14 Eylül 2011 Çarşamba

ÇAN DÖRTTEN FAZLA ÇALINIRSA KİM ÖLMÜŞTÜR?



ÇOK ESKİ YILLARDA KRALLIKLA İDARE EDİLEN BİR ÜLKE VARMIŞ.
AMA; BU ÜLKEDE HUKUK VE HAKİMLER DE VARMIŞ.

TÖRELERE GÖRE, BİR VATANDAŞ ÖLDÜĞÜNDE, ŞEHİR MERKEZİNDEKİ DEV ÇAN BİR DEFA ÇALINIRMIŞ, UZUN UZUN DA YANKILANIRMIŞ.

EŞRAFTAN BİRİSİ ÖLÜRSE ÇAN İKİ DEFA,

BÜYÜK BİR DEVLET ADAMI ÖLÜRSE ÜÇ DEFA ÇALINIRMIŞ.

YA KRAL ?.. O ÖLDÜĞÜNDE , ÇAN DÖRT DEFA ÇALINIRMIŞ.

GEL ZAMAN GİT ZAMAN…
ŞEHİRDE BİR OLAY OLUR, İŞ MAHKEMEYE İNTİKAL EDER.
DAVANIN SANIĞI OLARAK MAHKEME HUZURUNA ÇIKARILAN KİŞİNİN MASUMİYETİNİ İSE BÜTÜN VATANDAŞLAR BİLMEKTEDİR.
BİR FORMALİTE OLARAK GÖRÜLMESİ VE BERAAT BEKLENEN DAVADAN SÜRPRİZ BİR KARAR ÇIKAR.

SANIK PARA CEZASINA MAHKÛM OLMUŞTUR.

HAKİM SORAR :
BİR DİYECEĞİN VAR MI ?..

SANIĞIN CEVABI :
HAYIR !..

MAHKEME BİTER.
DİNLEYİCİLER DAĞILIR.
KAFALARDA BİR KAYGI!..

KISA BİR SÜRE SONRA DEV ÇANIN SESİ DUYULUR.
ACABA KİM ÖLDÜ ?..

ÇAN BİR DEFA DAHA ÇALAR.
EŞRAFTAN BİRİ ÖLDÜ.

ŞEHİR ÇAN SESİ İLE BİR DEFA DAHA İNLER.
HIMMMMM… BÜYÜK BİR DEVLET ADAMI, ACABA KİM ?..

SORUYA CEVAP ALINMADAN ÇAN BİR DEFA DAHA ÇALAR,
YERİ, GÖĞÜ İNLETİR.
HERKESTE BİR FERYAT:
EYVAH!.. KRALIMIZ ÖLDÜ!..

ANCAK,
TÖREDE GÖRÜLÜP İŞİTİLMEMİŞ BİR ŞEKİLDE ÇAN, BEŞ VE ALTINCI DEFA DA ÇALINIR,
YER GÖK İNLER VE SESLER KESİLİR.
HERKES BUNUN NE ANLAMA GELDİĞİNİ ÖĞRENMEK İÇİN.
ÇAN GÖREVLİSİNE KOŞAR,
BİR DE BAKARLAR Kİ ÇANI , HAKSIZ YERE MAHKÛM EDİLEN ADAM ÇALMAKTADIR.

SORARLAR : NE DEMEK BEŞ VE ALTI DEFA ÇAN ÇALMAK ?..
KRALDAN DAHA BÜYÜK BİRİSİ Mİ ÖLDÜ ?..

CEVAP ŞAŞIRTICI OLDUĞU KADAR ANLAMLIDIR DA :
EVET, ADALET ÖLDÜ.....!

12 Eylül 2011 Pazartesi

ALYANSI NEDEN DÖRDÜNCÜ PARMAĞIMIZA TAKMALIYIZ ?



Bunun, Çin’ lilerin anlattığı çok güzel ve inandırıcı bir açıklaması var...

Şöyleki;
Başparmak, anne -babanızı,
İşaret parmağı, kardeşlerinizi,
Orta parmak, sizi,
Dördüncü parmak (yani yüzük parmağı) hayat arkadaşınızı,
Ve serçe parmak, çocuklarınızı temsil eder.

Şimdi ilk önce avuçlarınızı birbirine bakacak şekilde açın.
Orta parmaklarınızı fotoğrafta görüldüğü gibi içeri bükün ve sırt sırta birleştirin. Daha sonra kalan dört parmağınızı da şekildeki gibi açıp, uç uca getirin.



Şimdi, anne babanızı temsil eden başparmaklarınızı ayırmaya çalışın...
Açılacaktır, çünkü anne babanız sizinle birlikte ömür boyu yaşamayacaktır.
Er ya da geç onlardan ayrılmak zorundasınız.

Şimdi de başparmaklarınızı önceki gibi birleştirip kardeşlerinizi temsil eden işaret parmaklarınızı ayırın. Onlar da ayrılacaktır, çünkü kardeşleriniz de kendi ailelerini kurup, ayrı bir hayat seçer.

Şimdi de işaret parmaklarınızı birleştirip, çocuklarınızı temsil eden serçe parmaklarınızı ayırın. Onlar da ayrılıcakdır, çünkü çocuklar da evlenir ve bir gün kendi hayatlarını kurarlar.

Son olarak serçe parmaklarınızı da birleştirip, eşlerinizi temsil eden yüzük parmaklarınızı ayırmaya çalışın. Ayıramadığınızı görünce şaşıracaksınız.
Çünkü karı – kocalar hayat boyu bir arada yaşarlar...
İyi günde ve kötü günde...

11 Eylül 2011 Pazar

Fatih Altaylı'dan Çerez Tabağı Teorisi



Fatih Altaylı’dan "vaaayyy beee" dedirten bir yazıyı yayınladım bugün.
Ama asıl en çok Merih Tüzün’ün teorisine bayıldım. Çok doğru bir tespit bence :)
Okuyun eminim siz de çok beğeneceksiniz.
Sevgilerimle.

Fatih Altaylı’dan çerez tabağı teoremi-1
Galatasaray Lisesi’nden bir arkadaşım hala evlenmedi.
Geçenlerde "Yeter artık. Evlen de çoluk çocuk sahibi ol" dedim.
Aşağıdaki teoriyi aktardı:
Bir kuruyemiş tabağı, kalabalık bir grubun önüne geldiği zaman sırasıyla önce antepfıstıkları , ardından bademler, sonra fındıklar gider. En sona beyaz ve sarı leblebiler kalır.
Eğer belli bir yaşa kadar evlenmemişsen de durum farklı olmaz. Ya kalan leblebiler ve ayçekirdekleri ile idare edersin, ya da olur ya bir fıstık bulurum diye tabağı karıştırır durursun...

Çerez tabağı teoremi- 2
Bu yazı üzerine, bazı okurlarımdan eklemeler geldi.
Ben tabakta en sona kalanların sarı ve beyaz leblebiler olduğunu yazmıştım.
Mektep arkadaşım Merih Tüzün ise şöyle yazmış:
"Sevgili Fatih,
aynı tabakta ucu açılmamış kabuklu şam fıstıkları da kalır.
Herkes bir eller, bakar ama kimse açmaya cesaret edemez, tabağa geri bırakır.
Onlara ulaşmak cesaret ister.
Dişine güveneceksin, kıracaksın ki, içinde gizlediği lezzete ulaşabilesin.
Ama risklidir, dişini kırabilirsin. "
Şairin dediği gibi: "Daha ne güzellikler var dı derinlerde. Bazen korktuk.. Bazen gücümüz yetmedi."

9 Eylül 2011 Cuma

HAYATINIZ SEÇTİĞİNİZ KADINDIR / Ahmet Altan



Ahmet Altan'ın aşağıdaki makalesini çok sevdiğim için burada da yer vermek istedim.
Sevgilerimle, Güngör...

Bir erkeğin düşünsel yeteneği, estetik birikimleri ne olursa olsun, hayatta durdugu kat, içine doğduğu kattır, tanıdığı ilk kadının, annesinin onu bıraktıgı kat.

Giyim zevkinin bulunmadığı bir bahçede doğduysanız, giyim zevkinin gelişmiş olduğu bir bahçeye sizi ancak bir kadın götürür.

Sofralarının inceliklerle donatılmadığı bir katta doğduysanız, incelikli sofraların bulunduğu kata sizi götürecek olan da bir kadındır.

Birlikte olduğunuz kadın degiştiğinde, değişen yalnızca bir kadın değildir, hayatın neredeyse bütünü degişir, bir başka kata, bir baska bahçeye geçersiniz, orada hersey farklıdır.

Dinlediğiniz müzik, okudugunuz kitap, yediğiniz yemek, gittiğiniz yerler, buluştuğunuz arkadaşlar, hatta taktığınız kravat bile değişir.

Bir erkeği hayatın içinde kadınlar gezdirir, hayatın katları arasında kadınlar dolastırır.

Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz,
bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz,
esprili bir kadına rastlarsanız espriniz,
zeki bir kadına rastlarsaniz zekânız gelişir;
yeni huysuzluklar, kaprisler, kavga nedenleri, acılar da öğrenirsiniz.

Hayat, kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi kat kattır; Babil'in asma bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir. " Bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür.
Ve, bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat, yanınızdaki kadınin terası, manzarası, hayatıdır; hayatın hangi katında durdugunuzu, yanınızdaki kadının durduğu kat belirler.

Hayatınız, seçtiğiniz kadındır.
Bir kadın değil bir hayat seçersiniz çünkü.
AHMET ALTAN

7 Eylül 2011 Çarşamba

CEHALET MUTLULUKTUR

Dönüp dolaşıp büyüklerimizin lafına geldiğimiz için, onlar bizden cahildi diyemiyorum.
Belki tecrübeleri sayesinde öngörüleri de gelişmiş olabilir.
Ama bildiğim bir şey varsa, o da cehaletin mutluluk olduğu ve eskilerin bizden daha mutlu olduğu.
Teknoloji icat oldu, huzurumuz bozuldu valla.

Önceden annem, anneannem taşıma suyla çamaşır, bulaşık yıkar temizlik yaparlarmış ama yorulmak nedir bilmezlermiş. Şimdi her şey bir düğmeye bakıyor ama buna rağmen çok yoruldum cümlesini daha çok kullanır olduk.

Şu televizyonlar yok mu televizyonlar…
Hani LCD'si ayrı güzel, Plazması ayrı güzel, evlerimizden sohbeti kaldıran, bizi çoğu zaman farklı dünyalara heveslendiren, özellikle son yıllarda reyting uğruna yapılıp gençlerimizi kabadayılığa, kızlarımızı lolitalığa heveslendiren programları gözümüze sokan, evimizin baş tacı televizyonlarımız. Onlarsız bir hayat düşünmek artık mümkün değil elbette.

Ama yüzyılın buluşu bilgisayarlarımız var ya, asıl efsane onlar olacak bence. Bir daha ki yüzyılda insanoğlu Dünyadan Mars’a, XY'lere misafirliğe gittiğinde :), babamın gençliğinde bilgisayar denen bir şey varmış, bizim G8 kutularının daha az gelişmiş olanı yani, eşler onu kullanarak chat denen bir şeyle birbirlerini aldatıyorlarmış diyecek.

Gerçi 100 yıl sonraya gitmeden önce bugüne bakmalıyız belki de.
Önceden bir hastalığımız mı var. Semtin doktoruna gidilirdi, doktor ne ilaç verdiyse kullanılır ve iyileşilirdi.
Şimdi öyle değil. Önce netten kendimizce en iyi doktoru buluyoruz, sonra verdiği ilacı alıyoruz, sonra ilacın içeriğini nette araştırıyoruz, sonra yoo bu ilaç bana göre değil deyip ikinci bir doktora daha gidiyoruz.
Sonra ikinci doktorun verdiği ilacı da nette araştırıp, çok fazla içimize sinmese de birini kullanmaya başlıyoruz. Tabii bu arada gerginliğe dayalı baş ağrımızın netten öğrendiklerimiz sayesinde, beynimizde ur olabileceğine kadar her türlü ihtimale kendimizi inandırıyor, üstüne bir de çağın gözde hastalığı panik atağa yakalanıyoruz.

Herkesin evinin önünde arabası var artık ( aman ne güzel! ).
Önceden eşi doğum yapacak olan adam gece yolda bir taksi bulmaya zorlanırmış.
Artık bu sorun çözüldü çok güzel. Şimdi kendi arabası var ama trafik yoğunluğundan eşini hastahaneye yetiştirebilmesi mucize.

Randevulaşıp bir yerde buluşacağız diyelim, Kadıköy de örneğin.
Önceden herkes saatini aksatmadan 12:00'da Kadıköy'de Boğa'nın önünde olurdu. Şimdi birinin diğerini bekletmeden buluşma noktasına saatinde gelmesi mümkün değil. Hepimizin cep telefonu da var ama haberleşemiyoruz bir türlü.

Tabii ki, hadi telefonları çöpe atalım, televizyonlara çiçek dikelim demiyorum.
Ama bu kadar bağımlı olmaya da gerek yol herhalde.

Akşam için planlarını televizyon programlarına göre yapan,
aile içinde iki çift laf etmeden akşam yemeğinden sonra internetin dipsiz kuyusuna düşen ( ki doğru kullanıldığı sürece çağın en iyi buluşu olduğunu kabul ediyorum tabiki),
hayatı yaşadıklarını sanarken aslında ıskalayan,
teknolojinin kölesi olmuş, o kadar çok insan tanıyorum ki.

Çok şey bilmek, öğrenmek, çok mutluluk getiremeyebiliyor. Hatta asıl büyük hayal kırıklıklarını bilmişliğimiz yüzünden vaktinden önce sevinerek, yada büyük pişmanlıkları vaktinden önce üzülerek yaşayabiliyoruz.

Çağın nimetlerini görmezden gelmek tabi ki mümkün değil ama,
biraz cahil olsaydık daha mutlu daha doyumlu olmazmıydık sizce de?
Ne biliyim aklıma geldi sordum işte :)

Sevgilerimle.
Güngör Ekinci

6 Eylül 2011 Salı

HAYALLERİNİZDEN ASLA VAZGEÇMEYİN



Kalpten, çok içten bir şey dilediğimizde ya da istediğimizde,
Allah bunu mutlaka duyar, ve ismimizin yanına not edermiş.

Yani mesela " Ayşe'ye bir ev" gibi.

Sonra, karamsarlıklarla, isyanlarla dolduğumuz bir gün,
kahredip "hadi canım, nerden olacak, olamaz" dersek de,
Allah sesimizi yine duyar ve ismimizin yanına yeni bir not düşermiş:

" Ayşe vazgeçti"

Hayallerinizden Ne Olursa Olursa Asla Vazgeçmeyin...

FIKRA - Sevgili Güzin Abla :)

Sevgili Güzin abla,
ben 17 yaşında bir kızım, internette kendime yeni
bir erkek arkadaş buldum. Onu seviyorum. O da beni seviyor.
Seni ailemle tanıştırayım dedi. Buna çok sevindim. Beni evlerine
davet etti. Ailesiyle tanışacaktım.

Evlerine gittik ama evde kimse yoktu. Bana birazdan gelirler dedi.
Onların gelmesini beklerken "birer kola içelim" dedi.
Bende "olur" dedim.

Odasından getirdiği kolaları bitirdikten sonra
erkek arkadaşım birden bire uyumaya başladı.

Güzin abla sence erkek arkadaşım hastalandı mı?

GÜZİN ABLA'NIN CEVABI:
Kızım seni anan Kadir gecesi doğurmuş...:))

DÜŞÜNDÜRÜCÜ

Başkalarına karşı iyi olunuz, ÇÜNKÜ . . .

Başkalarına karşı iyi olunuz,
ÇÜNKÜ . . .
Zaman herşeyi değistirebilir!!!


5 Eylül 2011 Pazartesi

Beyoğlu Sahaf Festivali



Bu yıl beşincisi düzenlenecek olan Beyoğlu Sahaf Festivali,
6-18 Eylül 2011 tarihleri arasında Beyoğlu'ndaki eski Tüyap,
şimdiki TRT binası önündeki alanda gerçekleştirilecekmiş.

Festivale bu yıl Ankara'dan da sahaflar katılacak olup,
Kadıköy, Moda, Sarıyer, Ortaköy, Beyazıt, Şişli ve Beyoğlu başta olmak üzere İstanbul’un birçok ilçesinden ve semtinden toplam 69 sahaf katılacakmış.

Çok sayıda eski ve nadir bulunan kitapların satışa sunulacağı festivale, katılımın yoğun olacağı bekleniyormuş.

Kadıköy’deki sahafları dolaşmak çok hoşuma gidiyor fakat, daha önceki sahaf festivallerine katılamamıştım. Ama bu yılkini kaçırmamakda kararlıyım.

Beni festivalden sevgili blogger arkadaşım Selma hanım haberdar etti sağolsun.

Eğer sizde benim gibi kitap standlarında dolaşmayı ve kitap kokusunu seviyorsanız, belki gitmek isteyebilirsiniz diye düşündüm.

Gidecek olan herkese şimdiden keyifli bir gün diliyorum.

Yüreğinizde sevgi,
Başucunuzda mutlaka bir kitap olsun.

Sevgilerimle,
Güngör Ekinci

4 Eylül 2011 Pazar

CANIMIN İÇİ



Al Bu Yüreğim Al Senin Olsun
Sensiz Taşıyamam Canımın İçi
Sende Doğdu Bu Can Sende Son Bulsun
Sensiz Yaşayamam Canımın İçi

Şu Garip Gönlümün Muradı Sensin
Divane Gezdiğim Sebebim Sensin
Dört Mevsim Yeşeren Can Dalım Sensin
Sensiz Tutunamam Canımın İçi

Sen Gözümün Nuru Sen Yürek Sızım
Sen Alın Yazım Canımın İçi

Gülüm Bu Sevdaya Düştüm Düşeli
Dermanım Bilmişim Senin Derdini
Yüreğim Aşkını Sılası Bildim
Sensiz Barınamam Canımın İçi


BU HARİKA TÜRKÜYÜ BURAYI TIKLAYARAK DİNLEYEBİLİR SİNİZ.

Söz: Süreyya Okçu- Kıvırcık Ali
Müzik: Kıvırcık Ali
(Değerli sanatçı Kıvırcık Ali'yi de buradan rahmetle anıyorum).


2 Eylül 2011 Cuma

SENİNLE YAŞLANMAK İSTİYORUM (canımın içi)



Seneler Geçsin,
Sen Beni bil, ben seni bileyim istiyorum.

Benim olduğun kadar dostlarının,
Dostlarının olduğun kadar benim ol istiyorum.

Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
Yaşayalım ki,Öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.

Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.
Sen çok dertlenip,içip arkadaşlarınla,
eve gelmelisin.

Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.
Öyle ki,yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.

Yaşayalım ki,paramız olunca sevinelim.
Güzel günlerimizi,evimizde,
bir şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız.

Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek….
Böylece yaşamalıyız işte.

Sonra çocuklarımız olmalı,
Düşünsene senin ve benim olan bir canlı.

Geceleri ağladıkça sırasıyla susturmalıyız.
Sen arada mızıkçılık yapmalısın.
Ve ben söylenerek sıranı almalıyım.

Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım,
Söylenerek yumurta kırmalısın.

Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.
Zaman su gibi akıp giderken,
Herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı.

Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden.
Mutluda olsa,Kötüde olsa,
Yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı.

Saçlara düşünce yada gidince aklar,
Çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehirden.

Kavgasız,
Her sabah cinayetle uyanılmayan,
Sessiz bir yere gitmeliyiz.

Geceleri balkonda denizi seyredip,
Sandalyelerimizde sallanmalıyız.

Eve gelip benden kahve istemelisin.
Çocuklar gelmeli ziyaretimize,

Geçmişteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız.
Öyle sevmelisin ki beni,Bu yazdıklarım korkutmamalı seni,
Tebessümler açtırmalı yüzünde.

Birgün bu hayatı bırakıp giderken,
Sadece mutluluk olmalı yüzümüzde

Birbirimiz sevmenin gururu olmalı “HERŞEYDE”…..

CAN YÜCEL…

29 Ağustos 2011 Pazartesi

RAMAZAN BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN




" Üşüyorum, susadım, uykum var " dı derken, onbir ayın sultanı Ramazan-ı şerifinde son gününe geldik. Allah orucumuzu, diğer ibadetlerimizi, yapmaya çalıştığımız hayırlarımızı kabul etsin. Yarın Allahın izni ile bayramı karşılayacağız. Tüm dualarınızın kabul olduğu bir bayram sabahına uyanmanızı diliyorum.

Sabah bir uyansanız ki, ev baklavasının şerbeti siz kalkmadan dökülmüş olsun.
Daha tatlı şerbetini çekmemiş ama olsun, siz genzinizi yaka yaka atın ağzınıza bir tane aceleniz var çünkü.

Evet aceleniz var, neden mi ?

Çünkü sevgili okuyucum;
Eğer erkekseniz bayram namazına yetişeceksiniz, bayansanız eşiniz, ya da babanız, ya da kardeşiniz, ya da oğlunuz, ya da hepsi birden bayram namazından gelmek üzereler, onlar gelmeden sizin de benim gibi kahvaltı sofrasını hazırlamanız gerekiyor.

Tamamdır, artık sofra hazır.
Oooohhh börek de mis gibi kokuyor valla. Çayın altını yarıma kısın yavaş yavaş demlensin.

Kolonya ve şeker hazır mı? Çocuklar şimdi kapıyı çalmaya başlar.

Heh, bizimkiler de geldi, hadi artık sofraya.

" YURDUM İÇİN KAHVALTI VAKTİ " Afiyet olsun Türkiye...

Annem ilk kez bir bayram evde değil. Bu bayramı teyzemle birlikde Rize’de nenemin yanında geçirecek. Babam ve annem ailenin büyüklerinden oldukları için bizim bayram misafirimiz çok olur. Yeğenler, kuzenler, ahbablar, komşular, dolup taşar evimiz.

Biz de hiç " nerde eski bayramlar" nostaljisi olmaz. Dejenere olmamış bir aileye sahibim çünkü. Büyük büyüklüğünü, küçük küçüklüğünü bilir. Küçük büyükle tokalaşmaz el öper. Gelen bütün misafirlere kolonya, şeker tutulur, tatlı ve içecek ikram edilir. Minik misafirlerimize de mendilleri hediye edilir. Şehir dışındaki büyüklere telefon açılır, bayramları kutlanır, hayır duaları alınır.

Ya sizde, sizler de bayramlar nasıl geçer ?
Dilerim umduğunuzdan da güzel geçer...

Hepinizin mübarek ramazan bayramını en içten dileklerimle kutluyor, tüm dünyaya barışın, dostluğun, anlayışın, hoşgörünün, bereketin hakim olduğu, savaşların, açlığın, felaketlerin olmadığı, sağlıklı, huzurlu, mutlu nice nice bayramlar diliyorum.

Sevgilerimle,
Güngör Ekinci