14 Ağustos 2008 Perşembe

YARIM SAAT TE HASTA OLDUM

Okullar kapanınca, servis araçlarının yolları, yazlıkcıların şehri terk etmesiyle birlikte trafikte fark edilir bir rahatlama oldu. Önceden saat 20.00 gibi evde oluyordum şimdi 19:20 gibi. Trafik yoğunluğu beni çileden çıkartmaya yetiyor. Bu nedenle on dakika bile erken evde olsam seviniyorum. Dün akşam da saat 19:15 de servisten indim, saat 19:20 de evdeydim. Haber bültenlerine yetişiyorum artık. Ama dünyadan ve memleket ahvalinden haberim oluyor diye sevinmelimiyim, üzülmelimiyim bilemiyorum gerçekten...

Haberlerin tamamını izlemeye artık yüreğim dayanmıyor. Bunu dün akşam bir kez daha anladım. Dün akşam erkenden evde olmanın ve güzel bir gün geçirmiş olmanın keyfiyle girdim içeri. Annem balık yapmış. Hııımmm nasıl da severim bilemezsiniz. Denizden midye hariç ne çıkça yiyenlerden olduğum için mutfağın kokusunu iyice çektim içime. Biçimini seveyim mübareğin şekli bile güzel...Yemeğe başlamak için kardeşimi beklediğimizden yeğenim Emirhan’ı kucağıma alıp salona geçtim. Bu ana kadar gayet mutlu ve huzurluyum...Haberleri izlemek için kanepeye babamın yanına kuruldum.

Önce günlerdir içimi kavuran şehitlerimizin defin törenleri sırasında yaşananların haberi sızlattı burnumu. Kah için için kah sesli teröre lanet yağdırırken boğazımda bir yumak düğümlendi sanki. Allah ailelerine dayanma gücü versin. Televizyon karşısında kolları kanatları kırılmış ana babaları izlemek öyle zor ki. Hepimizin başı sağ olsun ve inşallah bu aldığımız son şehit haberi olsun...

Derken büyük dedelerimin toprağı Gürcistan’a bağlandı spiker. Odu ocağı terk etmek zorunda kalanların, kaçanların, kaçamayanların, soyulanların, yaralananların, sevdiklerini kaybedenlerin dramını anlatıyordu muhabir. Renkli televizyonumuzun rengi kan kırmızısıydı dün akşam. Daha ikinci haberde gözlerim şişti, mideme kramplar girdi inanın ki.

Arkasından Tuzla tersanesinde yaşanan talihsiz olay ve sonucunda yaşananlar sıktı canımı.

Babama, “ baba benim bile kalbim dayanmıyor, istersen sana dil altı hapından getireyim bir tane “ dedim. Güzel yurdumun acısı bukadarla biter mi, bitmez tabiki.

Üç yaşındaki İrem’ciğin kayıp haberi ile sarsıldım bir de. Günlerdir haber alınamıyormuş kuzu İrem’den. İnşallah en kısa sürede sağlıklı bir şekilde bulunduğu haberi ile bu kez pembe bir renk alır renkli televizyonumuz.

Değerli okuyucularım, artık kanepede yıkılmış, küçülmüş, başına ağrılar girmiş bir haldeyken son olarak spiker ZAM haberleri ile tokatladı beni. Yarım saatin içinde yıkıldım, sürünmeye başladım resmen...

Bu arada kardeşim de geldi. Annem mutfaktan “ hadi sofraya “ diye seslenmeye başladı. Arkadaşlar abartmıyorum valla, 30 dakika içinde hasta oldum. Değil annemin balık yemeğe çağırması, balık dile gelip “ kız gel ye beni “ dese yine kalkamıyacağım...

Sonuç mu ?
Sonuç olarak saat 20:00’da, saat 19:20’ deki Güngör den eser kalmamıştı. Palamut bile tabağımda olmaktan rahatsız gibi duruyordu. Hayvancık dile gelse “ kalk sofradan, bir nane limon kaynat iç te kendine gel “ diyecek neredeyse. Palamutcuğu ortasından kesip bir yanağını yiyebildim sadece...Sonrada tarifsiz sıkıntılar ve kederler içinde bu yazı çıktı işte.

Birgün “ Güzel günler göreceğiz güneşli günler” inşallah...
Güzel yurdumdan güzel haberler alıp, duyduklarımızı duymayanlarla paylaşmak dileği ile hepinize mutlu bir gün, müjdeli haberler dilerim.

Sevgilerimle, Güngör Ekinci.

1 yorum:

:)den dedi ki...

Bizim haber bültenlerini ne zaman izlerseniz hasta olacaksınız bundan sonra, yada alışacaksınız bu duruma...
Fonda dramatik bir müzik altında yaşanan felaketler "haber" başlığı altında verilip duruyor. Bu ülkede hiç mi iyi birşeyler olmuyor? Tabiiki oluyor ama onlar reytingleri patlatmıyor değil mi? "Kötü haber, iyidir" mantığıyla insanları karamsarlığa sürükleyen bu tür yayınlar karşısında umudumuzu kaybetmeyelim. Dünyayı güzelleştirmek kendimiz güzelleştirmekle başlar. Pozitif enerjimizle negatif enerji bloklarını bozalım. Lütfen kendinizi kötü hissetmeyin. "Bugün insanlar için nasıl bir güzellik yaratırıma" ayıran tüm enerjinizi.
Sevgiler...