5 Aralık 2012 Çarşamba

AYAKO ILE SABAH KAHVESI



Bugun okulum tatildi. Sabah sinif arkadaslarimdan Ayoko ile telefonlasip  kahve içmek için randevulastik.  Kendisi  Japonya´li ve uç aydir burada yasiyor.  O Japon,  ben Turk,  ortak  dil Ispanyolca.  Ispanyolca da anlasamazsak hemen sozluklerimize sarildik.  Çok komiktik çunku bazen Turkçeden Ispanyolca´ya çevirdigimiz  kelimeleri sonra da Japonca´ya çevirmemiz gerekti. Ailelerimizden, ulkelerimizden, kulturlerimizden bahsettik birbirimize.

Mesela ogrendigimde  çok sasirdigim iki seyi paylasmak istiyorum sizlerle de.
Japonya da yetiskinler “ hayir” demezlermis.  Hayir kelimesini yalnizca çocuklar kullanirmis.  Yetiskinler nezaketsizlik olmasin diye dolayli yollardan hayir derlermis. Ornegin, uzgunum, malesef, imkansiz  gibi sozcukler kullanirlarmis hayir demek için.

Ayrica kahvalti kulturleri de bizden oldukca farkli. Gençler ekmek, yumurta ve kahve ile kahvalti yaparlarmis. Ama genelde kahvalti kulturleri haslanmis pirinç, soya çorbasi ve balikmis.

Ayako gerçekten çok tatli çok samimi bir insan, birlikte çok keyifli bir sabah geçirdik.  
Tesekkurler Ayako 
Hatta Japonca nasil yaziliyor bilmiyorum ama okunusu ile birde onun dilinde yazmak istiyorum. 
Arigato Ayako :-) 

Herkese sevgilerimle,
Gungor Ekinci Saglik

3 Aralık 2012 Pazartesi

Yarin ki menumuz de Etli bulgur pilavi ve Nohut var

Ben biraz annem kilikliyim galiba, evde yemegim varsa kendimi daha iyi hissediyorum.
Annem sabah kahvaltidan sonra  ilk is olarak  yemegini yapar. Ben de  sabah okula gittigim için genelde bir gece onceden yapiyorum yarinin yemegini.

Fotograflardan da anlayacaginiz uzere yarin ki menumuz tam Turk usulu oldu; etli bulgur pilavi ve nohut.  Beyaz lahana tursumuz yok, onun için yanina da bir bas sogan kirariz heralde Canimin içi ile.
Vallahi piserlerken oyle harika gorunduler ki gozume dayanamadim fotograflarini çektim hemen.  Ozellikle de  bulgur sanki sanat eseri gibi fokurduyordu tencerede.  Daha tam olarak pismeden fotografini çektigim için boyle sulu sulu duruyor. Suyunu çekip biraz da demlenince  super olacak eminim.
Eger daha once denememis olan arkadaslarim varsa olculerini de verebilirim hemen. Zaten çok basitler.

ETLI BULGUR PILAVI
Malzemeler:
1 su bardağı pilavlık bulgur
250 gr.kuşbaşı dogranmis dana eti
1 adet orta boy soğan
Yarim çay bardagi sivi yag
1 corba  kasigi  tereyağı ( Canimin içi çok tercih etmiyor diye ben 1 çay kasigi koyuyorum)
1 adet orta boy domates
1 adet sivri biber
½ kirmizi biber
3 su bardağı sıcak su
1 yemek  kaşığı biber salçası
 ½ çay kaşığı kadar  pulbiber
 yeterince tuz

Tencereye  yarim çay bardagi sivi yagi kaydukdan sonra,  sogani kup kup dograyip,
kusbasi dogranmis etlerle birlikte tencerede sotelemeye basliyorum. 
Etlerin pismesine yakin  domates, sivri biber ve kirmizi biberi de kup kup dograyip tencereye ekliyorum. 
Bu arada etler kendi suyunu birakacaktir ama gozunuze yetersiz gorunurse yarim çay bardagi kadar su ekleyebilirsiniz.  Sebzeler yumusayip etler de pisince salçayi, biberi ve tuzu ekliyorum.
Yikanmis bulguruda ekledikden sonra 1 dakika kadar hepsini birlikte soteliyorum.  
Benim burada kullandigim 1 bardak bulgur 3 bardak suyu kaldiriyor. Onun için ben 3 bardak  sicak su ekliyorum. Siz kullandiginiz bulgurun cinsine gore 2 bardakda da ekleyebilirsiniz.  
Su kaynamaya baslayinca tereyaginida ekleyip pilav suyunu çekene kadar pismeye birakiyorum.


Eger derseniz ki hadi elin degmisken nohutun tarifini de ver, tamam hemen yaziyorum. 

ETLI NOHUT
Malzemeler: 
250 gr. Dana kusbasi
2 Su bardağı  nohut  ( Ben haslanmis kullaniyorum, siz kuru kullanacaksaniz bir gece onceden suda birakip ertesi gun haslayip suyunu suzun)
1 Adet Soğan
yarim çay bardagi sivi yag
1 Yemek Kaşığı biber  Salçası
1 Çay Kaşığinin ucu ile azicik Karabiber
1 Çay kasiginin ucu ile azicik  pul biber
 yeterince tuz
Yine arzuya gore tereyagi 
Sicak su


Nohut da ayni sekilde, tencereye  yarim çay bardagi sivi yagi kaydukdan sonra,  sogani kup kup dograyip,
kusbasi dogranmis etlerle birlikte tencerede sotelemeye basliyorum. ( Bu arada arzu ederseniz içine yine kuçuk kuçuk dogranmis 1 sivri biberde ekleyebilirsiniz.) Yine  etler kendi suyunu birakacaktir ama gozunuze yetersiz gorunurse yarim çay bardagi kadar su ekleyebilirsiniz.  Etler pisince salçayi, karabiberi, pul  biberi ve tuzu ekliyorum. Sonrasinda  haslanmis nohutlari ve uzerlerini 2 parmak geçecek kadar sicak suyu da ekleyip pismeye birakiyorum. Bu arada su kaynamaya baslayinca içine yine 1 çay kasigi tereyagi ekliyorum. Yaklasik olarak 10-15 dakika kadar pistikden sonra altini kapatiyorum.

Ooooohhh ellerimize saglik olsunda hep lezzetli yemekler yapalim, huzurla, afiyetle yiyelim insallah.

Sevgilerimle 
Gungor Ekinci Saglik



29 Kasım 2012 Perşembe

ÇOCUKLAR IÇIN ANLAYIS, KEDERLI AILELERINE ALLAHDAN SABIR DILIYORUM


Sene basinda çocuklarina  tek tip formayi bile binbir guçlukle alan, hatta bazen  onu bile alamayip  mezun olan bir yakininin çocugunun onlugunu ya da formasini kendi çocuguna giydirmek zorunda kalan ailerimiz var.  Simdi o aileler çocuklarinin hergun farkli kiyafet giyme istegi ile basa çikmak zorunda kalacaklar.

Hepimiz biliyoruz ki  çocuk olsun, genç olsun, yetiskin olsun, herkesde bir begenilme çabasi  var.  Bu uygulama ile çocuklar arasinda şik ve degisik  giyinme rekabeti  baslayacak.

Anne babalar,  çocuklarinin derslerinden çok,  yarin ne giysem derdi ile aynanin karsisinda vakit geçirmelerine çildiracak.

Ya da çocugunun gelip de “ arkadasimin var benim niye yok, ben de istiyorum  “  cumlelerinin altinda ezilecek.



  
Fakir çocuklari,  zengin çocuklari ile rekabet etmek zorunda kalacak.  Allah bilir,  giyecek farkli kiyafeti yok diye okula bile gitmek istemeyecek bazilari.

" Zengin kiz fakir oglan " durumlari televizyonda komedi degil,  hayatin içinde drama olacak.

ISTE BU SANCILI SUREÇDE ÇOCUKLARA ENGIN BIR ANLAYIS,
 KEDERLI AILELERINE ALLAHDAN SABIR DILIYORUM.

Sevgilerimle,
Gungor Ekinci Saglik




27 Kasım 2012 Salı

Hayatimda ilk kez maça gittim

Dun aksam Canimin içi maça goturdu beni. Skoru kotu olsa da benim için çok keyifli bir 90 dakikaydi.
Hatta 90 + 2 çunku hakem iki dakika uzatti maçi.




 Ispanya lig maçiydi,  sahada Real Zaragoza ile R.C. Celta vardi.

Açikcasi bekledigim kadar çok goz dolduran kiyasiya bir mucadele olmadi.  


Oynanan futboldan çok futbolcularin birbirleri ile olan itis kakisi dikkatimi çekti diyebilirim. 

Birde  futbolculardan biri daha çok tribundekilerle oynamayi tercih etti nedense :-),  surekli tribune atti topu.  Bahislerde herkes oyunu Real Zaragoza´dan yana kullandi, bizde dogal olarak sehrimizin takimini destekledik ama sonuç bekledigimiz gibi olmadi ne yazik ki.
 

En sagdaki Celta´nin teknik direktoru Paco Herrera  en soldaki de Real Zaragoza´nin teknik adami Manolo Jimenez



Basin mensuplari


Devre arasinda çok ilginç bisey gordum.
Hakem duduk çaldi 1. yari bitti.
O duduk oyunculara çalmadi da seyircilere çaldi sanki.
Bir anda herkes çantasindan sandviçlerini çikarip yemeye basladi.
Aslinda çok normal saat yemek saati, vakit devre arasi. Ama dudukle beraber herkesin yeme isine koyulmasi
ilginç ve hos gorundu gozume.


Skoru merak edenler içinde hemen belirteyim.
Maçin bitmesine yaklasik olarak on dakika kadar varken biz kendi evimizde 1 -0 yenilirken, Celta deplasmandan puanla ayrilmayi basardi.

Son cumlemde çok Erdem Sener gordum kendimi :-)

Herkese sevgiler.
Gungor Ekinci Saglik

24 Kasım 2012 Cumartesi

Kutlu olsun...


Image Hosted by ImageShack.us

Bas ogretmenimiz Mustafa Kemal Ataturk´u saygi, sukran ve ozlemle anarken,
Basta Kerem amcam, butun ogretmenlerim, ogretmen arkadas ve akrabalarim olmak uzere,
tum ogretmenlerimizin bu guzel gununu kutluyor. Hepsine emekleri için tesekkur ediyorum.
Sevgilerimle,
Gungor Ekinci Saglik

22 Kasım 2012 Perşembe

Kitapci geldiiiiii haniiiiimmmm...

Kitap okumayi, kitapçida saatler geçirmeyi ve kitap satin almayi çok sevdigimi beni taniyan herkes bilir.
 Hal boyle olunca da Istanbul tatilimizden donerken bir suru kitap almistim kendime.  Fakat son zamanlarda Ispanyolca ogrenmeye  agarlik verdigim için kitaplarima istedigim kadar çok vakit ayiramiyorum ne yazik ki. 
Biraz yavas gitmis olsamda  baktim ki bu arada alti tane kitap bitirmisim. Bugun  guzellerimi sizlerle tanistirmak ve isimlerini soylemek istedim.


Okuduklarimin içinde en begendigim kitabimin  adi MELEKLERLE YASAMAK
Bu kitabi okumanizi hatta  arkadaslariniza,  dostlariniza hediye   etmenizi  tavsiye ederim.  Hepimiz evrende meleklerin oldugunu biliriz.  Çocuklugumuzdan itibaren bizlere ne ogretildi? Omuzlarinda iyilik ve kotuluk meleklerin var. Davranislarina dikkat et. Yaptigin herseyi  kaydediyorlar.  Sizi  bilmem  ama bana kimse de çikip demedi ki “ Gungor´cum, guzelim, tatlim…( bu boyle uzar gider J )  bu melekler 24 saat seninle birlikte,  onlardan istedigin zaman her konuda  yardim isteyebilirsin”.  Allahdan yillar once kuantum dunyasi ile  tanismistim da istemenin sirri konusunda bilgim vardi.  Yoksa kendime hadiye edecegim sarki  “ …. Geçen gunlere yazik,  yazik etmissin gonul sen ….” olurdu Allah muhafaza.   
Bu kitapta Beki İkale Erikli Meleklerden nasil yardim isteyebilecegimiz konusunda gayet anlasilir bir dille okuyuculara yol gosteriyor.   Alin, okuyun, uygulayin derim…


Diger kitabim  YERYUZU MELEKLERI
“ Bu kitap meleklere dair öyküler anlatan sıradan bir kitap değil. Bir Yeryüzü Meleği olabilir ve bunu henüz keşfedememiş olabilirsiniz. …Bedenlenmiş bir Melek misiniz yoksa Yıldız İnsan mı?  Yeryüzü Meleği, dünyanın daha iyi bir yer haline gelmesine yardım etmek için bedenlenmiş kişilerdir.  …”

 Kitabin arka kapagindan bir kaç satir seçtim sizler için.  Burada yazanlar çok olagan ustu ya da siradisi gelebilir bazilariniza. Ama ben faydalarina çok inandigim için sizlere de tavsiye etmek istedim.

Uçuncu kitabim SEYTANIN IFLASI / Sirça Tuzak 2
En çok sevdigim Turk yazarlarini sorsalar Nermin Bezmen ismi, verecegim ilk uç ismin içinde yer alir mutlaka.  Sirça Tuzak 1´i okudukdan sonra , onun devami niteligindeki bu kitabi da dort gozle bekliyordum.   Aldim, okumaya basladim gayet de iyi gidiyordu aslinda. Hayal gucu ile yine uyulemisti beni Nermin Bezmen.  
FAKAT,
Final bolumune çok sasirdim  açikcasi.  Çunku çok ozensiz bitirilmis gibi geldi bana.   Kitap bitti ama sanki yarim kalmis gibi oldum.  Acele ile bir kaç  sayfa daha yazilip final yapilmis gibi. Ama yine de okumaya deger.     
Çok koklu bir ailenin arka planlarinda  neler olup bittigini gorecek hatta  bence  okudugunuz bazi gazete haberlerini hatirlayacaksiniz.?!
Dorduncu kitabim  MUZ SESLERI
Konu  tek kelime ile sahane, karakter sayisi  fazla,  fakat anlatim daginik diyebilirim. 
Kitaba konsatre olucam diye  gobegim  çatladi valla. Hikayeler bir yerden sonra kesisiyor gerçi ama açikcasi ondan sonra bile takip etmek benim için zor oldu. Normalde bir çok okuyucu gibi bende kitaptaki bir karakteri kendime daha yakin bulurum, en çok onun akibetini  merak ederim. Ama bu kitabin içine çok fazla girip, kitabin içinde kaybolamadim bir turlu.  Kitap bittikden sonra agzimdan çikan ilk sozcuk. “ off ya butun savaslar bitsin artik, ne buyuk acilar…” oldu.
Tanitim yazisi : 
“Onu ağustosta muz tarlalarına götürecektim. Muz seslerini dinleyecekti. Nasıl sevineceğini, hayret edeceğini düşündükçe…”
Ece Temelkuran, kalplerin yağmalandığı yerden anlatıyor hikâyesini; Ortadoğu’dan. Bizden alıp döküntülerini iade ettikleri hikâyelerimizi geri almak için… Aşklarımızı, acılarımızı, haysiyetimizi… Yağmalandıkça kapattığın kalbini aç şimdi. Çünkü bu senin hikâyen. Sen de Ortadoğulusun! 




Besinci kitabim ERKEKLER MARS´TAN KADINLAR VENUS´TEN  valla oyle :-) 
 Tanitim yazisi :  John Gray kişilerin Aşk Mektupları tekniğiyle duygularını daha kolay ve dürüstçe açıklayabileceklerini öne sürüyor. Erkekler Mars'tan Kadınlar Venüs'ten karşı cinsle iletişiminizi geliştirecek ve ilişkilerinizden elde etmek istediklerinizi sağlayacak pratik bir rehberdir... Karşı cinsle doyurucu ilişkiler kurmak isteyen herkes bu kitabı okumalı.  DIYE YAZMISLAR TANITIM BULTENINDE.
Yazar kitabin daha basindan itibaren oyle guzel tespitlerde bulunmus ve tanimlamalar yapmis ki, okuyunca “evet , evet, aynen, aynen” dememek mumkun degil. Kadinlarla erkeklerin farkli gezegenlerden geldiklerine de katiliyorum. FAKAT, Verdigi çozum ornekleri bana pek uygulanabilir gibi gelmedi açikcasi.  Yine de keyifle okudugum guzel bir kitapti. 

Altinci kitabim DUYGUSAL IYILESME
Tanitim bulteni :
Duygular kalıcı olamaz. Bu yüzden onlara duygular (emotions) denir. İngilizcedeki motion, hareket sözcüğü buradan gelir. Onlar hareket eder; bu nedenle onlar duygudurlar: Birinden diğerine sen sürekli değişirsin. Şu an sen üzgünsün, bu an sen mutlusun; şu an sen öfkelisin, bu an sen şefkatlisin.

Şu an sen sevgi dolusun, diğer bir an nefretle dolusun; sabah güzeldi, akşamsa çirkin. Ve bu böyle sürer. Bu senin doğan olamaz çünkü tüm bu değişimlerin ardında onların hepsini bir arada tutan ip gibi bir şeye ihtiyaç vardır. Bir çelenkte sen çiçekleri görürsün ama ipi görmezsin. Bu duygular bir çelenkteki çiçekler gibidir.

Bazen öfke çiçek açar, bazen üzüntü, bazen mutluluk, bazen acı...bazen de ıstırap çiçek açar. Bunlar çiçeklerdir ve hayatın tümü de çelenktir. Bir ip olmalıdır; yoksa sen çoktan parçalara ayrılmış olurdun. Sen bir varlık olarak devam edersin;
o halde ip nedir, kutup yıldızı nedir? Sende kalıcı olan şey nedir?   
CEVAPLAR KITAPTA...

11 Kasım 2012 Pazar

KADEH TOKUSTURMAK nereden çikmistir?



Bu konuda edindigim iki ayrı rivayet var.

Bir rivayete gore, 
Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip, ona zehirli içki sunması doğal sayılıyormus.  
Ev sahibi misafirine içkinin zehirsiz olduğunu kanıtlamak için, kendi  kadehini havaya  kaldırırmis, 
misafir de kadehine konulan içkisinden bir yudumunu ev sahibinin kadehine dokermis.   
Sonra içkilerini aynı anda içerlermis.

Bazen de misafir,  böyle bir  durumda ev sahibine olan güvenini göstermek için,
kadehini ev sahibinin yukarı kaldırdığı kadehine hafifçe vurur, 
çikan ÇIN  sesiyle içkiyi denemeye gerek olmadığını gösterirmis.

Diger bir rivayete  gore ise,  insanların beş duyusunu birden tatmin etmek  amaciyla çikmistir.
Soyleki;
Içilen içkinin rengi goze,
kadehi elinize aldığınızda dokunma hissine,
Tadi ile dile,
Kokusu burna hitap edermis. 
Tokusturma sirasinda çikan ÇIN ´  sesi ( bu sesi çok severim) de kulaga hitap edermis.
Boylece de içki ozellikle de sarap  bütün duyguları tatmin eder anlamını taşırmis. 

Sevgilerimle,
Gungor Ekinci Saglik

10 Kasım 2012 Cumartesi

O HIÇ OLMEDI KI...



Bugun seni yine içimiz buruk bir sekilde, saygı, sevgi ve özlemle aniyoruz Atam…
Ruhun şad olsun...

Ben kim miyim?
Gungor ben,  

Ülkesini, 
Milletini, 
Cumhuriyetini,
Ata´sini,
Ata´sinin butun devrimlerini,
butun ilkelerini,
çok seven ve benimseyen,
milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından sadece bir tanesi...
Güngör Ekinci Sağlık

31 Ekim 2012 Çarşamba

İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası buradaydi

 Ispanyolca hocam geçen gun yanima gelip “ sizin  klasik muzik sanarçilariniz yarin burada konser verecek biliyor musun “ diye sordu. Haberim olmadigini belirtip “ ama gitmeyi çok isterdim “ dedim.

Eve gelir gelmez esime “ biliyor musun, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası  (İDSO) burada konser verecekmis,  hiç haberimiz olmadi,  gitmeyi çok isterdim, ne yapsak, bilet bulabilirmiyiz acaba  “
diyordum kiiiiiiii,
Canimin içi gulumsemeye ve konusmaya basladi, 
“ surpriiiiiiz, bizim zaten iki kisilik biletimiz var”.


Havalara uçtum mutluluktan, nasil sevindim anlatamam.  
Turkiyede muhtelif konserlere gitmeyi seviyordum ama gurbette olunca daha baska oluyor.  Insan burada hemserilerinin yaptigi her etkinlik de bulunmak  ve elleri aciyana kadar gururla alkislamak istiyor…Benim de oyle oldu…


 İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası  dun aksam  şef   Ender Sakpınar,  solist pan flüt sanatçısı Marin Gheras ile birlikte birbirinden degerli eserler seslendirerek muhtesem bir konser verdi.  
Konser harika bir mimariye ve  akustiğe  sahip olan Auditorio de Zaragoza binasinda  essiz bir performansla
gerçeklestirildi.   
Ben ister istemez bir Turk olarak izleyenleri de gozlemledim.   Salon tiklim tiklim doluydu.  Heryastan izleyici vardi ve inanin buyulenmis gibi hayranlikla izlediler konseri.  Ogretmenim de gitmis konsere, bugun konustuk, çok etkilenmis, harikaydi dedi.  Konserin ilk  dakikalarinda ve sonunda ki dinmeyen alkislari duydukça tutamadim kendimi valla çok gozlerim doldu.

Bu kadarla da kalmadi. Şef  Ender Sakpınar ile tanisip, bir kaç dakika sohbet edip, fotograf çektirme imkanimiz da oldu.

Benim için muzigin ahengi ile gururun harmanlandigi çok keyifli bir geceydi.
Tatli surprizi ile bana bu geceyi hediye ettigi için Canimin içine tesekkur eder,
Basarili performanslarindan dolayi sayin Ender Sakpınar´in sahsinda  tum İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ekibini tebrik ederim.
Sevgilerimle,
Gungor Ekinci Saglik 

29 Ekim 2012 Pazartesi

En büyük bayramımız kutlu olsun…




Ulu önderimiz Ata'mızı, tüm silah arkadaşlarını, tüm gazi ve şehitlerimizi, saygı, şükran ve rahmetle anıyorum.  Ata'mın çizdiği yoldan, gösterdiği hedeflere yürümekten, “ fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” bir Türk vatandaşı olarak gurur duyuyorum.

Bütün savaşlardan açık alınla çıkan, biz çılgın Türklere ve tum Türk dostlarına selam olsun…
En büyük bayramımız kutlu olsun…

Sevgilerimle,
Güngör Ekinci Saglik

25 Ekim 2012 Perşembe

Iyi bayramlar



Mubarek kurban bayraminizi kutlar hayirlara vesile olmasini dilerim. 
Sevgilerimle Gungor,

22 Ekim 2012 Pazartesi

Sema Maraşlı'nın Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz kitabından....Biraz uzun ama mutlaka okuyun, çok çok guzel ve ogretici...



KADIN DILI / BUKÇE DILI 
Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, "Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim." dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.

Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor.
Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!
-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.
Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.
-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe' yle() üç dil oluyor.
-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna "kadın dili" de diyebilirsin.
Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya çıkıyor.
—Kadınların ayrı bir dili mi var?
—Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe' yi öğrenmeli.
-İyi de niye Bükçe?
—Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını ;Bükçe" koydum.
-"Bükçe zor bir dil mi baba?" diye sordu gülerek.
—Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. 


Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca "seni seviyorum" diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca "seni seviyorum" un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir. 

-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar?
-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.
-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.
-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. "Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?" diye canları sıkılır.

-Biz de bazen Canan'la böyle sorunlar yaşıyoruz. "Niye düşünmedin?" diye kızıyor bana.
-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.

-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?
-Var dedik ya oğlum, Bükçe' yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?
-Hazırım baba.
-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe'de en az yüz kelime ile anlatılır. 

Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana "Bugün bir elbise aldım." diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığından başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.
-Hikaye dili yani.
-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, "Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes." demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen "seni sevmiyorum." de. İki durumda da "seni sevmiyorum" demiş olacaksın.
-Ne alakası var baba "seni sevmiyorum" demekle "kısa anlat" demenin?

-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.

-Bu önemli. Bükçe'de dinlemek sevmektir diyorsun.
-Aynen öyle. 

Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.
-Geçen hafta Canan bana "Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım." dedi. Ben de "Böyle de iyisin." dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. ";Neyin var?" diye sordum. "Hiçbir şeyim yok." dedi. Sence nerede hata yaptım?
-"Böyle de iyisin" derken o "de" ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. "Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin."

-Peki ne demem gerekiyordu?
-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın.Bunu hiç unutmazlar. O gün "Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok." deseydin, günün zehir olmazdı.
-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.

-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.

-Ve asla unutmazlar, değil mi?
-Aynen öyle. Yıllar önce annene, annesi için "Biraz cimri." demiştim. Hala "Sen benim annemi sevmezsin." der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.
-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.
-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama"Sen şunu mu demek istiyorsun?" diye asla yüzüne vurmayacaksın.
-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde "Niye bana iğne batırıyorsun?" Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.

-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. "Akşama tok mu geleceksin?" diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. "Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum" demek istiyor. Anladım ama tabi "Ne demek istiyorsun?" demedim.
-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.
-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, vbin beş yüzüncü diyetine başlamış :-) ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan "Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir şeyler getir yiyelim." demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. "Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?"dedim. "Tamam." dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.

-Bu Bükçe' de kısa konuşma yok mu baba?
-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, "Neyin var?" diye. "Hiçbir şeyim yok." diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.
-Bükçe' de "Hiçbir şey yok." demek ";Çok şey var, benimle ilgilen." demek oluyor, o zaman.

-Evet. Biz erkekler "Bir şey yok." diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; "Şu anda konuşacak bir şey yok." diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım." demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.
-Bir arkadaşım da "Kadınların 'Peki.' demesi tehlikelidir" demişti.
-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir 'peki', 'olur', 'tamam' her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe' de "Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım." demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında "Peki canım, olur hayatım" gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.
-Zor bir dil baba.
-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.
-Anlamak da pek kolay değil ama.
-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.
-Nasıl yani?
-Mesela, karın sana "Ne zamandır dışarı çıkmadık." derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. "Daha geçenlerde gezmeye gittik." gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz." de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.
-Küçük ama önemli detaylar.
-Aynen öyle. Mesela karın "Üşüdüm." diyorsa, "Üstünü kalın giy." demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.
-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe' yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.
-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.
-Not mu alsaydım... Epeyce detayı varmış dilin.
-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük "Fark etmez."dir. "Fark etmez"i kadınlar "Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap." diye anlarlar.
-En değerli sözcük nedir?
-Sen bil bakalım.
-"Seni seviyorum." herhalde.
-Evet, kadınlar "Seni seviyorum." sözünü sık sık duymak isterler.
Biz erkekler "Söylemiştim, zaten biliyor." diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.
-Bükçe sadece konuşma dili midir baba?
Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.
-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. 
Kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.
-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.
-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.
-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.
Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.
-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe'yi anlamaya başladım. Canan aradı. "Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?" dedi. Tam "Fark etmez, sen seç." diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi "Ev de perde de umurumda değil." gibi anlayacağı aklıma geldi. "Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen." dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.
-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.
-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe'yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.

Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.
 

17 Ekim 2012 Çarşamba

Bir Çinari Ugurladik...

Geçen hafta Pazar´i pazartesiye baglayan gece, ruyamda kayinpederim sevgili Mehmet babami gormustum.
Bir yere gidiyordu, hiç birsey soylemeden gulumseyerek el salladi bana.
Bende, gule gule baba dedim 
ve gitti...

Sali gunu ise buyuk bir keyifsizlikle okula gitmistim. Aslinda çok seviyorum okulumu, ama ogun gozum saatte kaldi,
artik bitsede gitsem diyordum içimden. Içimi tuhaf bir uzuntu kaplamisti. Sonunda ders bitti, otobuse bindim.
Otobusteyken buranin saati ile saat 14:15 de, sanki birisi bana Mehmet babamin vefat ettigini soyledi ve
etrafimdakilere aldirmadan otobuste hiçkirarak aglamaya basladim. 

Eve geldigimde,  saat tam 14:15 de kardesinin Canimin içine bu uzucu haberi verdigini ogrendim.
Ayni gunun gecesi ilk uçakla hemen Istanbula gittik.

Baslikta da belirttigim gibi bir çinardi O...
94 yasinda kaca bir çinar hemde ...
Birçok insanin varlik içinde duzgun bir evlat yetistiremedigi gunumuz sartlarinda,
O, bir çok sikintiya gogus gererek,
kendisi gibi, birbirinden degerli, durust, merhametli, akli basinda, is guç sahibi tam 11 evlat yetistirmis. 
Torunlarinin torunlarini gormus.
Yasinin bedenine vermis oldugu yorgunluga,  bir de seker hastaligindan dolayi yillar once bacaklarini kaybetmesi 
eklenmis oldugu için surekli yatiyordu. 
Ben 1.5 yildir taniyordum kendisini. Hafizasi son ana kadar hep açikti ama çok az konusuyordu.  
Bu nedenle uzun soluklu sohbetlerimiz neyazik ki olamadi hiç. Elimi avucunun içine alip kalbinin uzerine koyar oylece gulumseyerek bakardi bana. Kalpden kalbe bir yol var derlerya hani, ben o lafin dogrulugunu rahmetli kayinpederimde yasadim inanin. Onun bakislarindan bilirdim beni ne çok sevdigini ve benimde onu gerçekden çok sevdigimi hissettigini. 

Geçen çarsamba gunu sevgiyle, saygiyla, gozyaslariyla, dualarla, ozlemle ugurladik koca Çinarimizi son yolculuguna. Yerinin hiç dolamayacagi kesin, fakat ozlemimizi dualarimizla hafifletmeye çalisiyoruz.

Suanda bu yaziyi okuyan herkesin, hakkin rahmetine kavusmus olan tum yakinlarina ve Mehmet babamiza 
Allahtan rahmet diliyorum. Rabbim hepsini nurlar içinde yatirsin, mekanlari cennet olsun.

Sevgilerimle,
Mehmet Saglik´in gelini Gungor Ekinci Saglik