6 Ağustos 2011 Cumartesi

KİŞİLİK YOKSA GERİSİ BOŞ



1982 yılı...
Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda II. sınıf öğrencileri Türkiye Ekonomisi dersinin hocasını bekliyor. Sınıf, öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken sert görünümlü hoca kapıda beliriyor. İçeriye kızgın bir bakış atıp kürsüye geçiyor.

Tebeşirle tahtaya kocaman (1) rakamı çiziyor.
"Bakın" diyor. "Bu, kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli
şey..."

Sonra (1)'in yanına bir (0) koyuyor:
Bu, başarıdır. Başarılı bir kişilik (1)'i (10) yapar.

Bir (0) daha...
Bu, tecrübedir. (10) iken (100) olursunuz.

Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor:
Yetenek... Disiplin... Sevgi...

Eklenen her yeni (0)'ın kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatıyor
hoca...

Sonra eline silgiyi alıp en baştaki (1)'î siliyor.
Geriye bir sürü sıfır kalıyor.

Ve Hoca son sözü söylüyor:
Kişiliğiniz yoksa, öbürleri hiçtir".

İTİBAR - KARAKTER


itibarı, içinde yaşadığın ortam belirler; karakteri, inandığın doğrular...
İtibar, sandığın şeydir; karakter olduğun şey...
İtibar fotoğraftır; karakter ise yüz ..
İtibar dışardan gelir; karakter içerden.
İtibar, yeni bir topluluğa girdiğinde sahip olduğundur; karakter giderken elinde olan.
İtibarin bir anda olur; karakterin , ömür boyunca.
İtibarin bir saatte öğrenilir; karakterin bir yılda açığa çıkmaz..
İtibar mantar gibi büyür; karakter sonsuza kadar sürer
İtibar zengin veya fakir yapar;karakterse mutlu ya da mutsuz ..
İtibar insanların mezar taşına kazıdıklarıdır; karakter meleklerin TANRI huzurunda senin için söyledikleri.
William Hersey Davis.

4 Ağustos 2011 Perşembe

Teşekkür ederim Canımın içi


HAYAT ÇOK ZALİM
Bir yolun varsa gidilecek sona bırakma,
Bir sözün varsa dilden yüreğe hiç susma,
Görmen gerekiyorsa birini git yanına,
Okşaman gereken biryürek varsa esirgeme elini,

Hayat çok zalim...
An gelir...
Elini...gözünü... yolunu... yüreğini alır senden...
O zaman istesende......
Dokunamaz......
Göremez...
Gidemez...
Söyleyemez olursun..
Can Yücel


Yaşamak Seninle Güzel
Neyleyim 3 günlük yalan dünyayı
yaşamak sevgilim seninle güzel
neyleyim ben sensiz geçen hayatı
yaşamak sevgilim seninle güzel
Dünyam cennet olsa sensiz kalamam
yaşamak sevgilim seninle güzel
saraylara koysalar bir gün duramam
yasamak ksevgilim seninle güzel
Bahçemde çiçekler 4 mevsim açsa
gönlüm kuş misali göklerde uçsa
istemem şu ömrüm bin yıl uzasa
yasamak sevgilim seninle güzel
Yıldız Tilbe


Kim Daha Çok Seviyor
Kim her sabah bir karanfil Koyar gider baş ucuna
Kim okşar gözlerini Sana her bakışında
Kim tapar giyindiğin Bir sıradan kazağa
Söyle yarim,
Kim daha çok seviyor

Kim canını hiçe sayar Biricik aşkı uğruna
Kim bekler yollarını Tüm geceler boyunca
Kim verir umarsızca Herşeyini avucuna
Söyle yarim
Kim daha çok seviyor
Çelik.

3 Ağustos 2011 Çarşamba

SNOBLARDAN HOŞLANMIYORUM



İnsanın düşünme, algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yetenekleri zeka olarak algılanır. Zeka katsayısına da IQ denir.

Kişinin duygusal zekasına, karşısındaki insanın duygularını anlayabilme, etrafındaki insanların duygularını hesaba katarak hareket edebilmesine de EQ denir.

Parasını hava atma aracı olarak kullanan, gösteriş meraklısı ve kendisini bir halt sanan kişilere de snob yada daha bildik bir ifade ile züppe denir.

Yok yok, şimdi buradan kelimelerin sözlük anlamını sıralayacak değilim. Sadece IQ’ larının yüksek olduğunu idda eden, EQ’ları sıfır olan, snob insan grubunu tanıyacağız hep birlikte.
Tanıdık geldi mi sizede ? Mutlaka çevrenizde vardır bunlardan :-)

Snoblar yani züppeler sırf hava atmak için marka giyerler. Herkesin giydiğini giymez ucuz yerlere gitmezler. Onlardanmış gibi görünmek için mevki sahibi, nüfuslu kişilerle oturup kalkarlar. Hatta onlarla bir kere tanışsalar, arkalarından bizim kanka diye bahsederler. Sadece onlar akıllıdır, siz geri zekalısınızdır onların gözünde. Her şeyi onlar bilir, siz birşeyden anlamazsınız, hiç boşuna konuşmayın.

Sen kaçıncı sınıf insansın!! bakalım, ondan haber ver önce.
Marka giyermisin söyle bakalım.
Neee zengin değilmisin ?
aaa çok ayıp, ozaman onlarla aynı masaya bile oturamazsın, değersizin tekisin çünkü böyle düşünürler.

Heee ama bunlara şakşakcılık yapacaksan ve arada bir aşağalanmayı göze alıyorsan dolaşabilirsin etraflarında.
O da zor be güzelim. Bu beyinsizleri öv öv nereye kadar ???.
Doğru düzgün fikirleri bile yoktur bunların. Bir yerlerde okuduklarıyla göz doldurmaya çalışırlar. Zaten sohbetleride çok sığ olur ve hiç çekilmez. Çok şey bildiklerini sanırlar, ama pahalı markalar dışında bir halt bildikleri yoktur aslında.

Kıro ama para onda derler de küçümseyerek, ben de paralıların züppelerindenim demezler.
Ne kadar şaşa o kadar mutluluk sanırlar.
Bunlar IQ’larınında yüksek olduğunu zannederek böbürlenirler ama aslen normal bir zekaya bile sahip oldukları tartışılan, EQ’ları sıfır kişilerdir.
Ekip başarısından haberleri bile yoktur. Ortada hep birlikte sağlanan bir başarı mı var, snoblar buna benim başarım der, bizim başarımız demezler.
Bütün küçük dağları onlar yaratmıştır ya, ki inandırabileceklerine inansalar büyük dağlarıda kendilerinin yarattıklarını idda ederler.
Size bakarlar ama görmezler, onun için selam vermezler.

IQ’su ve EQ’su normal olan, çok değerli “İNSAN” arkadaşlarım, tabiki sizler bu yazıda kimleri kasettiğimi anlamışsınızdır.
İnsanlıkdan nasibini almış, mütevazi, alçak gönüllü, güler yüzlü, aklı salim herkes gibi tabiki ben de zenginliğin kötü bir şey olmadığını biliyorum. Hatta yokluğun kapıdan girdiği evden aşk bacadan kaçar derler. Mutlu bir yaşam adına tabiki ihtiyaçlarımızı karşılamak için para şart.

Burada bahsetmek istediğim çok ince bir ayrıntı.

Benim kızdığım sadece duygusal zekaları sıfır olup halk arasında snob yada züppe olarak tabir edilen insancıklar grubunun davranış biçimi.

Sizi bilmem ama kendilerini bir halt zanneden bu insancık grubundan hiç hoşlanmıyorum ben.

Hep sevdiğimiz konularda mı yazacağız, bugünde bu zatları yazmak istedim.
Belki içlerinden biri google’dan bir şey ararken bu sayfayı görürde kendisiyle yüzleşir diye. :-)

Sevgilerimle,
Güngör Ekinci

KİTAP TAVSİYELERİ

Okunan kitaplar birikti ama bir türlü tanıtmak fırsat olmamıştı.
Onun için üç kitabı birden tanıtmak istiyorum bugün sizlere.



İlk kitabımız Sadık dayımın hediyesi olan, yeni bitirdiğim bir kitap : LEYLA
LEYLA Bosnalı bir kızın yüreğinizi parçalayacak, tüylerinizi ürpertecek, gerçek hayat öyküsü. Öyküden çok kabus desek daha doğru olur sanırım.
Leyla’nın Bosna’daki toplama kampında geçirdiği iki yıl, acıyla dolu kaderi, binlerce kadının travma geçirmesine neden olan savaşın karanlık yüzü, bütün çarpıcılığı ile anlatılmış kitapda.
Açıkcası bazı satırları yüreğim kaldırmadığından atladım okurken.
Kitabı elinize aldığınızda bitirene kadar çok sarsılacağınız kesin.
Mutlaka ama mutlaka okuyun derim.
Dayı tekrar çok teşekkür ederim.
Sevgilerimle.



İkinci kitabımız HERŞEY SENİNLE BAŞLAR/ Kişisel Kurtuluş Savaşınızı Başlatın!
Mümin Sekman

"Hayatta ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı yutarsın.
Seçim senin! " demiş yazar.
Bu kitabıda ya okursunuz ya okumazsınız seçim sizin tabiki. Ama ben Türkiyenin en çok satan bu kişisel gelişim kitabını mutlaka okumanızı öneririm.




Üçüncü kitabımız ise KUANTUM SIÇRAMASI
Nilda Ferhan Efeçınar

Açıkcası ben yazarın Kelebekleri Özgürleştirmek isimli kitabını daha çok beğenmiştim. Burada kuantum felsefesi daha çok kuantum fiziği ile anlatılmış. Hayatınızda Kuantum sıçraması yapmak istiyorsanız bu kitabı da okumanızı öneririm. Faydasını göreceğiniz kesin.

Sevgilerimle.
Güngör Ekinci

1 Ağustos 2011 Pazartesi

GEL NEREDEYSEN


Başımda rüzgar gibi senin sevgindir esen
Gizli vefam herşeyim çıkıp gel neredeysen
Yaşamanın tadı yok seni bir an görmesem
Özlemim mutluluğum çıkıp gel neredeysen

Hıçkırığımı duy da, esen yellere uy da
Elini kalbine koy da gel neredeysen

Bakınca gözlerine varlığımı anlarım
Bütün hayallerimi seninle tamamlarım
Seni yürekten seven anlasana ben varım
Özlemim mutluluğum çıkıp gel neredeysen

Hıçkırığımı duy da, esen yellere uy da
Elini kalbine koy da gel neredeysen
NALAN ALTINÖRS

31 Temmuz 2011 Pazar

AYLARIN SULTANI KAPIDA



Bu gece kalkacağımız sahur ile ayların sultanını karşılayacağız pazartesi sabahı.
Her ramazan ayının ilk 4 - 5 günü çok zor geçer benim için. Tansiyonum düşer ve yoğun bir baş ağrısı çekerim. Çok fazla açlık ve susuzluk hissetmem aslında. Ama çok üşürüm ve sanırım üşüdüğüm için de sürekli uyku isteği duyarım.

Biraz dengem şaşar yani, ama derler ya hani, Allah veriyo kolaylığını işte.
Her zamankinden daha mutlu, daha huzurlu hissederim ramazan ayında kendimi. Onun için çok severim bu ayın ruhaniyetini.

Bir içecek reklamında diyor ya çocuk “ keşke her ay böyle olsa” başka bir reklamda da dede diyor ya hani “ nerde kaldın Ramazan” ben de aynı fikirdeyim valla.
Nerde kaldın ramazan, keşke her ay böyle olsa.

Bu ay televizyonların yayınları daha güzel, insanlar daha iyimser, muhabbetler daha hoş, herkes de daha engin bir hoşgörü hakim oluyor bence.

Keşke hep böyle olsa !?

Sevgili arkadaşlarım, dün dünde kaldı yarın çok geç olabilir.
Bugünden başlamak lazım iyi olmaya, kendimizi sevmeye, etrafımızdakileri sevmeye, hoşgörülü olmaya, affetmeye. Allah bizi canlıların en onurlusu insan olarak dünyaya getirmiş. Onun için yaşamayı sevip, hayatımıza sahip çıkmak lazım. İnanın ki bu sayade hayat da bizi sever ve bize sahip çıkar.

Hani yıllar önce bir film vardı Tatlı Cadı diye hatırladınız mı? Filmin kahramanı sihir yaratmak için burnunu oynatıyordu. İşte hayatınıza sihirli bir değneğin dokunmasını istiyorsanız sizin de yapmanız gereken sadece ve sadece sevgi sunmak. Sevgi sunmaya kendinizden başlamak.

Ben kendimi seviyorum.
Hayatımdaki herkesi seviyorum.
Sizde kendinizi ve herkesi sevin.
Herkese sevgilerinizi yollayın.
Kendinize ve çevrenize iyi bakın.
Güneş her sabah yeniden doğar unutmayın.

Sevgilerimle,
Güngör Ekinci