivite çalışmaları ile desteklemek gerekiyor.

En etkili yağ eritici düzenli egzersizdir

Karın bölgesi yağlarını azaltmada en etkili egzersiz her gün yapılan 30-35 dakikalık sıkı yürüyüşlerdir. Sert, ritmik ve dakikada ortalama 120 adımın altına düşmeyen etkili yürüyüş planları karın yağlarından kurtulmayı kolaylaştırıyor. Mekik çekmenin de yararlı olabileceği belirtiliyor. Eğer yürüyüş planı ile günde ortalama 300-500 kalorilik bir kayıp sağlayabilirseniz bu yağların bir hayli azalabileceğinden kuşkunuz olmasın. Sırası gelmişken belirtelim: "Men’s Health" veya diğer fitness dergilerinde gördüğünüz dümdüz karınlı, bol kaslı erkek veya hanımlardan biri olmayı düşünüyorsanız, toplam vücut yağınızın %15 geçmemesi, hatta %12’lere inmesi gerekiyor. Bu da kolay kolay ulaşılacak bir oran değil.

Aşırı terlemenin birçok sebebi var

Vücudumuzda yaklaşık üç-beş milyon civarında terleme hızı ve miktarını ayarlayan bez var. Cildinize yerleşmiş olan bu bezler vücut sıcaklığına ve kendi kendine çalışan otomatik, sinirsel uyarılara bağlı olarak sıvı salgılamakta yani terlemenizi sağlamaktadır. Ter ile kaybedilen sıvı esas olarak su ve tuzdan ibarettir. Diğer minerallerin miktarı oldukça düşüktür. Terleme ile kaybedilen su miktarını esas olarak çevre ısısı belirler ama yiyip içtiklerinizin, genetik yapınız, hastalıklarınız hatta ruhsal durumunuzun bile etkisi olabiliyor. Sıcak içecekler, içinde alkol ve kafein bulunan içecekler, acılı ve baharatlı yiyecekler terleme miktarını arttırıyor. Yüksek dozda kullanıldığında Asetaminofen, Aspirin, Tiroid hormonu gibi ilaçlar da terlemeye yol açabilir.

Bazı insanlarda terleme kalıtımsaldır. Bu kişilerde özellikle, avuç içi ve ayak tabanında ayrıca koltuk altı ve kasıklarda fazla miktarda olmaktadır. Terleme miktarınızı hormonlar da etkiler. Menopoz ve andropozda, yani kadınlarda östrojen, erkeklerde testosteron hormonu azaldığında terleme artar. Düşük kan şekeri, kan şekerinde yüksekliğe bağlı sinir sistemi hasarları, tiroid bezinin aşırı çalışması, tüberküloz gibi enfeksiyon hastalıkları, sıtma ve benzeri parazit hastalıklarında da aşırı terleme ortaya çıkabilir. Uzun süreleri terlemeler özellikle, ateşle birlikte olduğunda lösemi ve lenfoma gibi kanserlere işaret edebilir.
Prod. Dr. Osman Müftüoğlu
kelebek.hurriyet.com.tr/yazarlar/7182379.asp?...95...

GÖBEK DÜŞMESİ

Kesinlikle hafife alınmaması gereken bir rahatsızlıktır. En büyük nedeni ani bir şekilde ağır bir şeyi kaldırmak,yüksekden atlamak yada düşmekdir.
Belirtileri: Çok kötü bir mide ağrısı, yenilen herşeyden sonra kusma, ağır ishal ve müthiş bir halsizliktir.

En basit ve etkili çaresi şu şekildedir:

Rahatsız kişi sırt üstü yere yatar ve dizlerini toplar.
Tedaviyi yapacak kişi baş parmağı ile hastanın göbeğine, parmağına kalp atışışına benzer bir tık tık sesi gelene kadar iyice bastırır. Göbek en fazla 10 dakika içinde yerine gelir.
Bunu yapamam diyorsanız göbeğinize bardak da attırabilirsiniz. Bu işlemde bardağın kendiliğinden düşmesi ile son bulur, ikiside çok etkili çözümdür. Ağrı, sızı, bulantı, hiç bişey kalmaz.


AYAKLARINIZA İYİ BAKIN
Vücudunuzdaki organların en duyarlı uçları ayağınızın altında yer alır. Bu noktalara masaj yaparsanız, ağrılarınızdan ve acılarınızdan kolayca kurtulursunuz. Gördüğünüz gibi kalp ile ilgili uçlar sol ayak altındadır.

Hangi organının nasıl bağlı olduğu nokta ve oklarla gösterilmektedir.
Bu organlara bağlı tüm sinirlerin burada sonlandığı gerçekten doğrudur.
Allah vücudumuzu mükemmel yaratmıştır. Bu sistem ile bizim yürümemizi sağlamış ve yürütmüştür ki bu noktalara her baskı yaptığımızda tüm organlarımız harekete geçsin ve düzgün çalışsın.
O zaman yürümeye devam edin....

SAĞLIK BİLGİLERİ

Salata, Kansere Karşı Koruyor

Zengin-fakir hemen her ailenin sofrasından eksik etmediği değişik salata menülerinde kullanılan yeşil yapraklı sebze ve bitkilerin ve bazı meyvelerin içerdikleri vitamin, mineral ve öğelerle kanserden koruyucu etki yaptığı bildirildi.

Erzurum İl Sağlık Müdür Yardımcısı ve İl Kanser Koordinatörü Dr. Siyami Kotan, kanser ve beslenme ilişkisi konusunda bilgiler verdi. Dr. Kotan, kanserin kontrolsüz çoğalan hücrelerin normal işlevi olan hücreleri öldürmeleri sonucu ortaya çıkan ve 200'den fazla türünün tanımlandığı bir hastalık olduğunu söyledi. Vücuttaki tüm organ ve dokularda kanserin gelişebileceğini bildiren Kotan, hastalığın öldürücü olma oranının yüksek olduğunu, erişkin nüfusta her yıl 100 bin kişide 150 ila 300 kişide görüldüğünü ifade etti. Kotan, kanserin kalıtımsal faktörler yanında sigara, çevre kirliliği ve beslenme gibi faktörlerin etkisinde olduğunu da kaydetti. Epidemiyolojik ve deneysel çalışmalarda beslenme ve kanser ilişkisinin ortaya konulduğunu vurgulayan Kotan, besinlerin kanser yapıcı ve kanser önleyici özellikler taşıdığını, ayrıca besinlere uygulanan pişirme, saklama işlemlerinin de zararlı maddelerin oluşumuna yol açabileceğini hatırlattı.

"Vitaminler ve salata"

Kansere karşı koruyucu etkisi olan vitaminler arasında sayılan A vitamininin yeşil ve sarı renkli sebze ve meyvelerde bulunduğunu kaydeden Kotan, bu vitamini içeren sebzelerin güçlü antitoksidan özelliği bulunduğuna işaret etti. Vücuda alınan kanserojenleri etkisiz hale getirdiği kaydedilen C vitaminin de limon ve turunçgiller ile maydanoz, tere, roka ve yeşil yapraklı sebzeler ile karnabahar, yeşil sivri biber ve domateste bulunduğunu belirten Dr. Kotan, E vitamini bulunan yeşil yapraklı sebzelerin de bazı toksik maddelerin etkilerini azaltarak kanserden koruyucu etki gösterdiğini, güçlü bir antitoksidan olduğu için yağların ve hücrelerin oksidasyonunu önlediğini söyledi. <******>

"Mineraller ve salata"

Dr. Kotan , salata malzemesi olarak kullanılan sebze ve bitkilerdeki kansere karşı önleyici etki gösteren mineralleri ise şöyle sıraladı:

"Molibden: Vücudun bu minerale gereksinimi düşüktür. Koyu yeşil sebzelerde bulunur.

Demir: Yeşil yapraklı sebzelerde bulunan bu minarelin fazla alınması gerekiyor. Bazı kimyasal kansorejenlerin etkisini azaltıyor.

Kalsiyum: Kemik gelişimi ve sağlığı için önemli bir besin öğesi. Yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor. Kemik ve kalın bağırsak kanseri riskini azaltıyor. Özel koku ve tat veren lahanalar ve kükürt içeren sarımsak, soğan da bu kategoride yerini alıyor."

Dr. Kotan, soğan, sarımsak, lahana, havuç, marul, kıvırcık, salatalık, şalgam, turp, maydanoz, tere, nane, roka, biber, taze fasulye, bezelye, patlıcan, limon ve nar gibi sebze ve meyveler ile yenebilen otlar, domates ve birçok sebzenin de katılarak yapıldığı salatalardan günde en az 2 porsiyon tüketilmesi gerektiğini, bunların yanında günlük sebze ve meyve tüketiminin 5 porsiyon olması gerektiğini bildirdi.


Hamsi, zekayı geliştiriyor.

Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Beslenme Uzmanı Doç.Dr. Ekrem Algün, iyot açısından son derece zengin olan hamsinin zeka gelişimine çok büyük faydaları olduğunu söyledi.

Kendisi küçük faydaları büyük, 'denizlerin kralı, sofraların tacı' hamsi, zengin bir protein deposu olmaktan başka bol miktarda iyot içermesi dolayısıyla zeka gelişimi açısından da faydalı bir besin olarak gösteriliyor. Ekmeğinden pilavına, buğulamasından ızgarasına, unundan yağına kadar çok geniş bir kullanım pörtföyü bulunan ve fıkralara konu olan hamsi, Karadeniz yöresinin ve kültürünün sembolü haline gelirken kış mevsiminin yaklaşmasıyla yolları gözleniyor ve yılda 3-4 ay boyunca bolca tüketiliyor.

Yöre ekonomisine önemli katkıları bulunan ve çok sayıda kişinin 'ekmek kapısı' olan hamsinin faydaları saymakla bitmezken, uzmanlar hamsinin beklenen faydaları sağlaması için tüketilmesinde bazı hususlara dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi, İç Hastalıkları Endokrinoloji Metabolizma ve Beslenme Uzmanı Doç.Dr. Ekrem Algün de, hamsinin insan sağlığı açısından faydalarını sıralarken tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalar üzerinde durdu. Genel olarak bütün balıkların özellikle de deniz balıklarının insan sağlığı açısından çok faydalı olduğunu belirten Algün, bir protein deposu olan balığın bilhassa hamsinin çıkmasıyla çok ucuz elde edilen bir besin türü olduğunu dile getirdi. Yöreye has özel bir balık türü olan hamsinin bilinen faydalarının saymakla bitmeyeceğini anlatan Doç.Dr. Algün, şöyle konuştu: "Hamsi bir protein deposu. Yağı da Omega 3 asitleri açısından çok faydalı. İnsanları kalp ve damar hastalıklarından koruyor. Bir takım yağlar damar kireçlenmesi ve kalp hastalıklarına yol açarken, balıklarda tam tersine bu yağların tüketilmesi kişiyi kalp hastalıklarından koruyor. Yapılan bir araştırmada Omega 3 kapsüllerinin kullanımının taze balık tüketimi kadar faydalı olmadığını da ortaya koydu. Biz, bol miktarda balık tüketen ülkelerde kalp hastalıklarının daha az görüldüğünü biliyoruz. Balık yiyen insan daha sağlıklı oluyor ve kardiyovasküler hastalıklara da yakalanma riski azalıyor." <******>

Hamsinin, insanlarda normal büyüme ve gelişme ile beyin ve vücut işlevleri için son derece gerekli bir element olan iyot açısından da zengin bir besin olduğunu anlatan Ekrem Algün, sözlerine şöyle devam etti: "İyot eşittir zekadır. İyotu çok tüketen uluslar daha zeki olurlar. Bu kanıtlanmış. İyotu az tüketenlerin zeka oranı da düşük oluyor. Mesela bol iyot tüketen Japonlarda zeka düzeyi çok yüksektir. Mesela çocuklara okula başlarken mürekkep yalatılırdı eskiden. Zeki olsunlar, kafaları iyi çalışsın diye. Mürekkep iyottur. Hamside de iyot açısından son derece zengin bir besindir ve zeka gelişimine çok büyük faydası var."

Balıkta tütsü ve tuzlama yöntemi sağlık açısından riskli

Algün, faydaları saymakla bitmeyecek hamsinin nasıl ve ne zaman tüketildiğinin de önemli olduğunu anlattı.
Hamsinin çok faydalı ama sağlıklı bir biçimde tüketilmesi gerektiğini belirten Doç.Dr. Algün, şunları söyledi: "Hamsiyi kızartırsanız faydasını büyük ölçüde kaybeder. Mümkün olduğu kadar kızartma dışındaki yolları tercih etmek lazım. Buğulama veya fırın tarzı çok faydalı. Ayrıca hamsiyi yıl içine yayarak sürekli tüketmek lazım. Balık yiyen insan kolay kolay şişmanlamaz. Ama kızartma olarak ve olmadık zamanlarda tüketilirse şişmanlığa yol açar."

Hamsinin mevsimi dışında da tüketilmesi için tercih edilen yollardan biri olan tuzlama yönteminin de sağlık açısından tehlikeli olduğunu dile getiren Algün, sözlerine şöyle devam etti: "Tuzlama sadece bizim ülkemizde değil birçok ülkede tercih edilen bir yöntem. Özellikle Uzakdoğu'da tütsü ve tuzlama yöntemi çok tercih edilir. Bu tür tüketimde kanserojen maddeler fazla bulunur. Mide kanserinin en sık görüldüğü ülke Japonya'dır. Bu nedenle mümkün olduğu kadar tuzlamadan uzak durmak lazım. Hamsiyi kızartma ve sağlıksız ızgara olarak değil buğulama ve fırın tarzı pişirerek tüketmek çok daha faydalıdır."

Fıkralara bile konu olan 'hamsi kılçığının insan zekasına faydalı olup olmadığı' yorumunu değerlendiren Başhekim Algün, bu konunun da araştırılması gerektiğini söyledi. İyotun fazla tüketilmesinin bir takım rahatsızlıklara yol açtığına da dikkat çeken Algün, "Ama ben bir uzman olarak sağlıklı bir şekilde fazla balık tüketenlerde görülen bir hastalık hatırlamıyorum" diye konuştu. <******>

Denizlerin kralı, sofraların tacı hamsi balığını Karadeniz'in azgın sularında binbir zahmetle avlayarak sofralarımıza ulaştıran yılların balıkçısı Yakup Reis ise, hamsinin çok faydalı bir besin olduğunu dile getirerek tayfalarıyla birlikte üç öğün yemeğin haricinde sürekli hamsi tükettiklerini söyledi. "Her gün hamsi yiyoruz Allah'a şükür gücümüz kuvvetimiz yerinde" diyen Yakup Reis, bu sene hamsinin bol olduğunu belirterek "İnşallah böyle devam eder" dedi. Her gün hamsi yediklerini anlatan Yakup Reis, şöyle konuştu: "Allah'a şükür sağlığımız, gücümüz, kuvvetimiz yerinde. Bir gün hamsi yemedik mi aç kalmış oluruz. Gemide aşçımız üç öğün yemek pişiriyor ama hamsi yemeden olmuyor. Hamsiden bıkılır mı hiç? İşçiler de hamsi yiyince daha iyi çalışıyor, gözleri daha iyi görüyor. Balıktan iyi nimet mi var"

Vatandaşların hamsinin bol ve ucuz olduğu bu günlerde bu balığı daha çok tüketmelerini isteyen Yakup Reis, hamsinin bollaşmasıyla enflasyonun da düştüğünü ifade ediyor. Yakup Reis, hamsinin hem ucuz hem sağlıklı olduğunu anlatarak şöyle konuştu: "Kolesterolü yok. Millet bol bol yesin. Bundan faydalı bir şey yok. Hamsi çıktı kırmızı et ve tavuk ucuzladı. Hamsi, enflasyonu düşürdü. Hükümetin bize yardım etmesi lazım."

Reis, vatandaşlara hamsinin tüketimi için şu tavsiyede bulundu: "Hamsinin her şeyi olur ama en iyisi buğulamadır. Şimdi tam ızgara zamanı. Bir baş soğanla çok güzel yenir. Şu an tavası çok yağlı olur, dokunur. En iyisi buğulamadır."

Öte yandan Türkiye'de yılda 450 bin ton deniz balığı avlanırken, bu avlanmada hamsi 300 bin ton üzerindeki payıyla en çok avlanan balık durumunda gözüküyor. Üç tarafı denizle çevrili Türkiye'de, kişi başına balık tüketimi yıllık 10 kilogram civarında bulunuyor.


BİLİNÇLİ HAMİLELİK DÖNEMİ İÇİN
Hızla kilo alıyorsunuz, yüzünüz ve ayaklarınız şişiyor, cildiniz bozuluyor ve ruhsal dengeniz tamamen değişiyor… Bunlar, bebek bekleyen kadınlarda sıkça rastalanan belirtiler. İnsan vücudu bu mucizevi olayı yani gebeliği gerçekleştirebilmek için oldukça iyi gelişmiş bir adaptasyon mekanizmasına sahip. Bu durumda anne adayının kendini bekleyen değişiklikleri iyi bilmesi ve bunlara karşı hazırlıklı olması kadar, fiziksel değişiklikliklerin hastalıklı durumlardan ayırt edilebilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Banu Göker Özdemir , “Gebelik döneminde vücutta meydana gelen 10 değişiklik ve uyum sağlama yöntemleri” hakkında bilgi verdi.

Anne Adayları Bu Baş Döndürücü Değişikliklere Hazır Olmalı!

1. KİLO ARTIŞI: Gebelikde meydana gelen değişimlerin en başında kilo artışı gelir. Bu, sağlıklı bir gebeliğin sürdürülebilmesi ve sağlıklı bir bebeğin dünyaya getirilmesi için gerekli bir durumdur. Tabi ki kilo alımının normalden çok az veya fazla olması anne ve bebek için bir takım olumsuzlukları da berberinde getirmektedir. Dengeli ve düzenli beslenerek günlük kalori alımını ortalama 150-300 kcal arttırarak bebek için gerekli besinler sağlanabilir. Anne adayının gebe kalmadan önceki vücut kitle indeksine göre değişmek üzere beklenen 9 ila 16 kg alınmasıdır. Bu rakamın normal vücut kitle indeksi, kadınlar için ortalama 10-12 kg olduğu söylenebilir. Genellikle ilk 12 hafta 1.8- 2 kg arasında kilo alınması, takip eden 3 ayda haftada 0.5 kg alınması bundan sonra doğuma kadar yaklaşık 4.5- 5 kilo alması beklenir.

2. CİLTTEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Gebelik döneminde ciltte, saç ve tırnaklarda, diş ve dişetlerinde birçok değişimler meydana gelir. En çok dikkat çekici değişikler ise ciltte meydana gelenlerdir.Anne adaylarının cildinde kuruluk, meme ve karında çatlaklar, yüzde gebelik maskesi denen lekeler, karın orta hatta cilt renginin koyulaşması, sivilcelerin artması gibi sorunlar meydana gelebilir.
Bir anne adayının vücudunu iyi koruması için gebeliği boyunca hijyenik bakımına ve vücut bakımına dikkat etmesi önemlidir. Cildinde kuruluk yaşayan bir kadının normal sabun kullanması yerine cildin nemlenmesini sağlayacak gliserin bazlı sabunlar kullanılabilir. Banyo esnasında vücut yağlarının kullanılması ve çıktıktan sonra mutlaka nemlendirici krem sürülmesi önerilmektedir.

3. HORMONAL DEĞİŞİKLİKLER: Gebelikte en çok şikayet edilen konulardan biriside vajinal akıntılardır. Hamilelik sürecinde vajinanın doğal florasında ve pH değerinde meydana gelen değişiklikler sonucu akıntı fazlalaşır, enfeksiyona meyil artar. Vajen asiditesini artmasına bağlı olarak gebelikde vajinal mantar enfeksiyonları sıklıkla gelişebilir. Fazla miktarda sarı,yeşil renkli kötü kokusu olan bir akıntı vaya vajinal kaşıntı meydana gelirse bunun mutlaka kontrol edilmesi ve gerekli görürülürse ağızdan ilaç veya vajinal fitiller kullanılması gerekebilir.
Hamileliğin özellikle son dönemlerinde meme bezleri çalışmaya başlar ve meme başından kolostrum dediğimiz beyaz-sarı renkli sütün geldiği gözlenebilir. Bunun anne adayının sağlığı açısından herhangi bir zararı yoktur. Meme başındaki kolostrum ılık sabunlu bir bezle temizlenebilir, eğer gün içinde rahatsızlık verecek şekilde çok geliyorsa günlük göğüs pedleri kullanılanılabilir. Gebeliğin özellikle ikinci yarısından sonra sütyenlerin değiştirilmesi gerekelidir. Memeyi alttan destekleyecek çok fazla sıkmayan ,pamuklu çamaşırlar tercih edilmelidir.

4. UYKU SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Bir anne adayının gebeliği boyunca bir çok yakınmalardan biri de uyku bozukluğudur. Yapılan çalışmalar anne adaylarının neredeyse yüzde80’inin hamileliklerinin belirli bir döneminde uyku problemi yaşadığını ortaya koymaktadır. Gebeliğin ilk aylarında hormonal değişikiliklere bağlı olarak anne adaylarında gün içinde uyku hali,konsantrasyon bozukukluğu ve sürekli uyuma isteği gelişebilir.. Bu tamamen kanda yükselen progestron hormonuna bağlı normal bir olaydır. İlk aylardaki progesterone hormonun yükselişi aynı hızla devam etmeyeceği için gebeliğin ilerleyen dönemlerinde çoğunlukla bu sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Hormonal değişimlere ek olarak ilerleyen gebelik haftalarında karnın büyümesi ile bel ve sırt ağrılarının olması, anne adayının kilo aldıkça yatakta kendine rahat bir pozisyon sağlayamaması gibi nedenlerden dolayı uyku sorunları meydana gelir. Bunların dışında bebek hareketlerinin gece boyunca çok fazla hissedilmeside uykuyu bölen bir faktördür.

5. VÜCUT POSTÜRÜNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Hamilelik boyunca anne karnında büyüyen bebekle birlikte vücut postüründe değişiklik meydana gelir. Bununla birlikte gebeliğe bağlı hormonlar vücuttaki bağları ve eklemleri de etkileyerek vücut dengesinde değişikliğe neden olur, böylece düşme ve buna bağlı yaralanmalar ve travmalar daha sık görülür. Bu yüzden anne adaylarının kış aylarında dışarı çıkarken yüksek topuklu olmayan, altı kaymayacak ayakkabıları tercih etmeleri önerilmektedir.

6. KALP VE DOLAŞIM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Gebelikde sayılamayacak kadar bir çok değişiklik meydana gelmesi ile beraber anne adayının kalp ve dolaşım sistemi, sindirim,solunum,üriner sistemi gibi tüm vücut sistemlerinde gözle görülemeyen değişilikler de meydana gelir.
Bunların en başında kalp ve dolaşım sistemindekiler gelmektedir.Gebeliğin kendisi kalp ve dolaşım sistemini zorlayan bir durumdur. Fetusun gelişmesi ile birlikte rahime giden kan miktarının artması, büyüyen rahimin diaframı yukarı iterek kalbi yukarı-öne ve sola doğru döndürmesi, kan damarlarındaki plazma volümünün artmasına bağlı olarak gebeliğin ikinci yarısından sonra fizyolojik bir kansızlık durumunun meydana gelmesi bu sistemdeki önemli değişikliklerdir. Gebelik öncesi sağlıklı bir kadında bu değişimler problem yaratmazken, gebelik öncesi henüz semptom vermemiş gizli kalp hastalıkları belirginleşebilir veya var olan kalp hastalıkları daha kötüye gidebilir.

7. SOLUNUM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Diyaframın yukarı itilmesi ve bununla birlikte progesteron hormonun artışına bağlı olarak solunum sayısında artma meydana gelebilir. Yine bu dönemde kılcal damarlarda kan akımının artmasına bağlı olarak burun kanamaları sık olabilir, ses tellerinde meydana gelen ödeme bağlı olarak nadirde olsa ses kısıklığı gelişebilir.

8. ÜRİNER SİSTEMDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Yine gebeliğin ilk başında hormonal değişimlere daha sonrada anne karnında bebeğin idrar torbasına baskı yapması nedeniyle sık idrara çıkma problemleri gelişebilir. Ayrıca böbreklerde ve üreter dediğimiz idrar yollarındaki basıya bağlı ve progesteron hormonuna ve idrarın böbrekten mesaneye gelişiminin yavaşlamasına bağlı olarak böbreklerde genişleme gelişebilir, idrar yolu enfeksiyonları sıklıkla görülebilir.

9.SİNDİRİM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Sindirim sistemi ile ilgili olarak özellikle ilk üç ayda bulantı, kusma gelişebilir. Bununla birlikte gebelikde tükürük salınımı artar. Midenin yukarı itilmesi ve hormonal nedenlereden dolayı mide boşaltım hızının azalması sonucu mide içeriği kolayca yemek borusuna geri dönerek mide yanmalarına neden olur. Ayrıca barsak hareketlerinin de yavaşalmasına bağlı olarak kabızlık gebelikde oldukça sık görülen bir sorundur.

10. RUHSAL DEĞİŞİKLİKLER: Bütün bunların dışında gebelikde bir çok ruhsal değişiklikler meydana gelmekde ve bunların bir çoğu göz ardı edilmektedir. Gebeliğin özellikle ilk üç ayında değişken ruh hali meydana gelebilir.Sıkıkla nedensiz ağlama nöbetleri görülür. Bazen çok arzu edilen gebeliklerde bile ilk aylarda gebeliği kabullenememe, içe dönüklük ,pasiflik meydana gelebilir.İlerleyen aylarda ise vücut imajında meydana gelen değişimlerden dolayı utanma duygusu gelişebilir.Gerek vücuttaki değişimler gerekse bebeğe zarar verileceği endişesi nedeniyle cinsel istek azalabilir.Son aylarda ise gebeler genellikle doğum korkusu, sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilme endişesini yoğun bir şekilde yaşayabilir.


Kalp ve Damar Hastalıkları Nedir?

Organlarımızın sağlıklı şekilde çalışabilmeleri ve korunabilmeleri için kana ihtiyacı vardır. Kanı organlarımıza taşıyan damarlar ise atardamarlarımız olup atardamarlara kanın pompalanmasını sağlayan kalbimizdir. Kalbin kendisini besleyen damarlara ise “koroner damar” adı verilmektedir. Koroner damarlarda oluşabilecek hastalıklar doğrudan kalbin çalışmasını ve verimini etkilediği için koroner damarlar insan hayatı için son derece önemlidir.
Koroner damarlardaki en önemli rahatsızlıkların başında halk arasında damar sertliği olarak bilinen “ateroskleroz” gelmektedir. Bu hastalıkta, koroner damarlarda, bir takım maddeler birikerek damarlarda tıkanıklıklara neden olmakta (kolestrol gibi..), belirtilen tıkanıklılar sonucu, koroner kalp hastalığı oluşmaktadır. Bu hastalıktan dolayı kalbin kasılmasında ve ritminde birtakım bozukluklar meydana gelmektedir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölüm nedenlerinin başında “koroner arter hastalığı” gösterilir.

Risk Faktörleri...

1. Sigara içmek (Kalp hastalıklarından tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 30’undan sigara sorumludur)
2. Hareketsizlik
3. Stres
4. Depresyon
5. Şeker hastalığı
6. Kalıtımsal
7. Yaş (Erkeklerde 45 yaş üstü,bayanlarda 55 yaş üstü)
8. Cinsiyet (Erkeklerde daha sık olarak görülmektedir)
9. Kilo (Beden kitle endeksinin 25’in üzerinde olması)
10. Kolesterol (İyi kolesterolün 40 mg/dl’den düşük olması / Kötü kolesterolün 130mg/dl’den yüksek olması)

Kalp ve Damar Hastalıklarının Belirtileri

1. Göğüste ağrı (Göğsün orta kısmında sıkıştırıcı ve yanma tarzında; çene, omuz veya kol gibi bölgelere yayılan bir ağrı)
2. Çarpıntı (Kalpte çarpıntı, kalp atışlarında hızlanma ve düzensizlik)
3. Nefes darlığı (Nefes alıp verirken sıkıntı çekmek ve nefes alamama hissi)
4. Güçsüzlük(Baygınlık hissi ve çabuk yorulma)
5. Bulantı (Titreme,terleme ve nabızda zayıflama)
6. Ayaklarda şişme (Bacak ve ayak üzerine parmak basılınca çökme yapan şişlikler)
7. Bayılma (Öksürük, ses kısıklığı,dudak ve parmaklarda morarma)

Almanız Gereken Önlemler

Kalp hastalıkları riskinin taşınıp taşınmadığının anlaşılması çok önemlidir. Öncelikli olarak risk faktörleri belirlenmelidir. 40 yaşından büyük olmak; yüksek tansiyon, şişmanlık, sigara içmek, ailede kalp hastası bireylerin bulunması; şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve koruyucu kolesterol seviyesinin düşük olması. Risk faktörlerinden en az 2 veya daha fazlasına sahip olmak, hastalığa yakalanma riskinin yüksek olması demektir. Bu konuda risk taşımayan erkeklerin 40 yaşından sonra, kadınların ise menopozdan sonra mutlaka bir kardiyolog tarafından muayene edilmesi ve gerekli tetkiklerin yapılması gerekmektedir. Ancak hızlandırıcı risk faktörü bulunan kişilerin yani; sigara içenlerin, şeker hastası olanların, yüksek tansiyonu olanların ve ailesinde kalp krizi hikâyesi bulunanların belirtilen yaşı beklemeden belli aralıklarla doktora muayene olmaları ve gerekli tetkikleri yaptırmaları gerekmektedir. Ayrıca, hiçbir şikâyet olmasa da kan şekeri, kanın kolesterol ve trigliserid düzeyi belli aralıklarla kontrol ettirilmelidir.



KALP HASTALARI BU BİLGİLER SİZİN İÇİN

Tayvan'da yaş ortalaması 65 olan 740 erkek üzerinde yapılan araştırmada, günde en az bir paket sigara içiminin "orta düzeyde veya hızlı" saç kaybında önemli bir rol oynadığı tespit edildi.
Araştırmayı yürüten Tayvanlı bilim admaları Lin-Hiu Su ile Tony Hsiu-Hsi Çen, sigaranın saç foliküllerini tahrip edebildiğini, kafa derisindeki kan ve hormon dolaşımını bozabildiğini veya östrojen üretimini artırabildiğini bildirdiler.
Archieves of Dermatology dergisinde yayınlanan araştırmada, ilk saç dökülme belirtileri görülen erkeklere, saçın daha yoğun dökülmesinin önüne geçmek için, sigaranın rolünün hatırlatılması tavsiyesinde bulunuldu.
Araştırması yapılan kalıtsal saç dökülmesi durumunun, beyazlar arasında daha yaygın olduğu belirtiliyor.


Kalp krizinden sonra yaşam
Bir kalp krizi atlattınız ve hastaneden taburcu oldunuz. Bundan sonra normal hayatınıza dönüş süreciniz ve yapmanıza izin verilen aktiviteler, kalbinizin durumuna göre belirlenecektir. Doktorunuz sizinle birlikte bir nekahat dönemi planı hazırlamalıdır. Birçok kişi normal hayatına ve işlerine krizden birkaç ay sonra dönebiliyor. Ancak kalbinde zayıflama olanlar için bazı sınırlamalar var. İşte kriz sonrası yaşamla ilgili merak edilen başlıca soruların yanıtları...

Efor testi yaptırın

Normal hayata dönüş, ne kadar zamanda gerçekleşmelidir? Normal hayata dönüş yavaş olmalı. Kalp krizinden sonraki ilk günlerde istirahat gereklidir. Bu, kalbinizin kendisini toparlamasına yardım eder. İyileştikçe aktiviteler artırılır. İlk günlerden sonra oda içinde, sonra koridorda yürümenize izin verilir. Taburcu olmadan önce yapılacak sınırlı bir efor testi, ilerisi için yararlıdır. Testin sonuçlarına göre doktorunuz, yapacağınız aktivitelerin sınırlarını çizer. Bazı hastanelerin; kalp krizi geçirenler, balon-stent uygulanan hastalar ve by-pass ameliyatı olanlar için özel rehabilitasyon programları vardır. Başlangıçta bu programlara dahil olmak hem daha emniyetli olur, hem de kendi başınıza kaldığınızda yapacaklarınıza ışık tutar.

Egzersiz niye önemli? Egzersiz hem sağlıklı kişiler, hem de kalp hastaları için çok değerlidir. Kalp kasını kuvvetlendirir. Kendinizi daha enerjik hissedersiniz. Kilo vermeyi ve sabit kiloda kalmayı kolaylaştırır. Kolesterol ve tansiyonu düşürmeye yardımcı olur. Kalp krizi sonrası egzersiz kesinlikle doktor önerisiyle yapılmalıdır. Bu önerilere harfiyen uymalısınız. İzin verilmeyen aktivitelerden uzak durun ve sınırlarınızı aşmayın. Egzersiz sırasında karşılaştığınız ve mutlaka doktorunuza başvurmanız gereken sorunlar ise şunlar: "10 dakikayı geçen aşırı nefes darlığı. Göğüs, çene, boyun veya kollarda ağrı. Baş dönmesi, solukluk, soğuk terleme. Çok hızlı veya düzensiz kalp atışları. Bulantı, kusma. Bacaklarda güçsüzlük, ağrı veya şişme."

Ne tür egzersiz iyidir? En faydalı olanlar tüm vücudu çalıştıran egzersizlerdir. Mesela yürüme, hafif koşu, yüzme veya bisiklet gibi. Doktorunuz egzersiz programınıza kasları güçlendirici hafif ağırlık çalışmaları da ekleyebilir.

Spor hangi sıklıkla yapılmalıdır? Size verilecek plana göre hareket edin. Bu program başlarda yavaş olmalı. Zamanla tempoyu arttırabilirsiniz. İdeal olan haftada 3-4 gün, 20-30 dakika arası spor yapmaktır. Sporun başında, 5 dakika ısınma ve germe hareketleri yapmayı da unutmayın.

Kalp krizi geçirdikten sonra ne kadar zamanda işe dönülebilir? Çoğunlukla kişiler 1-3 ay içinde işine başlayabiliyor. Başta da söylediğim gibi bu süre kalbinizin durumu ve işinizin niteliğiyle ilgilidir. Fizik gücü gerektiren veya yoğun stresli bir işe dönüş daha geç olmalıdır. En azından başlarda işinizde değişiklikler yapmak gerekebilir

Seksten korkmayın

Kalp kirizi cinsel hayatı etkiler mi? Krizden 3-4 hafta sonra cinsel hayatınıza dönebilirsiniz ama başlarda yavaş ve sakin olmak gerekebilir. Kalp krizi geçirdiniz diye seksten korkmayın. Bu konuyu doktorunuza açmaktan da çekinmeyin.

Tekrar kriz geçirmemek için ne yapılmalıdır? Sigara içmeyin. Fazla kilolarınızdan kurtulun. Spor yapın. Stresi azaltın. Tansiyon, kolesterol ve şekerinizin istenilen sınırlarda kalmasına gayret edin. Size verilen ilaçları düzenli ve önerildiği sürece kullanın.
Dr. Metin Okucu



Kahvenin Zararları
Kahve içmek pek çok kişi için büyük bir zevk ve vazgeçilmez bir alışkanlıktır. Ancak, zinde kalmak ve enerjimizi yüksek seviyede tutmak için hemen hemen her gün içtiğimiz kahvenin yararlarının yanında bir o kadarda ciddi zararları olduğunu unutmamak gerekir...

Yüksek tansiyon: Yapılan araştırmalara göre, düzenli olarak günde 4-5 bardak kahve içenlerin kan basınçları, yani tansiyonları hızla yükseliyor.

Kalp: Aşırı kahve tüketimi kalbin ritmini olumsuz yönde etkiliyor. Kahvenin içerdiği kafein fazla tüketildiğinde, kalpte ritim bozuklukları meydana gelebiliyor. Düzensiz kalp atışları ve kalp çarpıntısına neden olabiliyor. Bu nedenle özellikle kalp hastalarının sınırlı miktarda kahve içmeleri gerekiyor.

Mide: Kahve, ülseri tetikliyor ve midenin asit salgılamasını uyarıyor. Bu nedenle mide hastalarının günde 2 fincandan fazla kahve tüketmemeleri gerekiyor.

Şeker hastalığı: Yapılan araştırmalar, yemek zamanlarında yükselen kan şekeriyle birlikte tüketilen kahvenin şeker hastalığını olumsuz yönde etkilediğini ortaya koyuyortı. Uzmanlar şeker hastalarının da kahveyi sınırlı tüketmesini öneriyor.

Su kaybı: Uzmanların bir kısmı kahvenin vücutta sıvı kaybına neden olduğunu savunurken, bir kısmı da bu kaybın önemsiz derecede az olduğunu savunuyorlar. Fakat yine de ağır basan görüş diğer kafeinli içecekler gibi kahvenin de vücutta su kaybı yarattığı yönünde.

Doğurganlık: Günde üç fincan veya daha fazla kahve içmek, kadının doğurganlık oranını azaltıyor. Çünkü aşırı miktarda kafein tüketimi yumurtlamayı olumsuz etkiliyor. Yapılan araştırmalarda ise her gün düzenli olarak kahve içen erkeklerin içmeyenlere oranla daha güçlü spermleri olduğu kanıtlandı. Kafeinin spermin üzerinde uyarıcı etkisi olduğunu savunan uzmanlar, bunun merkezi sinir sisteminde de aynı etkiyi gösterdiğini iddia ediyorlar.

Hamilelik: Kafeinin anne karnındaki bebeğe zararlı olduğu biliniyor. Uzmanlar, hamile kadınların günlük kafein tüketme sınırlarının 300 mg ile sınıtlı kalması gerektiğini belirtiyor.

Kahvenin Faydaları

Kanser: Kahve, yeşil ve siyah çay gibi antioksidanlar içeriyor. Bu da kansere yol açan hücrelerin çoğalmasını engelliyor. Ayrıca, yapılan bir araştırmada, kahvenin ve egzersizin güneş ışınlarının neden olduğu cilt kanserinden koruduğu ortaya çıktı. Araştırmaya göre, fiziksel egzersizle birlikte ölçülü kahve tüketimi, güneşin ultraviyole B (UVB) ışınlarının yol açtığı kanserojen etkileri ortadan kaldırabiliyor.

Safra taşları: Kadın vücudu erkeğe kıyasla iki kat daha fazla safra taşı üretiyor. Günde dört bardak kahve içen kadınların içmeyenlere oranla yüzde 25 daha az safra taşından şikayet ettiği kanıtlandı.

Konsantrasyon: Kahve konsantrasyona yardımcı oluyor. Yapılan araştırmalarda, okul çağındaki çocukların az miktarda kahve ile süt içtiklerinde sabahki derslerinde daha başarılı oldukları görülüyor.

Parkinson: Yapılan bir araştırmada günde bir fincan kahve içen erkeklerin parkinson hastalığı riskinin yüzde 40’a varan oranlarda azaldığı ortaya çıkarıldı. Buna karşın, menopoz sonrası ostrojen terapisi gören kadınlarda kahve tüketimi Parkinson Hastalığı riskini artırıyor..

Karaciğer: Kahve tüketmek özellikle siroz yüzünden oluşan karaciğer kanseri riskinin azaltılmasına yardımcı oluyor. Düzenli kahve içenlerin siroz gibi karaciğer rahatsızlıklarından daha az şikayet ettiği görülüyor.

7 Ocak 2010 Perşembe

TAZELENMEK İÇİN 10 İP UCU

Sabahları bir türlü uyanamıyor, azıcık hareket edince hemen yoruluyorsanız, bakımınıza ve yediklerinize dikkat ederek tazelenebilir, düşlediğiniz enerjikliğe kavuşabilirsiniz. Abur-cuburu kesmek ve nane çayı içmek zinde kalmak için yapmanız gerekenlerden birkaçı. İşte tazelenmek için diğer ipuçları...

Abur-cubur yemeyi kesin: Günde gereksiz kaç kalori aldığının farkında mısınız? Cipsler, kuruyemişler, çikolatalar... Bunları hayatınızdan bir süreliğine bile olsa çıkarttığınızda, hem kilo vermiş, hem de “tazelenmenin” en önemli aşamasını gerçekleştirmiş olacaksınız.

Soda banyosu yapın: Pompalı bir şişeye doldurduğun sodayı biraz buzdolabında bekletip, yüzünüze ve vücudunuza sıkın. En pahalı tonikten bile daha iyi sonuç alacağınızdan emin olabilirsiniz. Ünlüler öyle yapıyor!

Nane çayı için: Nanenin içerdiği mentol nedeniyle ferahlatıcı bir etkisi vardır ve kozmetikte en çok kullanılan bitkidir. Diğer bir faydası ise sindirimi kolaylaştırmasıdır. Yemeklerden sonra içeceğiniz bir fincan nane çayıyla hem toksinlerden arınırsınız, hem de kendinizi daha rahatlamış hissedersiniz.

Nefesinizi tazeleyin: Okaliptusun da tıpkı nane gibi ferahlatıcı bir etkisi vardır. Burun tıkanıklığına çok iyi gelir. Nefesi tazeleyerek ağız kokusunu önlemeye yardımcı olur.

Buz kompleksi yapın: Buzun da tıpkı soda gibi cildi ferahlatıcı etkisi vardır. Her sabah yüzünüzü yıkadıktan sonra, buzluktaki buz parçalarıyla boynunuza ve yüzünüze dairesel hareketlerle masaj yapın. Hatta aynısını göğüslerinizde de deneyebilirsiniz! <******>

Elma yiyin: Elma, bilinen en iyi detoks (arınma) meyvesidir. Vücudunu arındırmak için, her gece yatmadan önce bir tane elma yemeği deneyin. Hazımsızlık sorununuz varsa, elmanın kendisini yemek yerine suyunu içebilirsiniz.

Göz yorgunluğunu yok edin: Bir mendilin arasına rendelenmiş elma ya da iki dilim çiğ patates koyun ve birkaç dakika göz kapağınızın üzerinde bekletin. Gözlerindeki yorgun ifadenin kaybolduğunu göreceksiniz.

Enerjinizi artırın: Bunun en iyi yolu, küvete girmeden önce içine bir miktar biberiye atmak. Kendinizi çok daha iyi ve enerjik hissedeceksiniz.

Fresh parfümler kullanın: Baharatlı, ağır parfümler kullanmak, kendinizi daha çok yorgun hissetmene yol açacağından; tercihinizi hafif, çiçek kokulu parfümlerden yana kullanın. Hatta parfüm yerine deodorant kullanmayı deneyin

10 Aralık 2009 Perşembe

RUH SAĞLIĞI İÇİN EN İYİ İLAÇ GÜLMEK

En son, karnınızı tutarak, yerlerde yuvarlanarak ne zaman güldünüz? Ne zaman bir arkadaşınızla telefonda kahkahalara boğuldunuz? Hayatımızda gülmek için vakit ayırmadığımız bir gerçek. Psikiyatrist Dr. Judith Kupersmith (Texas Tech Tıp Merkezi) gülmenin sanılandan çok daha önemli olduğunu, stresi anlamlı ölçüde azalttığını söylüyor ve "Gülmenin strese karşı bir savunma mekanizması olduğunu düşünün. Aynı anda hem gülmek hem de üzüntülü olmak çok zordur" diyor.
Aslında kendisi böyle bir araştırma yapmamış olmasına rağmen bu amaçla yapılan birçok araştırmanın benzer sonuçlar verdiğini, mizahın kan basıncını düşürüp endorfin hormonunun açığa çıkmasını sağladığını belirtiyor. Endorfinler beyine etki ederek kişinin kendisini mutlu hissetmesini sağlıyor. Gülmek ayrıca, dolaşımı düzenliyor, kalbi, sinir ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Ayrıca direk olarak bir kişiye gülmüyorsanız kimseye bir zarar vermiyor.
Siz kendiniz gülmeseniz de fıkra anlatmak da endorfin salgılanmasını sağlıyor. Diğerlerinin gülmesi de sizi olumlu etkilemiş oluyor. En etkili gülüş şekli ise göbekten gelen gülüş. Bu şekilde gülmenin ruh sağlığına inanılmaz olumlu etkileri var.
Turk.net sağlık bölümünden alınmıştır.