22 Ocak 2012 Pazar

ASKOLSUN KURUFASULYE VE BAKLAVA AGLATTINIZ BENI



Buraya geldim geleli, pisirdigim hiçbir yemek lezzetli olmuyor.
Ya çok pisiriyorum ya az, ya yagli oluyor ya tuzsuz. Mutlaka bir eksigi oluyor, kivamini tutturamiyorum yani hiç.

Canimin içi esim de okadar nazik ki; yok yok diyor, sen guzel yapmissin da kiymasi lezzet vermemis. Emege oyle saygisi var ki, ne pisirsem yiyor sagolsun.

Buranin yemeklerine çok fazla alistigim soylenemez. Bazilarinin lezzetini begeniyorum gerçi ama, bana daha çok atistirmalik gibi geliyorlar. Doyup doymadigimi anlayamiyorum bile.

Esim restaurant sektorunde oldugu için çok iyi analiyor yemekden ve harika yemekler yapiyor cidden. Anneme, sen unu, suyu, tuzu karistirsan harikalar yaratirsin derdim, Canimin içi de aynen oyle iste. Elini neye degse lezzet katiyor.

Sebzeleri tencereye koydugumuz zaman bile, sanki o koydugunda sebzeler seviniyorlar, oh oh yine çok guzel pisicez diye. Benim elime aldigim sebzelerde; Alllaaaah yine o istanbuldan gelen kiz pisiricek bizi yandik yandik diyorlardir eminim.

Geçen hafta oyle olaylar yasadim ki yazmadan geçemedim.

Baktim Canimin içi kurufasulye pisiriyor.
Daha tencerenin kapagini kaldirdigimda, içeriye yayilan kokudan anlamistim bunun da herzaman ki gibi çok lezzetli olacagini. Yemegi servis yaptik, masaya oturduk.
Daha birinci kasigi agzima goturmemle aglamaya baslamam bir oldu.

Geldigimden beri yemekli davetlere katildik, disarida yedik, Canimin içinin enfes lezzetlerinden yedik. Ama hiç birinde bu denli çarpilip dagildimi hatirlamiyoum.

Fasulyenin buharindan yayilan koku, sanki ben Anadoluyum diyerek dolasiyordu salonun içinde. Ve agzimin içindeki essiz lezzet te , bana annenin eli degdi diyordu sanki.
Kurufasulye yerken duygulanip aglayacagim hiç aklima gelmezdi valla. Hayatimda yedigim en lezzetli kurufasulyeydi, hem karnim hem ruhum doydu.



Geçen gun de bizim dukkandan baklava yiyecegim tutmaz mi?

Baklava yapan ustarin Turk oldugunu biliyordum. Esim baska bir yerden kutu kutu getirtiyor baklavalari. Ama burada bu kadarinin yapilabilecegi aklimin ucundan bile geçmezdi. Daha ilk isirista burnum sizlamaya basladi ve gozlerimin dolmasina engel olamadim. Agzimdaki lokmayi hemen yutmadim bile. Gozlerimi kapadim, damagimla dilimin arasinda beklettim once biraz. Sanki Istanbul da bogaza karsi durmusum da kokulu çayimin yaninda yiyormusum baklavami gibi hissettim kendimi.

Bir de Canimin içinin geçen gunku kahvaltiya getirdigi kiraz reçeli vardi ki anlatamam. Sanki bizim kiraz agacimizin reçeli.

Iyi ki hepsi farkli gunlerde yasandi. Yoksa dusundenize halimi.
Kahvaltida reçeli gor agla,
Oglen kurufasulyeyi gor agla,
Aksam baklavayi gor agla...

Burada Canimin içinin yaninda olmakdan son derece mutluyum ve hersey de yolunda çok sukur. Ama yine de bir tabak kurufasulye nemlendiriyor gozlerimi iste.
Amaaaaan, ben de delimiyim neyim.... :-)))
Herkese yurekden selam ve sevgilerimle...
Gungor Ekinci Saglik

15 Ocak 2012 Pazar

ISPANYA´YA GELIRKEN YASADIGIM DUYGU FIRTANASI



17 Aralik gunu saat 12:30 uçagi ile ayrilacaktik Istanbuldan. Bu nedenle saat 11:00 gibi Ataturk havalimanindaydik. Çok farkli duygular içindeydim. Hem en çok yapmak istedigim seyi yapiyor, hem de o sure hiç gelmesin istiyordum. Hem artik Canimin içinin arkasindan aglamayacak, hep onun yaninda olacaktim, ama hem de uçagin kalkis saati hiç gelmesin istiyordum. Çok mutlu, çok uzgun, çok gergin, çok heyecanli ve çok huzursuzdum. Birde son derece korkuyordum.

Daha once hiç yurt disi tecrubem olmamisti. Yurt disina tatile gitmeyi zaman zaman istemistim aslinda, ama yurt disina yerlesme fikri aklimin ucundan bile geçmemisti hiç. Insanin herseyini, kurulu duzenini birakip yurt disina, hemde daha once hiç gormedigi bir ulkeye yerlesmesi çilginlikdan baska birsey degildi bana gore. Ve ben çilginlik yapacak kadar cesur degildim.
Dil bilmiyordum.
Ispanya hakinda esimin anlattiklari ve internetten ogrendiklerim disinda hiç bilgim yoktu.
Bir haftalik tatillerde bile ailesini ozleyen ben, ozleme dayanabilecekmiydim acaba?

Ya ailem, onlari dusunmemi gerektiren okadar çok sebep vardi ki?! Ben olmasam da ailem basinin çaresine bakabilirmiydi kimbilir. Annem ameliyatini dugunden sonraya ertelemisti, Guler ve Sukriye çalisiyordu ona kim bakacakti?
Bir gece onceki, hepimizin bir arada oldugu aksam yemeginden sonra vedalasirken hepsinin bana sarildiklari zaman soylediklari sozcukler, sirasiyla ve defalarca donuyordu hafizamin içinde.


Babam ve Hakan´in aglamamak için kendilerini zor tuttuklari, titreyen seslerinden ve dolmus gozlerinden belli oluyordu.
Annem, Guler, Gokhan ve Sukriye ile sarilip aglamakdan ayrilamiyorduk bile.
Askin, herzamanki metaneti ile sakinligini koruyor ve bana gelecek ile ilgili çok guzel seyler soyluyordu.



Emirhanim ve Ecrinim herseyden habersiz sarildilar bana. Oysa ben oyle merak ediyordum ki Emirhan ve Ecrin beni hep boyle sevmeye devam ederlermiydi, yoksa gozden uzak oldugum için unutacaklarmiydi birlikde nasil guzel zaman geçirdigimizi.
Arkadaslarim, dostlarim yine arayip soracaklarmiydi beni?
Çevremdeki herkese onlari ne kadar çok sevdigimi anlatabilmismiydim ?
Bir gece once, cep telefonumda numarasi kayitli olan tum dostlarima, hayatima kattiklari hersey için gonderidigim tesekkur mesaji hepsine ulasti mi acaba?
Istanbulda halletmedigim bir isim kalmamisti sanirim.
Yeni yuvamda hersey bekledigim gibi mi olacakti?
Evime hemen alisabilecek miyim?
En çekilmez oldugum zamanlarda bile, Canimin içi beni çekebilecek mi?
Esim de beni benim onu sevdigim kadar çok seviyormu ki?
Dogru duzgun yemek yapmayi da beceremiyorum bir turlu.
Ya kaybolursam bir gun?
Ya çok yalniz hissedersem kendimi? Ne yaparim ozaman.
Benim de arkadaslarim olacak mi, Onlarla bulusup kahve içmeye gidebilecek miyim birgun?
Esimin arkadaslari beni, ben de onlari sevebilecek miyim?
Ya evimin duzenini, esyalarini sevmezsem, ne olur ozaman?
Yanima aldigim kiyafetker oraya uygunmu acaba ? Yanlarinda rukus kalmiyayim sonra.
Canimin Içi ile aliskanliklarimiz, hatta beslenmemiz bile okadar farkli ki, ortak payda da bulusmayi basarabilecekmiyiz?
Dil ogrenmem ne kadar surer? Ya basaramazsam.
Ya esim benden bikarsa ve elimi birakirsa?

Daha neler de neler...
Sadece bagira bagira aglamak ve kahkaha atarak gulmek istiyordum.
Ama ikisini de yapmiyor, aklima baska seyler getirerek dikkatimi dagitmaya çalisiyordum.

Taa ki, ismimi anons eden o ses kulaklarimda çinlayana kadar ;
Gungor Ekinci danismaya lutfen.

Ista o anda bende ipler koptu. O an istedigim iki sey vardi.
1- Ailem gelsin ve onlari birkez daha gorup kucaklayayim.
2- Ayrilmak çok zor olacagi için ailemden kimse gelmesin.
Zaten onun için, bir gece once bizi yolcu etmeye gelmeyin diye tembihlemistim herkesi.

Sonra aglaya aglaya Canimin Içi ile birlikde danismaya dogru yurumeye basladim. Sanki ben ileri dogru adim attikca danisma daha da uzaklasiyordu. Sonunda ulastik.


Gelen kisiyi gorunce artik gozyaslarima hakim olamamaya baslamistim. Canim kuzenim Meltem·im beni yolcu edip ailem adina sarilmak için alana kadar gelmisti sagolsun. Nasil mutlu oldum ne kadar sevindim bilemezsiniz.
Defalarca opustuk, kucaklastik, iyi dileklerde bulunduk birbirimize. Aslinda kizkardesim Guler de onu telefon ile aramamizi istemis. Ama okadar dagilmistim ki bir de Guler·in sesini duymaya dayanamam diye arayamadim.

Evet, artik iyiydim. Aglamak beni biraz açmis, kendime getirmisti.

Taa ki ikinci anonsu duyana kadar;Ispanyaya gidecek yolcular için kapi açilmisti. Bu kapi beni yeni bir dunyaya geçirecekti ve ben çok korkuyordum.

Meltosumla son bir kez daha sarilip sarmalandik, opustuk, koklastik, vedalastik.



Bizi yolcu etmeye esimin abisi Osman abim ve kardesi Ali abim de gelmisti.
Once Osman abi ile vedalastik. Onunla dugunumuzde tanistik. Çok esprili, çok babacan, iki dakikalik sohbetle kendisini sevdiren insanlardan. Birbirimize iyi bakmamizi tembihleyerek esimle beni once Allaha sonra birbirimize emanet ederek vadalasti bizimle.



Ve son olarak Ali abimle vedalastik.
Ali abiyi esimle flort zamanlarimizdan beri taniyorum.. Onun için sadece gelin- kayin gibi degil de, arkadas gibiyiz de ayni zamanda. Çok takilir, sakalasiriz birbirimizle. Vedalasmak için ona dondugumde ikimiz birden aglamaya basladik. Hatta esimle ben ilerlerken, arkamizdan esime seslenerek " abi kizimiza iyi bak, o bizim sana emanetimizdir " dedi canim benim.
Buda benim için uçuncu anons oldu sayilir. Artik kendimi tutamiyor gulumsemeye çalisarak agliyor ve esime ricalarda bulunuyordum;
- ben çekilmez biri olsam da beni çek olur mu?
- elimi birakma olur mu?
- beni anlamaya çalis olur mu?

O da sagolsun iliskimizin basindan beri yaptigi gibi, bana guven vermeye, teselli etmeye çalisiyordu. Dikkatimi baska seylere yogunlastirmaya çalisiyor, benim kesinlikle adaptasyon sorunu yasamayacagimi, herseyin ustesinden gelebilecegimi ve zaten kendisinin de herzaman yanimda olacagini soyluyordu.



Ve artik uçaktaydik.
Yukselmistik ama olsun, hala kendi ulkemin gokyuzundeydim.
Bir sure sonra artik 11000 fit yukseklikteydik. Bulutlardan baska birsey gormuyorduk. Yiyecek içecek servisi baslamisti. Canimin içi esim, kuçuk bir çocukla ilgilenir gibi servis yapiyordu bana. Midem bulaniyordu aslinda, ama yine de afiyetle yedim THY· nin leziz yemeklerini.

Yemekden sonra ikimizde gozlerimizi dinlendirdik bir sure. O sure içinde tekrar dusunmeye basladim yasadigim durumu.

Ailemin, akramalarimin, dost ve arkadaslarimin sesini ancak telefonda duyabilecektim bundan boyle.
Yegenlerimi yilda bir iki kez gorecek ve buyuduklerini ancak ozaman fark edecektim.
Birçok arkadasimi bundan sonra belkide bir daha hiç goremeyecektim.
Aliskanliklarimin çogu hayatimdan çikacakti.
Farkli bir evim farkli esyalarim olacakti.
Istanbul da herseyimi tek basima hallederken, orada hep esime ihtiyacim olacakti uzunca bir sure. Bana tahammul edebilecekmiydi acaba?
Dil ogrenmek bence çok zordu.
Hem evlilige, hem çevreye, hem ulkeye alismam ve bir an once de dil ogrenmem gerekiyordu.
Hayatimda zorlu bir sureç basliyordu ve ben çok korkuyordum.



E madem bu kadar korkuyordum da neden yapiyordum ki bunu ?

Yapiyordum...
Çunku elimi tutan bu elin sahibini, kendimden bile çok seviyordum.
Verdigim kararin arkasindaydim.
Bu askin, sevginin buyuklugune karsilik, çekilmesi gereken ne sikinti varsa çekmeye hazirdim.
Bu adami seviyordum ve biliyordum ki benim yerim onun yani.
Onun için aldim valizimi dustum arkasina.



Alçalmaya basladigimizda farkli bir ulkenin uzerindeydik artik.
Ve daha inmeden adaptasyon sureci baslamisti. Esim saatimi bir saat geri almam gerektigini hatirlatti. Bu kadar basit bir olay bile, duygusal olarak oyle zor gelmistiki bana anlatamam. Sanki ulkemle baglarim kopuyor gibi hissediyordum kendimi. Artik gozyaslarimin bir kismi içime bir kismi disima akiyordu, ama daha sakindim.


Uçak inisini bitirdiginde esim yeni ulkene hosgeldin canim diyerek kucakladi beni.
Çok mutluydum onun yaninda oldugum için. Hayatta olmak istedigim tek yer onun yaniydi ve istedigim sey gerçeklesmisti. Ama yine de aglamak istiyordum iste. Boynuna sarilip," ne olur elimi hiç birakma, ben çok korkuyorum " diyerek aglamak ve uçakdan hiç inmemek istiyordum.

Indik tabiki.
Sonra bizi yasayacagimiz sehre goturecek olan otobuse binmek uzere otobus terminaline geldik. Esim biletlerimizi almaya gittiginde otobus soforu hareket etmek uzere hamle yapti. Ve ben de, isaretlerle beden dilimi kullanarak, içinde ispanyolca tek kelime olan cumlemi soyleyerek otobusu beklettim.
"Bak suradaki adam benim FAMILYA, bilet alip gelecek, Turkiden geliyoruz, beklermisiniz lutfen " Ve sofor bekledi.


Esim bu komik ama sonuç getiren davranisimdan dolayi beni çok cesur buldu ve kutladi.
Ve bir kaç saat sonra sehrimize hosgeldin opucugu.
Indigimiz yerden çikolata aldi bana. Esi gibi degilde çocugu gibi davraniyordu adeta. Hani çocuklara agladiklari zaman seker, oyuncak falan verilir ya, esim de sagolsun, yeter ki aglamayayim da ne istersem alacak gibiydi.

Sonra bir taksiye bindik evimize gitmek uzere.
Radyo açikti ve sofor radyodaki konu ile ilgili yorumlar yapiyordu.
Sanki bir filmin içindeydim. Hatta birazdan kapi açilacakti, Antonio Banderas ve Penelope Cruz da yanimiza oturacak gibiydi.

On dakika kadar sonra evimizin onundeydik artik.
Camlarinin kenarlari maviye boyanmis, camlarinda çiçekler olan, tarihi bir yapi gibi duran, alisik oldugum modellerin disinda bir ev.
Iste evimiz dedi esim.



Evimiz...Bizim evimiz... Yuvamiz...

Ozenle çiktim basamaklarina da çiçekler yerlestirilmis olan merdivenleri.
Sik bir daire kapisindan içeri girdigimizde, artik boynuna sarilmis agliyordum
" evimize hosgeldin canim" diyen esimin.

Çok ilginç ama bu eve, evimize, daha once gelmis ve içinde dolasmis gibi hissettim kendimi. Hatta sanki bazi seylerin yerini bile biliyor gibiydim. Sevdim hemen guzel evimi.

Delilikti belkide yaptigim. Sevdigim adam ugruna, herseyi elimin tersi ile bir kenara birakip, yeni bir baslangiç yapmak uzere, 4000 km yol kat edip, tee buralara, Akdenizin diger ucuna gelmistim. Canimin Içinin yanindayim ve benim için mutluluk buydu. Mutlulukdan aglamak istiyordum simdi de.




O gece ogrendik ki bizim dukkanda çok da guzel bir etkinlik varmis.
Esimin yaninda çalisan arkadaslarin neredeyse hepsi baska ulkelerden diyebilirim.
Ve o gece hepsi kendi ulkelerine ait, bir çesit yiyecek getirip hep beraber yiyeceklermis. Bizde Turk lokumlarimizla eslik ettik arkadaslara. Daha once hiç bu kadar çok uluslu bir masada bulunmamistim.



Ben herkesi sevmistim, sanirim onlarda benim içim olumlu dusunmuslerdi. Gelecegimizden onceden haberdar olan ve ayni zamanda oradaki tek Turk olan olan sevgili Seyat çiçek bile yaptirmisti bana sagolsun. Daha ilk geceden hersey çok keyifli baslamisti benim için.

Bugun tam 29 gundur buradayim.
Ilk gunlerimde yanimda yapilan tum konusmalar ugultu seklinde geliyordu kulagima. Artik konusmalarin içinden bir iki kelimeyi de olsa taniyabiliyorum. Gunluk konusmalarda birazcik da olsa ifade edebiliyorum kendimi. Tek basima dolasabiliyor, alisveris yapabiliyorum.

Bazen kapasitemle gurur duyuyor, Gungor harikasin kizim aferin sana diyorum kendi kendime, bazende tam bir aptal gibi hissediyorum kendimi.
Bazen hersey çok kolay ve keyifli oluyor, bazen buzdagina çarptigimi hissediyorum.
Bazen yalniz oldugumu hissediyorum, bazen herkesi taniyormusum gibi geliyor.
Birde hissettigim en onemli sey su ki, beni ancak buyuk bir ask ve sevgi tutabilirmis baska bir ulkede.
Yani bana o ulkeyi bagislasar ve bas kosede yer gosterseler de, tum ihtiyaçlarimi karsilasalar da, eger içinde sevdigim adam yoksa, ben ulke degistirecek kadar guçlu biri degilmisim. Nerede oldugum degil, kiminle oldugum ilgilendiriyor beni cunku.

Onun için çok sukur mutluyum verdigim karardan dolayi.
Esim bugun gelip " burada olmadi baska yere gidiyoruz " dese, neden, nereye diye sorgulamadan pesine takilip gidecek kadar çok seviyorum onu çunku. Allahdan tek dilegim bu sevginin ve askin omrumuzun sonuna kadar surmesi.



Buraya gelirken yasadigim duygular ozetle bunlardi iste. Yasadigim bazi komik olaylari, burayi ve gozume takilanlari da yazmaya basliycam artik.
Simdilik herkese yurekden selam ve sevgilerimle...
Gungor Ekinci Saglik

5 Ocak 2012 Perşembe

ISPANYA´DA ILK YENI YIL ( MI AÑO NUEVO EN ESPAÑA)

2012 yilina benim için oldukca degisik bir ortamda, çok guzel ve degerli arkadaslarla, keyifli bir yilbasi gecesi geçirerek girdim.
Sadece iki kisiyi taniyor oldugum ve dil de bilmdigim için, " nasil geçecek acaba bu gece " diye dusunmuyor degildim açikcasi. Ama Mari ve Andres´in bizi Turk misafirperverligi ile agarlamis olmasi, Sara´nin esprileri, Alisya´nin iyi niyetli konusmalari, Belen´ in guzel yuzu, Carlos´un tuhaf sakalari :-) , ve en onemlisi hepsinin guler yuzu ve beni anlamaya çalisma çabalari sayesinde cok, gerçekden çok guzel bir gece geçirdik. ( Mari, sol bastaki guzel bayan).

Mari ve Andres esimin cok eski dostlari olup Huesca Sabiñanigo da yasiyorlar. Dugunumuz için Istanbulá da gelmislerdi. Hatta Mari dugunden once iki kez daha gelmisti Istanbula. Sanirim bu nedenle olacak, Mari´yi gorunce birden gozlerim doldu. Sanki Turkiye´den bir dostumu gormus gibi hissettim kendimi.


Misafir kaldigimiz sirin ev



Hani biz yeni yila 10 saniye kala geriye saymaya baslariz ya, burada da 12 uzum denilen bir inanis var. Once bir dilek tutuluyor. Sonra yeni yila 12 saniye kala bu dilegin kabul olmasi niyeti ile, her saniyede bir uzum yutuluyor. Hiç bir batil inanci atlamadan yapan ben, bu inancida keyifle yerine getirdim tabiki.
Mari ogle, aksam ve ertesi gunun ogle yemegi için yilbasi gecesine ozel geleneksel menuler hazirlamisti sagolsun. Karidesi gosmeye bile dayanamadigim için yiyemedim tabiki. Ama onun disindaki diger tatlar cok cok degisik ve lezzetliydiler benim için.

Ogle yemeginden sonra Huesca´nin baska bir koyu olan Jaca´ya gittik. Burasi ayni zamanda Mari´nin de dogdugu ve gecliginin gectigi koy.
Cok kucuk ve cok sirin, maket gibi adeta. Ayrica Uluslararası Üniversite Sporları, Üniversiteler arası kış sporları organizasyonlari için Jaca, 1981 ve 1995 yıllarında iki kez ev sahipligi yapmistir.

Sabiñanigo´da Andres´in koyu ve harika bir doga manzari var. Insan kendisini kartpostalin içinde zannediyor adeta. Yeni yilin ilk sabahinda Canimin içi ile ilk isimiz kendimizi bu essiz manzaranin huzurlu kollarina birakmak için sabah yuruyusu yapmak oldu. Cigerlerimize bolca oksijen depoladik esimle.

Mari´nin dogdugu ve gençliginin geçtigi ev








Bu kapidaki figurlerde cinsellik, baris, doga, zitliklarin esitligi gibi seyler anlatiyor.







Boyle poz veren koyunlari daha once hiç gormemistim.
Yilbasi yemegi ne kadar onemli ise, ertesi gunun ogle yemegide o kadar onemliymis. Yuruyus sonrasi aksamki grup ogle yemegi için tekrar bir araya geldik. Yine gayet eglenceli geçen ogle yemegimizden sonra evimize donmek uzere yola koyulduk. Burada yolculukda çok keyifli oluyor. Çunku yolun uzunca bir kisminda Pirene Daglari tepelerine kar yagmis harika manzarasi ile yolculugunuza eslik ediyor.

Huesca uç kelime ile soyle anlatilir sanirim : Sirin, guvenli, sakin.

Bu arada hemen belirteyim soz vermis oldugum gibi yeni yilin ilk dakikalarinda, disari çikip, gokyuzune bakip, hepimiz için dua ettim ve Allaha sundugu hersey için sukrettim.

Tum dileklerimizin kabul olmasi dilegi ile hepinize sevgilerimi gonderiyor mutlu senler diiyorum.
Gungor Ekinci Saglik

Not: Fotograflari yuklemek çok cok zor oldu benim icin. Ve malesef siralari cok karisti. Ama hepsi Jaca ve Sabiñanigo´da çekildigi için yayinliyorum.

30 Aralık 2011 Cuma

FELIZ AÑO NUEVO & MUTLU SENELER


Kimimiz dolu dizgin umuda, mutluluga dogru yol alirken,
kimimiz icin gunler geçmek bilmedi mutsuzlukdan.
Kimimiz uyandigi zaman iyi ki varsin dedi ilk gordugu yuze,
kimimiz sirtini çevirip yatti yanindaki bedene.
Kimimiz bir lokma ekmek, bir yudum su dedi aclikdan olmek uzereyken,
kimimiz yinemi ayni seyler dedi yere sarkan gobegini kasirken.
Kimimiz daha cok toprak diye kalkti ayaga,
kimimiz bitsin artik bu kavgalar diyerek ellerini açti semaya.
Kimi ulkelerin çocuklarinin babasi, baska bir ulkenin çocuklarinin babasini oldurmeye gitti,
Kimi ulkelerin yardim severleri, baris için dunyada elçilik etti.
Kimimizin basindan asagiya sans, bereket, nese yagdi,
Kimimiz yoklugun, karanligin arasinda kendisine bir yol aradi.

Ama artik bitti...
Iyisi kotusu, acisi tatlisi, nesesi huznu ile bir yili daha geride biraktik.

Yarinin ne getirecegi hic belli olmuyormus gercekden. Mevlananin bir sozu var ya hani " Istedigin bir şey olmuyorsa uzulme, ya daha iyisi olacagı icin olmuyordur, ya da gercekten olmamasi gerektigi için olmuyordur" der Mevlana. Ben bunu bu yil daha da iyi anladim.

Gecen yilki yilbasi gecesinde kizkardesim Guler´in evindeydik. Bizi cok guzel agarladi gerçekden. Hepimiz mutlu ve umutlu gorunuyorduk. O gece orada bulunan diger kisileri bilmem ama, benim içim yaniyordu aslinda. Kuyrugu dik tutmaya, gulucukler dagitmaya çalisiyordum. Hayattan nasil yol almam, ne yone gitmem gerektigini bilmiyordum. Kendimi kor olmus ve herseyimi kaybetmis gibi hissediyordum.

Kaybetmedigim en onemli sey, en vefali dostum olan umudum du. Her zaman, her sartta umudum hep yanimdaydi, hala da oyle çok sukur. O gece umudumun doruk yaptigi bir andi sanirim. Saat 24:00 da apartmandan disari çikip cok dua ettim. Çok sey istedim Allahdan. Bilirim sever beni :-) Hiç utanip çekinmeden herseyi istedim Allahdan.

Dedim ya sever beni Allah diye. O da yapti yapacagini ve bana " Herseyimi" gonderdi.
Siyah beyaz geçen 2010 yilinin arkasindan, rengarenk bir 2011 yili yasatti bana Canimin içi sagolsun. Simdi bu yaziyi yazarken bile inanamiyorum son bir yil içinde yasadiklarima. 2011 yilini 2010 yili ile karsilastirinca hayat surprizlerle doluymus gerçekden diyorum. Çok sukur bugunleri gosteren Allahima...

Gelen yeni yilin nasil surprizlere gebe oldugunu kimse bilemez. Size tavsiyem isteyin arkadaslar. Iyi niyetle, temiz kalple, olacagina yurekden inanarak isteyin Allahdan. Unutmayin insanoglunun gucunun yetmedigi seylere onun gucu yeter. Hersey onun bir "OL" demesine bakar.

1 Ocak 2012 ,saat 00:01 itibari ile hepimizin hayatinda,
Saglik olsun, anne eli degmis gibi,
Huzur olsun, yumusacik ve kokulu,
Ask olsun, en çilginindan ve karsiligi olan,
Mutluluk olsun, degeri hiç birsey ile olçulemeyen,
Para olsun, temiz kazanilmis,
Basari olsun, durustçe hak edilmis,
Baris olsun, en neselisinden.
Ve butun bu guzellikler daim olsun en olumsuzunden.

Bildiginiz gibi yeni yila yeni yuvamdan merhaba diyecegim.
Saatler burada 24:00´gosterirken de emin olun hepimiz icin dua ediyor olacagim.

Simdiden herkesin kalbinden geçen tum guzel dileklerin gerçeklesmesini diliyorum. 2012 yili tum dunyamiza ugur getirsin. Hersey gonlumuzce olsun. Nice guzel senlere...Adiosss :-)

Gungor Ekinci Saglik

26 Aralık 2011 Pazartesi

DOGUM GUNU MERHABASI



Gecen yilki yilbasi gecesinde, saatler 24:00´i gosterirken apartmandan disari cikip yeni yilda sikca disarida olmayi dilemistim. Aslinda ben bu dilekde bulunurken yurt ici ve yurt disinda seyehatlerde bulunmayi, daha sosyal olmayi dilemek istemistim. Dilegim oyle bir kabul oldu, oyle bir disari ciktim ki, bu yaziyi ulkemden tam 4 bin km. disaridan yaziyorum. Bundan onceki yazimda da soz verdigim gibi yeni yasimda,yeni yuvamdan merhaba diyorum bugun sizlere.

En icten, en yurekden duygularimla merhaba hepinize...

Merhaba Ailem,
merhaba dostlarim,
merhaba arkadaslarim,
merhaba okuyucularim,
merhaba beni seven, haber bekleyen herkes...

Merhaba denizdeki balik,
merhaba ucan kus,
sana da merhaba daglardaki yesillik...

Heeey mavi kazakli cocuk,
sapkali amca,
bastonlu teyze sizlere de merhaba...

Akdenizin teee oteki ucuna ozlem dolu satirlar gonderirdim buradan.
Bugun bu uctan diger uca selam gonderiyorum.
Selam olsun Ispanya´dan Turkiye´ye...

Buraya gelecegim gunler yaklastikca endiselerim, korkularim nasil artmisti bilemezsiniz. Basta ailem olmak uzere herkesi, herseyi, aliskanliklari, sevenleri, sevilenleri geride birakiyor olmanin guclugune, bir de Ispanyolca bilmemenin verdigi stresi ekleyecek olursaniz, huzursuzluklarimi belki anlayabilirsiniz.

Bugun tam on gundur buradayim. Ilk gunlerde televizyonda izledigim yabanci bir sinema filminin icine isinlanmis gibi hissediyordum kendimi. Heryer birbirinin aynisiymis gibi geliyor, yanimdaki konusmalari ugultu seklinde isitiyordum. Benzer durumlari ilk gunlerdeki kadar yogun olmasada zaman zaman hala yasiyorum tabiki. Ama cok sukur ki bu sikintili durumlarda yapmam gereken sey cok basit ve keyifli. Sadece elimi tutan eli, daha siki tutuyor ve sahibinin yuzune bakiyorum.

Evet bir cogunuzun da anlamis oldugu gibi Canimin ici sevgili esimin elini daha da sikica tutup, bana herzaman guven veren yuzune bakiyorum. Hayatimi kolaylastirmak icin elinden geleni yapiyor canim benim. Isin guzel olan bir baska yani da, okadar caktirmadan, okadar hayatin akisi icinde yapiyor ki bunu, her sabah uyandigimda bir kere daha sukrediyorum esim oldugu icin. Beni baska hic kimse bu kadar anlayamaz ve mutlu edemezdi.

Bugun benim dogum gunum.
Ve cok sukur allahim hediyemi aylar once, 4 Nisan tarihinde gonderdi bana. Bu sayede yeni yasimi yeni yuvamda, Canimin ici esimle karsilamis olmanin mutlulugunu yasiyorum. (Canimin ici bilmeni isterim ki sen benim simdiye kadar almis oldugum en degerli hediyesin. Allah hayatimdan varligini eksik etmesin.)

Cevresinde okadar seviliyorki, dostlari beni daha tanimadan sevmisler belliki onun esi oldugum icin. Her biri daha ilk tanismamizda yillar oncesin dayanan dostlugumuz varmis gibi kucakladi beni sagolsunlar.

On gun icinde bile size aktarmak cok sey birikti. Yavas yavas hepsini aktaracagim. Fotograflarimi, anilarimi, yasadigimiz sehri ve bu sehrin fakliliklarini.

Simdilik sadece bir dogum gunu selami vermek istedim sizlere.
Bir kac gune kadar eskisi gibi yine aktif bir sekilde blog dunyasinda olacagim.
Simdilik herkese Ispanya´dan selam ve sevgilerimi gonderiyorum.

Hersey gonlumuzce olsun.
Gungor Ekinci Saglik

Not: Buranin alfebesinden dolayi turkce yazi karakterleri olmadigi icin kelimelerin bazilarini bozuk yazmak zorunda kaldim bilginize.

21 Kasım 2011 Pazartesi

SÜRPRİZ VE KISA BİR ARA



Soğuk bir İstanbul sabahından sıcak bir merhaba herkese.

Bloğumu sürekli takip eden arkadaşlarımın da tahmin edeceği gibi, son zamanlarda tatlı bir telaş içindeyim. Hayatımın belki de en keyifli yorgunluklarını yaşıyorum. Hatta bu keyif yorgunluklarının arasında öyle büyük de bir sürpriz yaşadımm ki duygularımı anlatmaya sözcükler yetmez.

Geçen hafta pazartesi günü sabahı, saat 8 de bir yerde randevum vardı.
Randevum olan binanın sokağından içeri girmemele, kendimi Canımın İçi'nin boynuna sarılmış ağlarken bulmam bir oldu. İş yoğunluğundan dolayı düğün tarihmizden önce gelmesinin asla mümkün olmadığını biliyordum, buna bir de uçağı daha alandan havalanmadan özlemeye başladığımı eklerseniz, yaşadığım mutlu şokla ne hale geldiğimi tahmin edersiniz herhalde.

Hayatım boyunca aynı anda,
hem bu kadar çok sevinip,
hem bu kadar çok şaşırıp,
hem bu kadar gözlerime inanamayıp,
hem de bu kadar kendimi özel hissetmemiştim ben.

Hani insan ömründe öyle anlar vardır ki, üzerinden yıllar da geçmiş olsa capcanlı durur hafızasında. Her saniyesini hatırlar. Çünkü gözüyle görüp, yüreği ile yaşamıştır o hatırayı.

Yürek iki şeyi asla unutmuyor bence.
Bir, aldığı yaraları.
İki, kanat çırpışlarını.

Aldığı yaraları unutmuyor,
çünkü bu yaralar hem çok derin olur, hem de cam kesiğine sürekli tuz basılıyormuş gibi yakar içinizi. Hiç olmadık bir yerde, beklenmedik bir anda kanatır sizi. Öyle sızlar ki yüreğiniz, kendinizi tutmaya çalışsanızda, akar göz yaşlarınız boncuk boncuk. Herşey yarım, herkes eksik görünür gözünüze. En mutlu anınızda bile paslı bir tat bırakır ağzınızda.

Bir de kanat çırptığı anları unutmaz yürek.
Çünkü, sanki içinizde sayısız güvercin sürekli göç halindeymiş gibi kanat çırpar. Dışarda mevsim kış bile olsa siz hep bahar olursunuz. Karnı tok, sırtı pek der ya eskiler, öyle iyi hissedersiniz kendinizi. Tavan yapan enerjiniz bütün organlarınızı etkiler. Gözler başka bakar, cilt parlar, kalp bile farklı atar sanki.

İnsan ne kadar mücadeler ederse etsin, bazen müdahale edemiyor hayatına.
Benim de istemeden de olsa en çok cam kırıklarım oldu yüreğimde.
Taaaa ki 4 Nisan tarihine kadar.

4 Nisan tarihi ile bir güvercin kanat çırpmaya başladı yüreğimde.
Hergün daha hızlı...
Hergün daha da hızlı...

Çok şükür bu yürek kanat sesleride kaydetmeye başladı yani aylardır.
Çok güzel anlar, çok kıymetli ilkler yaşadık Canımın İçi ile birlikte.
Hepsi birbirinden değerli, unutulmayacak hatıralar olarak işlendi yüreğime.
Ama iki günlük bu sürpriz ziyaretin lezzeti ömrüm oldukca kalacak dilimde.

Canına sağlık Canımın İçi.
Bize bu duyguyu yaşattığın için, ben ve yüreğim çok teşekkür ederiz...

Ve şimdi gelelim yazımın kısa bir ara ile ilgili kısmına.

Arkadaşlar Aralık ayında düğünümüz olduğu için, yoğunlukdan internetin başına oturacak vakit bile bulamıyorum inanın. Düğünden sonra da sanırım hemen merhaba diyemeyebilirim.

Ama çok değil,
dumanı üzerinde sıcacık anıları,
mutlu fotoğrafları,
tatlı telaşımın ayrıntılarını,
heyecanlarımı, hüzünlerimi, sevinçlerimi,
en geç yeni yaşıma girdiğimde,
yeni yıldan kısa bir süre önce,
yeni yuvamdan,
yeni hayatımdan bildiriyor olacağım sizlere.

O güne kadar kendinize iyi bakın, çevrenizdekilere iyi davranın, bensizliğe alışmayın.
Yürekden sevgilerimle,
Güngör Ekinci Sağlık

10 Kasım 2011 Perşembe

Ruhun şad olsun Atam.



Sevgili Atam,

İnsan hiç tanımadığı, hiç görmediği birini bu kadar çok sever mi, bu kadar çok özler mi çocuk ? deme hiç.

Çünkü ben seni hergün daha da çok büyüyen bir acı ve sevgiyle özlüyorum.
Aradan geçen onca yıl, içimdeki acıyı ve özlemi daha da çok artırıyor üstelik.

Canım Atam,
Yıllar önce bir yerlerde okumuştum, şöyle diyordu başlık " Türkiye her şeyini Atatürk'e, Atatürk'ü de Allaha borçludur”.
Çok doğru bir söz.

Bugün kendi topraklarımızda, kendi bayrağımızın altında yaşayabiliyorsak, herkes kabul etmelidir ki bunu sana borçluyuz. Cumhuriyetimizi böyle sağlam bir temel üzerine kurduğun için sağol Atam. Sayende hala dimdik ayakda çok şükür.

Saltanatı ve Halifeliği kaldırdığın için de sağol Atam.
Biz kadınlara, erkeklerle eşit haklar verilmesini sağladığın için de sağol.
Bize çağa uygun giyinebilme imkanını sağladığın için de sağol.
Soyadımız sayesinde bizi kimlik ve kişilik sahibi yaptığın için de sağol.
Medeni kanunumuzu çıkardığın için de sağol Atam.
Türk harflerimizi ülkemize kazandırdığın için de sağol.
Yurdumuza laik bir düşünce yapısı getirdiğin için de sağol.
Ülkemize getirdiğin bütün yenilikler için, ülkemizi yokdan var ettiğin için,
Yetişkinlere seçme seçilme hakkı, çocuklara ve gençlere bayramlar hediye ettiğin için, hiçbirimizi unutmadığın için çok sağol Atam.

Yokluğunun 73. yılında seni seven binlerce aydın, yurdumuzun dört bir yanında seni anıyor olacağız.
Kimi dualarla anacak bugün seni ve silah arkadaşlarını,
kimi çelenklerle, çiçeklerle.
Kimi de, tıpkı birkaç yıl önce benim de yaptığım gibi, kabrinin başına kadar gelip ağlaya ağlaya içini dökecek baş ucundaki deftere.

Bazen düşünüyorum da, iyi ki Allah seni Türk olarak yaratmış. Senin gibi bir kahraman, başka birilerinin Ulu Önderi, Ata’sı olsaydı ben çok kıskanırdım heralde.

Ruhun şad olsun Atam.
Saygı, sevgi ve özlemle…

Sayende 23 Nisan’ları sevgiyle, 19 Mayıs’ları coşkuyla yaşamış,
Ülkesini ve milletini çok seven,
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından
Güngör Ekinci Sağlık

5 Kasım 2011 Cumartesi

KURBAN BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN



Ramazan bayramından sonra çok şükür Kurban bayramını da karşıladık.
Birçok evde olduğu gibi bugün bizde de baklavalar yapıldı, sarmalar hazırlandı. Ayrıca bugün kurbanımız da geldi.

Bahçemizin durumu, aile büyüklerimin bilgisi ve becerisi, islami şartlara uygun ve kurban kesme adabına elverişli olduğundan, kurbanımızı bahçemizde keseriz hep.
Kurban eti hisselere bölünmeden önce bir tencere eti kuşbaşı doğrayıp pişirmeye başlarız. Etler pişedursun, kuzenimle ben bahçede büyük bir sofra hazırlarız. Sonra bahçeye gelsin ev yapımı baklavalar, gitsin sarmalar. Yorucu oluyor ama yine de severim bu koşturma saatlerini. Hele arkasından içilen çaylar yok mu, alıyor bütün yorgunluğumu. Gerçi o kadar kalabalık oluyoruz ki tepsideki son çay bardağını dağıttığımda, ilk çay verdiğim kişinin bardağı boşalmış oluyor. Sonra hadiiii aynı sırayı bir daha dön :-)

Bütün servis bittikden sonra da kendimi ağırlıyorum. Alıyorum bir fincan tomurcuk kokulu çok açık çayımı, yorgunlukdan zonklayan ayaklarımı uzatıp yudumlamaya başlıyorum bende keyifle.

Arka arkaya yaşadığımız büyük acılardan dolayı memleket olarak çok kederli günler geçiriyoruz. Şehitlerimizi ve depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızı duydukca hepimiz yaralandık. Tüm şehit ailelerine ve depremzedelere Allahdan sabır ve dayanma gücü diliyorum.

Ayrıca bu bayram trafiğe yüzlerce kurban verilmemesini, bütün yolcuların hayırlısı ile evlerine geri dönmesini diliyorum.

Bu bayram, acemi kasapların kurbanla beraber kendilerini de kesmemelerini, kurban edilecek hayvanların eziyet edilmeden kurban edilmesini diliyorum.

Son olarak tüm islam aleminin mübarek kurban bayramını eeeen içten dileklerimle kutlar, dargınlıkların son bulduğu, sevgi, barış ve hoşgörünün tüm dünyaya hakim olduğu daha nice hayırlı bayramlar diler, büyüklerimin ellerinden , küçüklerimin gözlerinden, yaşıtlarımın yanaklarından öperim...

Sevgilerime,
Güngör Ekinci Sağlık

GÜNÜN SÖZÜ



Hiçbir zaman orta şeker bir kahveyi tatmayı bilemedi dilim,
ya çok tatlısı geldi,
ya da gereğinden fazla yandı içim!.

3 Kasım 2011 Perşembe

MEVLANA'DAN İNCİLER



Kalpmidir insana sev diyen,
yoksa yalnızlık mıdır körükleyen?

Sahi sevmek nedir?
Bir muma ateş olmak mıdır?
Yoksa yanan ateşe dokunmak mı?

İlla birini seveceksen, dışını değil içini seveceksin.
Gördüğünü herkes sever ama, sen göremediklerini seveceksin.
Sözde değil özde aşk istiyorsan şayet, ten'e değil, cana değeceksin.

Ey aşk,yüceliğinden göklere bile sığmıyorsun.
Böyle olduğu halde nasıl oldu da gizlice şu gönlüme sığdın sen?

Ne Aradıysam Bil ki Sende Bulmuşum.
Senden Öncesi Yoktu, Seninle VAR Olmuşum.
Sende Bütün Özlemler.
Sende Bütün Gelecek.
Beni Bende Arama, Ben Artık SEN Olmuşum.

Rüzgar ateş için neyse, ayrılık da aşk için o dur.
Küçük bir aşkı öldürür, büyük bir aşkı daha da güçlendirir.

Uzaklık deyip de dert ettiğin nedir ki sevgili,
Biz Yaradanı da görmeden sevmedik mi ?
HZ.MEVLANA

2 Kasım 2011 Çarşamba

Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?



Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?

Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?

Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?

Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?

Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?

Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

Victor Hugo

31 Ekim 2011 Pazartesi

Selam herkese



İki haftalık bir aradan sonra merhaba herkese.

Çoook mutlu bir olaydan dolayı günlerdir ne kendi bloğumla ilgilenebildim,
ne de blog ziyaretlerinize gelebildim. Hatta blogger arkadaşlarımdan çok sevgili Asuman hanım da beni merak edip bloğuma yorum bırakmış sağolsun.

Çok şükür herkes iyi, her şey yolunda hayatımda.
Mutlu olay nedir diye soracak olursanız da hemen konuya giriyorum.

Son 15 gün içinde çooooook mutlu günler geçirdim, çünkü Canımın teeeee içi, bana verebileceği en güzel hediyesi ile birlikde buradaydı.
Hem ben, hem de heyecanımdan dolayı karnımda kanat çırpan kelebekler, akşam saatlerinde okadar yorgun düştük ki, nete giremedim bir türlü.

“Evlilik için ilk adım SÖZ “ demiştim Temmuz ayında sizlere. Ve Canımın içi ile emek vererek emekletmeye başlatmıştık ilişkimizi.

Her şey birden öyle hızlı gelişmeye başladı ki nişanı iptal ettik. Tay tay durmaya bile gerek kalmadı yani.

Ayrı ayrı yürümeyi ikimizde biliyorduk. Ama asıl marifet birlikte yan yana yürümeyi de başarabilmekdi. Birbirimize, birlikde yan yana yürümeyi öğretmek için söz verdik ve elele tutuştuk. Kim düşecek gibi olursa, diğeri tutabilir çünkü yanındakini. Sonra sözümüzün altına imza attık, hem de hükümet onaylı :-) Tay tay durmadan, sadece EMEKleyerek yürümeye başladık böylece.

Biz aslında önümüzdeki yılın Haziran ayında düğün yapacaktık. Fakat özlem okadar ağar bastı ki Aralık ayında evlenmeye karar verdik. Ama resmi nikahımızı şimdiden yaptık. Aylar önce aksesuarların en güzeli olan aşkı hediye eden sevgilim, nikahımız ile de soyismini hediye etti bana.

Şimdiye kadar büyük bir gururla, titizlikle ve severek taşıdığım soyismimin yanına, yeni bir gurur kaynağı daha eklenmiş oldu böylelikle. Ama fotoğrafımızı ancak önümüzdeki günlerde ekleyebileceğim malesef.

Canımın İçi’ni yolcu ettim. İkimizde düğün tarihimize kadar, yaşadığımız ülkelerden, ama yürekden yapıcaz yürüme çalışmalarını. Aralık ayında koşarak karşılayacağız inşallah birbirimizi.

Bir buçuk ay sonraki evlilik haberini Akdenizin diğer ucundan iletebilmek dileği ile herkese güzel bir hafta diliyorum.
Sevgilerimle,
Güngör Ekinci Sağlık