3 Temmuz 2011 Pazar

Son Kale ÇANAKKALE...

Birkaç gün önce çoook çok özel bir yerdeydim.
Günü birlik bir turla nenem, annem ve ben, Çanakkale şehitliğimizi ziyarete gittik.

18 Mart 1915 de, deniz harekatı ile başlayan Çanakkale Savaşında İtilaf Devletleri boğazı geçemeyince 25 Nisan 1915’de Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmış ve sekiz buçuk ay sürecek olan kara savaşları başlamıştır.

Bu savaşın sonunda müttefikler 43 bin ölü, 30 bin kayıp,72 bin yaralı verirken Türk ordusu da 55 bin şehit , 25 bin hastanede yaralı iken ölen, 10 bin kayıp ve 100 bin yaralı vermiştir.

Bu nedenle bölgede her biri ayrı bir kahramanlık örneğini yansıtan çok sayıda şehitlik bulunmaktadır. Bütün bu şehitliklerin anısına da Çanakkale Şehitler Abidesi dikilmiştir.

Bölgede çeşitli yerlerde Türk anıtı ve şehitliği, Fransız, İngiliz, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya ait anıt ve mezarlıklar bulunmaktadır.

Şehitliklerin büyük bir bölümü Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkında (Avrupa Yakası) bir kısmıda Anadolu Yakasında bulunmaktadır.

Çanakkale Savaşı cesaretin kahramanlığa dönüştüğü, tarihte eşi benzeri görülmemiş olan destansı bir savaştır. Bölgedeki şehitlikler bir günde gezmekle bitecek gibi değil di tabiki. Bu nedenle biz de sadece Şehitlik tanıtım merkezi civarında bulunan şehitliklerimizi gezebildik.

Vatanımızın her bir karışı için seve seve şehit olmuş binlerce mehmetciğimizi saygı, rahmet, gurur ve şükranla anıyorum. Ruhları şad olsun.

Aşağıda tanıtım merkezindeki sergi salonunda ve şehitliklerimizde çektiğim fotoğraflardan bazılarını yayınladım. Fotoğrafları üzerlerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Saygılarımla.
Güngör Ekinci

" Bu memleketin topraklarında kanlarını döken İngiliz, Fransız, Avustralyalı,Yeni Zelandalı, Hintli kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır. "
Kemal Atatürk.
















Seyit Onbaşı, 1889 yılının Eylül ayında Havran İlçesi Çamlık (Manastır) köyünde dünyaya geldi. 1909 yılının Nisan ayı başlarında askere alındı. 1912′de Balkan Savaşları’na katıldı. Savaş bitiğinde terhis edilmedi ve topçu eri olarak Çanakkale Cephesi’nde görev aldı. Çanakkale Savaşları’nda gösterdiği kahramanlıkla adını Türk tarihine yazdırdı. 18 Mart Deniz Savaşı sırasında, Rumeli Mecidiye Tabyası’nda ayakta kalabilen tek top vardı onun da mermi kaldıran vinci bozulmuştu. Seyit Onbaşı büyük bir güçle 215 Okkalık mermiyi üç kez kaldırarak namlunun ucuna sürmüş ve bu kahramanlığı ile Ocean gemisi büyük bir yara almıştı. Seyit Onbaşı 1918 sonbaharında köyüne döndü. 1934 tarihinde yürürlüğe konan soyadı yasasıyla “Çabuk” soyadını aldı. 1939 yılında akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle vefat etti.






Yurdun her tarafı savaşın için de olduğundan, ülkemiz 9 cephede birden savaşmıştır. Aşağıdaki üç fotoğrafda hangi şehrimizden kaç şehitimizin olduğu gösterilmektedir. Tabii bu sayılar sadece Çanakkale cephesi için geçerli olup, tespit edilebilen rakamlardır. Askerler daha çok yaşadıkları yere yakın olan cephelere gönderilmiştir. Doğu anadolu bölgesinde yaşayan mehmetciklerimiz yoğun olarak doğu cephelerinde savaşmıştır yani.











Rehberimiz savaş sırasında yaşanan, çok sayıda da insanlık derside anlattı. Dinledikce hüzünlendim ve bu Ulusun çocuğu olmakdan bir kez daha onur duydum.
İşte onlardan iki tanesi.

*** Çanakkale Savaşlar'ında savaşıp, bir kolu ile bir ayağını kaybeden Fransız Generali Bridges, yurduna döndükten sonra anlattığı bir savaş hatırasında şöyle diyor: "Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştığınız için daima iftihar edebilirsiniz. Hiç unutmam, savaş sahasında dövüş bitmişti. Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk az evvel, Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır zaliyat vermişlerdi.Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutamayacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk askeride kendi gömleğini yırtmış onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtası ile şöyle bir konuşma yaptık: - Niçin öldürmek istediğin askere yardım ediyorsun? Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi: "Bu Fransız yaralanınca cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Birşeyler söyledi, anlamadım ama herhalde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok. İstedim ki, o kurtulsun, anasının yanına dönsün". Bu asil ve alicenap duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada, emir subayım Türk askerinin yakasını açtı. O anda gördüğüm manzaranın yanaklarımdan sızan yaşlarımı dondurduğunu hissettim. Çünkü, Türk askerinin göğsünde bizim askerinkinden çok ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı. Az sonra ikisi de öldüler..." Fransız Generali BRIDGES

*** Mustafa Kemal'in Ruşen Eşref'e anlattığı meşhur bir Çanakkale hâtırası vardır. Düşmanın mevki kazandığını fark eden Mustafa Kemal Bey, emrindeki askere hitaben, "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir." emrini verir. Emri harfiyyen yerine getiren 57. Alay, Mustafa Kemâl'in has tâbiriyle "kâmilen şehid" olur. 57. Alay'ın sancağı Avustralya'nın Melbourne şehrindeki müzede sergilenmekteymiş bugün; altındaki levhada ise şu bilgi yer almaktaymış.
"Bu alay sancağı Gelibolu savaş alanından getirilmiştir ama tutsak edilememiştir, çünkü Türk ordusunun milli geleneklerine göre bir alayın sancağı, alayın sonuncu eri ölmeden teslim edilemez. Bu sancak, sonuncu muhafızının da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalına asılı olarak bulunmuştur. Kahramanlık timsali olarak karşınızda duran bu Türk Alay Sancağı'nı selamlamadan geçmeyiniz."








Kahramanlık destanımızla ilgili olarak yazılmış şiirlerimizden en sevdiklerimden iki tanesine de yer vermeden geçemiycem.

DUR YOLCU

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak,
bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.
Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğün bu tümsek, Anadolu'nda
İstiklal uğruna, namus yolunda,
Can veren Mehmet'in yattığı yerdir.
Bu tümsek, koparken büyük zelzele
Son vatan parçası geçerken ele
Mehmet'in düşmanı boğduğu sele
Mübarek kanını kattığı yerdir.
Düşün ki haşrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek amansız çetin
Bir harbin sonunda bütün milletin
Hürriyet zevkini tattığı yerdir
Necmettin HALİL ONAN

BU VATAN KİMİN

Bu vatan, toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır;
Bir tarih boyunca, onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir...
Tutuşup: kül olan ocaklarından,
Şahlanıp: köpüren ırmaklarından,
Hudutlarda gaza bayraklarından,
Alnına ışıklar vuranlarındır...
Ardına bakmadan yollara düşen,
Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır...
İleri atılıp sellercesine,
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine,
Şu kara toprağa girenlerindir...
Tarihin dilinden düşmez bu destan:
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı bir yakut olan bu vatan,
Can verme sırrına erenlerindir...
Gökyay'ım ne yazsan ziyade değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil,
Topun namlısında görenlerindir...
Orhan Şaik GÖKYAY









2 yorum:

Adsız dedi ki...

Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı, düşün altında binlerce kefensiz yatanı...Murat

Güngör Ekinci dedi ki...

Aynen o ruh hali ile dolaştım bende şehitliklerimizi Murat bey.
Aksi düşünülemez bile.sevgiler.