7 Temmuz 2011 Perşembe

Saraydan Sürgüne



Kenize Mourad

Canımın içinin hediyesi olan kitabımı az önce bitirdim.
Adı Saraydan Sürgüne
Yazarı Kenize Mourad

Sultan 5.Murad’ın torunu olan Selma sultanın, Çırağan sarayındaki doğumu ile başlayıp, Fransa’da yokluk içinde sona eren 30 yıllık hayat hikayesi anlatılıyor kitapda.
Kitabı kaleme alan Kenize Mourad da zaten Selma sultanın kızı. Yazar iki yaşındayken kaybettiği annesini anlatmış kitabında. Kitabı okudukca insanoğlu neler yaşıyor dedim kendi kendime.Nerden nereye...
Kısacık gibi görünen bu 30 yıla neler sığdırmış Selma sultan. Gösterişli bir hayat, Lübnan’a sürgün gönderilme, hiç tanımadığı bir Hint racası ile evlenme, sefalet, savaş, hor görülme… Ve daha neler neler…
Kitabı mutlaka okumanızı öneririm. Yalnız 704 sayfalık kitabın başlangıç sayfaları sizi biraz sıkabilir. Sakın bırakmayın. Diyebilirim ki kitap aslında 195. sayfa itibari ile yani Lübnan’a sürgün edildikden sonra başlıyor.

Ayrıca Kenize Mourad ile ilgili olarak Wikipedia da yaptığım araştırmada da asıl adının Rajkumari Kenize de Kotwara olduğunu, fakat Fransa'da ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçtiğinde nüfusa kayıt olurken adını "Kenize Mourad" olarak değiştirdiği bilgisine rastladım.

Sevgilerimle,
Güngör.

6 Temmuz 2011 Çarşamba

BÜYÜK AŞKIM



Kucağını aç bana
Kollarına al beni
Çok aradım zor buldum
Artık bırakmam seni

Sımsıkı sarıl bana
Bir yudum yaşat beni
Unutmak istiyorum
Kollarında her şeyi

Öyle mesut et ki
Tatlı sözlerinle
Öldür gözlerinle
Öp beni
Büyük aşkım
Büyük aşkım
Büyük aşkım
Yıldızlar kayarken
Akşamın koynunda
Martılar kıskansın
Uçur beni büyük aşkım
KAYAHAN

Çok ilginç bir matematik testi


Ayakkabı numaranı 5 İLe Çarp
Çıkan Sonuca 50 Ekle
Çıkan Sonucu 20 ile Çarp
Çıkan Sonuca 1011 ekle
Çıkan Sonuçtan doğum yılını çıkar
4 Haneli bir sonuç çıkacak.

ilk 2 Numara Ayakkabı Numaran
Son 2 Numara Yaşın Olacak .!


GÜNÜN SÖZÜ



Yürekli bir kadının başı,
yüreksiz bir erkeğin omuzuna ağır gelir!

3 Temmuz 2011 Pazar

Son Kale ÇANAKKALE...

Birkaç gün önce çoook çok özel bir yerdeydim.
Günü birlik bir turla nenem, annem ve ben, Çanakkale şehitliğimizi ziyarete gittik.

18 Mart 1915 de, deniz harekatı ile başlayan Çanakkale Savaşında İtilaf Devletleri boğazı geçemeyince 25 Nisan 1915’de Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmış ve sekiz buçuk ay sürecek olan kara savaşları başlamıştır.

Bu savaşın sonunda müttefikler 43 bin ölü, 30 bin kayıp,72 bin yaralı verirken Türk ordusu da 55 bin şehit , 25 bin hastanede yaralı iken ölen, 10 bin kayıp ve 100 bin yaralı vermiştir.

Bu nedenle bölgede her biri ayrı bir kahramanlık örneğini yansıtan çok sayıda şehitlik bulunmaktadır. Bütün bu şehitliklerin anısına da Çanakkale Şehitler Abidesi dikilmiştir.

Bölgede çeşitli yerlerde Türk anıtı ve şehitliği, Fransız, İngiliz, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya ait anıt ve mezarlıklar bulunmaktadır.

Şehitliklerin büyük bir bölümü Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkında (Avrupa Yakası) bir kısmıda Anadolu Yakasında bulunmaktadır.

Çanakkale Savaşı cesaretin kahramanlığa dönüştüğü, tarihte eşi benzeri görülmemiş olan destansı bir savaştır. Bölgedeki şehitlikler bir günde gezmekle bitecek gibi değil di tabiki. Bu nedenle biz de sadece Şehitlik tanıtım merkezi civarında bulunan şehitliklerimizi gezebildik.

Vatanımızın her bir karışı için seve seve şehit olmuş binlerce mehmetciğimizi saygı, rahmet, gurur ve şükranla anıyorum. Ruhları şad olsun.

Aşağıda tanıtım merkezindeki sergi salonunda ve şehitliklerimizde çektiğim fotoğraflardan bazılarını yayınladım. Fotoğrafları üzerlerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Saygılarımla.
Güngör Ekinci

" Bu memleketin topraklarında kanlarını döken İngiliz, Fransız, Avustralyalı,Yeni Zelandalı, Hintli kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır. "
Kemal Atatürk.
















Seyit Onbaşı, 1889 yılının Eylül ayında Havran İlçesi Çamlık (Manastır) köyünde dünyaya geldi. 1909 yılının Nisan ayı başlarında askere alındı. 1912′de Balkan Savaşları’na katıldı. Savaş bitiğinde terhis edilmedi ve topçu eri olarak Çanakkale Cephesi’nde görev aldı. Çanakkale Savaşları’nda gösterdiği kahramanlıkla adını Türk tarihine yazdırdı. 18 Mart Deniz Savaşı sırasında, Rumeli Mecidiye Tabyası’nda ayakta kalabilen tek top vardı onun da mermi kaldıran vinci bozulmuştu. Seyit Onbaşı büyük bir güçle 215 Okkalık mermiyi üç kez kaldırarak namlunun ucuna sürmüş ve bu kahramanlığı ile Ocean gemisi büyük bir yara almıştı. Seyit Onbaşı 1918 sonbaharında köyüne döndü. 1934 tarihinde yürürlüğe konan soyadı yasasıyla “Çabuk” soyadını aldı. 1939 yılında akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle vefat etti.






Yurdun her tarafı savaşın için de olduğundan, ülkemiz 9 cephede birden savaşmıştır. Aşağıdaki üç fotoğrafda hangi şehrimizden kaç şehitimizin olduğu gösterilmektedir. Tabii bu sayılar sadece Çanakkale cephesi için geçerli olup, tespit edilebilen rakamlardır. Askerler daha çok yaşadıkları yere yakın olan cephelere gönderilmiştir. Doğu anadolu bölgesinde yaşayan mehmetciklerimiz yoğun olarak doğu cephelerinde savaşmıştır yani.











Rehberimiz savaş sırasında yaşanan, çok sayıda da insanlık derside anlattı. Dinledikce hüzünlendim ve bu Ulusun çocuğu olmakdan bir kez daha onur duydum.
İşte onlardan iki tanesi.

*** Çanakkale Savaşlar'ında savaşıp, bir kolu ile bir ayağını kaybeden Fransız Generali Bridges, yurduna döndükten sonra anlattığı bir savaş hatırasında şöyle diyor: "Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştığınız için daima iftihar edebilirsiniz. Hiç unutmam, savaş sahasında dövüş bitmişti. Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk az evvel, Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır zaliyat vermişlerdi.Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutamayacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk askeride kendi gömleğini yırtmış onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtası ile şöyle bir konuşma yaptık: - Niçin öldürmek istediğin askere yardım ediyorsun? Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi: "Bu Fransız yaralanınca cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Birşeyler söyledi, anlamadım ama herhalde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok. İstedim ki, o kurtulsun, anasının yanına dönsün". Bu asil ve alicenap duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada, emir subayım Türk askerinin yakasını açtı. O anda gördüğüm manzaranın yanaklarımdan sızan yaşlarımı dondurduğunu hissettim. Çünkü, Türk askerinin göğsünde bizim askerinkinden çok ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı. Az sonra ikisi de öldüler..." Fransız Generali BRIDGES

*** Mustafa Kemal'in Ruşen Eşref'e anlattığı meşhur bir Çanakkale hâtırası vardır. Düşmanın mevki kazandığını fark eden Mustafa Kemal Bey, emrindeki askere hitaben, "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir." emrini verir. Emri harfiyyen yerine getiren 57. Alay, Mustafa Kemâl'in has tâbiriyle "kâmilen şehid" olur. 57. Alay'ın sancağı Avustralya'nın Melbourne şehrindeki müzede sergilenmekteymiş bugün; altındaki levhada ise şu bilgi yer almaktaymış.
"Bu alay sancağı Gelibolu savaş alanından getirilmiştir ama tutsak edilememiştir, çünkü Türk ordusunun milli geleneklerine göre bir alayın sancağı, alayın sonuncu eri ölmeden teslim edilemez. Bu sancak, sonuncu muhafızının da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalına asılı olarak bulunmuştur. Kahramanlık timsali olarak karşınızda duran bu Türk Alay Sancağı'nı selamlamadan geçmeyiniz."








Kahramanlık destanımızla ilgili olarak yazılmış şiirlerimizden en sevdiklerimden iki tanesine de yer vermeden geçemiycem.

DUR YOLCU

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak,
bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.
Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğün bu tümsek, Anadolu'nda
İstiklal uğruna, namus yolunda,
Can veren Mehmet'in yattığı yerdir.
Bu tümsek, koparken büyük zelzele
Son vatan parçası geçerken ele
Mehmet'in düşmanı boğduğu sele
Mübarek kanını kattığı yerdir.
Düşün ki haşrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek amansız çetin
Bir harbin sonunda bütün milletin
Hürriyet zevkini tattığı yerdir
Necmettin HALİL ONAN

BU VATAN KİMİN

Bu vatan, toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır;
Bir tarih boyunca, onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir...
Tutuşup: kül olan ocaklarından,
Şahlanıp: köpüren ırmaklarından,
Hudutlarda gaza bayraklarından,
Alnına ışıklar vuranlarındır...
Ardına bakmadan yollara düşen,
Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır...
İleri atılıp sellercesine,
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine,
Şu kara toprağa girenlerindir...
Tarihin dilinden düşmez bu destan:
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı bir yakut olan bu vatan,
Can verme sırrına erenlerindir...
Gökyay'ım ne yazsan ziyade değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil,
Topun namlısında görenlerindir...
Orhan Şaik GÖKYAY









1 Temmuz 2011 Cuma

Kadınlar Ne İster ?



Bu akşam televizyonda Mel Gibson’ın Kadınlar Ne İster? isimli filmini izledim. Hem de 3. kez ve aynı keyifle.
Sonra ben de yıllardır televizyon kanallarında, dergilerde, gazetelerde hatta bazen eş dost sohbetlerinde bile karşılaştığımız bu sorunun cevabını, kendime göre cevaplamak ve sizlerle de paylaşmak istediğim için bu yazıyı kaleme aldım.

Ve yazdıkca fark ettim ki aslında Erkekler Marstan, Kadınlar Venüsten denilsede beklentilerimiz erkeklerden çok da farklı değil. Çünkü bir çok şeyi insan doğası gereği istiyor zaten. Kim ister ilgisiz bir eş, kim ister aldatılmak, kim ister içinde aşk olmayan ilişki yaşamak. Tabiki hiç kimse.

Her birimizin kişiliklerimize, bakış açımıza, yaşam tarzımıza, değer yargılarımıza göre değişen istekleri de vardır mutlaka. Ama işin özü aynı bence. Yani biri maç diye tutturuken diğeri tiyatro, yada siz oto parfümü derken biz benim parfümüm diyebiliriz.

Gelelim özde ne istediğimize;

İLGİ isteriz.
SADAKAT isteriz.
SEVGİ isteriz.
SAYGI isteriz.
ROMANTİZM isteriz.
HEYECAN isteriz.
ŞEFKAT isteriz.
GÜVEN isteriz.
TUTKU isteriz.
AŞK isteriz.
ÖZGÜRLÜK isteriz.
DÜRÜSTLÜK isteriz.
MERHAMET isteriz.
FARK EDİLMEK isteriz.
EŞİTLİK isteriz.
HUZUR isteriz.
DOSTLUK isteriz.
DEĞER VERİLMEK isteriz.
ÖNEMSENMEK isteriz.
ŞIMARTILMAK isteriz.
SAHİPLENİLMEK isteriz.
BİZİ ANLAMANIZI isteriz.
ÇİÇEK isteriz.
ÇİKOLATA isteriz. (Canımın içi ben sütlü, fıstıklı seviyorum :))
BÜTÜN ÖZEL GÜNLERİMİZİN HATIRLANMASINI isteriz.
BOL BOL GÜZEL SÖZLER DUYMAK isteriz.
ALIŞ VERİŞE GİTMEK isteriz.
MUTLU OLMAK isteriz.
YASLANACAK OMUZ isteriz.
UZANACAK DİZ isteriz.
BÜTÜN BUNLARI BİZ SÖYLEMEDEN SİZ TAHMİN EDİN isteriz.

Yeteri kadar anlattım sanırım ne istediğimizi :)
Ama diyorsanız ki, ben arif değilim tarife ihtiyacım var. Siz herşeye romantizm katın en iyisi. Çünkü birçok şeyde romantizm ararız biz. Zaten değilmi ki sırf bu yüzden deterjanın bile bahar esintilisini seçeriz :)

İçten sevgilerimle,
Güngör Ekinci

29 Haziran 2011 Çarşamba

Bu şarkılar Akdenizin öteki ucuna :))))))

BANANE GELECEKSE DÜNYANIN SONU
BITECEKSE BITSIN ARTIK HAYAT YOLU
KORKUM YOK ICIM RAHAT HUZURLA DOLU
ASKI YASADIM SENLE BIR ÖMÜR BOYU

YÜZÜMDEKI CIZGILERIN BILE ADI SEN
ALDIGIM HER NEFESIN SEBEBI SEN

DÜNYAYA BIRDAHA GELSEM SEVGILIM
ARAR BULURUM YINE SENI SEVERIM
CENNETI DEYISMEM SACININ TELINE
ÖMRÜMÜN YETIGI KADAR SENI SEVERIM
FERHAT GÖÇER





Herkesin var bir hikayesi
Gidenleri var kalanları var
Hiç bitmeyen şikayetleri
Sönenleri var yananları var
Seni ilk gördüğüm o günden beri
Adına aşk deyip bağlandım
Hem mutluluğu paylaşmaya
Hem acılarına ortağım

Sana ait bütünüm senindir özüm
Kimseyi görmüyor inan ki gözüm
Asla vazgeçmedim yemin ederim
Arkasındayım hala verdiğim sözün

Aklıma gelince o güzel yüzün
Her yanımı kaplıyor tatlı bir hüzün
Aynı rüzgara vurgun iki yelken
Aynı salkımda ayrı iki üzüm
FERHAT GÖÇER




Şu hercai hayata bir kere geldik
Yedik içtik doyduk kalktık hesabı birlikte verdik
Sinsi hayat ihtirası bana hiç uğramadı
Dünya malı zenginin olsun sen benim kadınım

Seni hastalığımda sağlığımda da yanımda görmeliyim
Güneşin doğduğunu da battığını da senle izlemeliyim
Yanabilir saltanatlar olsun yeniden yaparız
Bizde bu sevda sürdükçe ölsek de yan yanayız.
MUSTAFA CECELİ

28 Haziran 2011 Salı

KANDİLİMİZ MÜBAREK OLSUN


Tüm islam aleminin kandilini kutlar hayırlara vesile olmasını dilerim.
Sevgilerimle...

26 Haziran 2011 Pazar

Cesaretin Var mı AŞKa?


Bir gün bir çılgınlık edip
Seni sevdiğimi söylesem
Alay edip güler misin
Yoksa sen de sever misin

Cesaretin var mı aşka
Çarpıyor kalbim bir başka
Sen de böyle sevsen keşke
Desen bana yar

Konuşmadan gözlerinle
Beni sevdiğini söylesen
Yüreğime gözlerini
Ölene dek mühürlesen yar...
Seslendiren : Gülay