27 Şubat 2011 Pazar

Üşüdüm Üşüdüm, Daldan Elma Düşürdüm



Yukarıdaki fotoğrafım bana çocukluğumda öğrendiğim şu tekerlemeyi hatırlattı.

Üşüdüm üşüdüm, daldan elma düşürdüm,
Elmamı yediler, bana cüce dediler
Cücelikten çıktım,
ablama vardım,
ablam hasta,
çorbası tasta
alçık balçık
sen dur
sen çık.

Sonra hafızamı yoklayınca bakın neler çıktı.
Özellikle yaşıtım olan okuyucularımın
bu tekerlemeleri hatırlamakdan mutlu olacağını düşünüyorum.

portakalı soydum
başucuma koydum
ben bir yalan uydurdum
duma duma dum
kırmızı mum
hastayım hasta,
canım ister pasta
gel gidelim dansa
orda yersin pasta.

Patlıcan var patlıcan,
Patlasın senin kocan.
Şisko şisko biberler,
Arabaya bindiler.
Elmalar yedi buçuk,
Onu yedi, bir çocuk.
Patlıcandan bıktım,
Ben oyundan çıktım!

Çık çıkalım çayıra
Yem verelim ördeğe
Ördek yemi yemeden
Ciyak miyak demeden
Aldım baktım
ben bu oyundan çıktım.


-komsu komsu
-hu hu
-oğlun geldi mi?
-geldi.
-ne getirdi?
-inci boncuk.
-kime kime?
-sana bana.
-baska kime?
-kara kediye.
-kara kedi nerde?
-ağaca çıktı.
-ağaç nerde?
-balta kesti.
-balta nerde?
-suya düştü.
-su nerde?
-inek içti.
-inek nerde?
-dağa kaçtı.
-dağ nerde?
-yandi bitti kul oldu.

Herkese sevgilerimi gönderiyor,
güzel bir hafta diliyorum.

22 Şubat 2011 Salı

KADIN OLMAK GÜZEL ŞEY ( tabii hakkını verebilene ! )



İnternette bulduğum bu makaleyi, çok beğendiğim için sizlerle de paylaşmak istedim arkadaşlar. Eminim siz de beğeneceksiniz.

Başlıkda da dediğim gibi kadın olmak güzel şey, hele bir de hakkı veriliyorsa...

Herkese içtenlikle sevgilerimi gönderiyorum.
Güngör.

KADIN OLMAK

Kadın olmak ; sadece güzel olmak demek değil, gördüğünde o güzelliğin içinde erkeğin kendi ruhunu bulabilmesini sağlayabilmektir.

Kadın olmak ; ipek saçlar, pembe topuklar, ince bel değil, bütün bunların içerisinde bir hanımefendi olabilmeyi başarabilmektir.

Kadın olmak ; güzellik takıntısı içerisinde olmak değil, o güzelliğe akılda katabilmektir.

Kadın olmak ; insanları elinin tersiyle itip kendisinden uzaklaştırmak değil, avuçlarını sımsıkı kavrayarak insana emin ellerde olduğu duygusunu verebilmektir.

Kadın olmak ; çok konuşarak beynini didiklemek değil, sıradan ve kabullenilebilir yaşamın ne olduğunu bilebilmektir.

Kadın olmak ; duruşu, oturuşu ve yürüyüşü abartılı olmak demek değil, kendini süs bebeği gibi ortalara atıp başkalarıyla fingirdeşMEMektir.

Kadın olmak ; hangi dizi başlamış, kimler oynuyor, kim kiminle yakalanmış bunları merak etmek değil, ekonomiden, politikadan, spordan ve kültürel olaylardan haberi olmaktır.

Kadın olmak ; sırf hatun numarasıyla cahilliğini gizlemek değil, bizi kim yönetir, oligarşi, monarşi, revalüasyon, ofsayt gibi kelimelerin anlamını bilmektir.

Kadın olmak ; sadece gezip eğlenmek değil, domatesin, ekmeğin, soğanın, kıymanın kaç para olduğunu bilmektir.

Kadın olmak ; telefonda saatlerce cak cak konuşmak değil, sonradan gelen faturalara niye böyle fatura geldi acaba diye şaşırmaMaktır.

Kadın olmak ; içi vıcık vıcık dedikodu yumağı içinde kaybolmak demek değil, eşini, dostunu kollamaktır.

Kadın olmak ; marifetlerini sadece erkekleri elde ederken göstermek değil, tüm elinden gelen marifetleri içinden gelerek, göstermelik olmadan yapabilmektir.

Kadın olmak ; dır dır konuşup adamın sinirini bozup, kafatasını attırmak değil, dilini gerektiğinde tutabilmektir.

Kadın olmak ; sadece alışveriş merkezlerine gidip ne bulduysa almak değil, eşine de gömlek alabilmek, bedenini ve ayakkabı numarasını bilebilmekdir.

Kadın olmak ; sadece kendi giyiminden sorumlu olup kendini giydirmek değil, zevki seni de giydirecek kadar yerinde olmaktır.

Kadın olmak ; orada burada dedikodu yaparak, laf taşımak değil, seni ayıkla pirincin taşı durumlarına getirmemektir.

Kadın olmak ; güzel görünebilmek için orasını burasını her yeri görünene kadar açmak değil, dekoltesinin dozunu ayarlayabilmektir.

Kadın olmak ; saldırganlaşıp kafesinde kırbaçla eğitilmeye çalışılan bir aslana benzemek değil, yumuşak huylu olup erkeğinin dizlerinde tüyleri okşanan bir kedi olabilmektir.

Kadın olmak ; çağırdım, gelmedin, geç kaldın, aramadın, sormadın, kiminleydin, hesap ver, demek değil, sana yüreğiyle güvenmek ve inançlarıyla sokulmaktır.

Kadın olmak ; sağda solda konuşulanları gerçekmiş gibi saymak değil, kimsenin arkasından konuşmamaktır.

Kadın olmak ; sınırları zorlayıp, salya sümük ağlamak, kıytırık nedenlerden hır gür çıkarmak demek değil, sözü dinlenir, anlaşılır olmaktır.

Kadın olmak ; hayatı giyim kuşam üzerine kurmak demek değil, giydiğin gömleğe hangi pantolonun yakıştığını, uyum ve uyumsuzluğun ne olduğunu bilmektir.

Kadın olmak ; dağa çıkarken rugan ayakkabı giymek değil, spor ayakkabısı ile topuklu ayakkabının ayrımı bilebilmektir.

Kadın olmak ; of yoruldum, beni ara, beni al, beni bul, bunu isterim demek değil, sence de uygunsa, yanındayım, ben gelirim, merak etme diyebilmektir.

Kadın olmak ; korkak ve çekingen olmak demek değil, seni seviyorum derken korkmamak, başka şeylerin arkasına gizlenmemek ve arkandan laf söyletmemektir.

Kadın olmak ; aklını sadece seksle bozmuş olmak değil, yanına boylu boyunca uzandığında göğsünde atan kalbinin yerine kendini, ruhunu, herşeyini koyabilmektir.

Kadın olmak ; yatağa boylu boyunca uzanmak değil, sana yatağa aşksız yatmadığını hissettirmektir.

Kadın olmak ; çıtır çerez gibi bir günlük olmak demek değil, gecelik değil ömürlük olarak yıllara rehaveti değil huzuru taşımaktır.

Kadın olmak ; sadece en seksi leydi olmayı bilmek değil, yeri geldiğinde hanım sultan olarak söz geçirmesini bilmektir.

Kadın olmak ; cıvık konulara takılıp zaman tüketmek değil, küsmemesini ve ayıp nedir öğrenebilmektir.

Kadın olmak ; sık boğaz edip yalancı durumuna düşürmek değil, karşısındaki insanı taşıyabilmektir.

Kadın olmak ; yapılan her tartışma sonunda karşısındaki insanı ayrılmakla tehdit etmek demek değil, sabırlı ve gururuna dokundurmadığı gibi, karşı tarafında gururunu incitmemeyi bilebilmektir.

Kadın olmak ; temiz olmak için yarım şişe parfümü sıkarak süslü boyacı küpü olmak değil, öpüldüğü zaman etrafa buram buram parfüm değil aşk kokuları saçabilmektir.

Kadın olmak ; sadece istemek demek değil, seni bir hamur gibi karmasını bildiği gibi o hamura kendisini de katabilmektir.

Kadın olmak ; parası yokken ezik, varken kudurmuş olmak demek değil, paranın gücünü bilebilmektir.

Kadın olmak ; değerlerini bir anlık hevesler uğruna terketmek değil, yan gözle adam kesmemek, üstüne sevgili edinmemektir.

Kadın olmak ; konuşulan her şeyi eşe dosta yetiştirmek değil, konuşulanların oradan dışarı çıkmamasını sağlayabilecek kadar sıkı bir çeneye sahip olmaktır.

Kadın olmak ; para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan, kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan, raf süslerinden, tehtitkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmak demek değil, rol yapmamaktır.

Kadın olmak ; komplekslerini güzelliğiyle örtmeye çalışmak değil, kendisini sevebilmektir.

Kadın olmak ; sadece ana olabilmek değil, çocuklarından saygı görmeyi, anaya babaya hürmet etmeyi de bilebilmektir.

Kadın olmak ; sevdiği insanı parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle sınırlamak değil, sevdiği insanı sadece o olduğun için sevebilmektir.
Alıntı

21 Şubat 2011 Pazartesi

GÜNÜN SÖZÜ


"Gevezeliği bilgi,
susmayı cehalet
ve yapmacıklığı sanat zannedenlerden uzağım!..."
Halil Cibran

20 Şubat 2011 Pazar

KOLYELERİM GÜZEL Mİ?







Uzun süredir kullanmadığım takılarım vardı. Bugün 3 kolye 1 bilekliğimi bozup yukarıda fotoğraflarını gördüğünüz 2 tane kolyeyi tasarladım. Bakın bakalım beğenecek misiniz?

17 Şubat 2011 Perşembe

KİTAP TAVSİYELERİM VAR

Evde olmanın en güzel yanı!, hatta tek güzel yanı boş vaktinizin çok olması.
Üç aydır evde olduğum için bol bol kitap okuyorum bende.
Şunu da bitireyim yayınlarım, bunu da bitireyim yayınlarım derken, yayınlanmak üzere bekleyen bir sürü kitap birikti kitaplığımda. Şimdi bu kitaplardan bazılarını sizlerle de paylaşmak istiyorum.




Hatırlarsanız kısa bir süre önce eski işyerimden sevgili arkadaşım Seda, Şükran Yiğit'in ANKARA, MON AMOUR! isimli kitabını doğum günü hediyesi olarak göndermişti bana. Az önce "ikisi de zormuş" diyerek bitirdim kitabı. Kitap da anlatılan hikayede istemeden gidenler, istemeden kalanlar var. Okurken düşünüyorsunuz ben olsam ne yapardım diye. Sonra görüyorsunuz ki belirsizliğin olduğu durumlarda gitmek de zor kalmak da. Allah her zaman en doğru kararı vermemizi nasip etsin.
Hikaye hüzünlü, anlatım içli. Sonuç, mayhoş elma tadında bir eser. Keyifle okuyacağınıza inandığım güzel bir kitap.




Tanıtmak istediğim ikinci kitap Adana seyahatim sırasında kuzenim Seda ablamın hediyesi olan Elif Şafak'ın AŞK isimli kitabı.
40 yaşından sonra hem tasavvuf anlamında aşkı, hem dünyevi aşkını bulan Amerika’lı bir kadının zorlu yolculuğu anlatılıyor eserde. Kitabı okudukca Şems-i Tebrizi'nin 40 kuralla ne anlatmak istediği de iyice anlaşılmış oluyor bence.
"Ya ortasındasındır AŞK'ın merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde..."



Üçüncü kitabımızda Ali Poyrazoğlu, tiyatrocu yanıyla yaşam koçu yanını birleştirmiş bence. Gerçeğin hayalle, övgünün eleştiri ile harmanlandığı, gülerken düşünüp, düşünürken güleceğiniz bir eser.



Dördüncü kitap, yeni yıla birkaç gün kala okumaya başlayıp, yeni yılın ilk günlerinde bitirdiğim Maeve Binchy’nin BU YIL FARKLI OLACAK isimli eseri. Kitapda yeni yılı yeni umutlarla karşılamaya hazırlanan, birbirinden bağımsız onbeş hikaye var. Maeve Binchy’nin diğer kitapları gibi bu kitabını da büyük bir zevkle okudum.


Veee KIŞ CEMRESİ
Pınar Sarp' ın kaleme aldığı, tadına doyum olmayan bir aşk hikasi.
Nefret, hırs, yalan, acı, gerçekler, korku, ihanet, sevgi ve kaçmanın mümkün olmadığı, aşk.
Yazarın hayal gücüne hayran olacağınız bir kitap. Entrikalarla dolu bir maziyi paylaşan iki kişinin hayatının kesişmesi ve sonrasında herşeye herkese rağmen yaşadıkları aşkları anlatılıyor.

14 Şubat 2011 Pazartesi

Sevgililer gününüz ve en sevgilinin doğum yıldönümü Mevlid kandilimiz kutlu olsun‏




''Akşam kapı eşiğinde bir terli giysi gibi
Soyunmak vardı derdinden evrenin.
Bir entari serinliğini giyinmek,
Kendi derdini tespih gibi çekmek elinde,
Yün örmen vardı akşamları koltuğa gömülü,
Karşında polisiye roman okumak vardı,
Sorgusuz bakışmak yoruldukça gözlerimiz,
Sevinçsiz gülmek üzüntüsüz ağlamak...''


Rahmetli Bülent Ecevit'in "Rahşan'a" sözleriyle yazdığı YAPAMADIĞIMIZ adlı şiiri.

Sekiz mısrayla ne güzel de anlatmış hayatı paylaşmayı değil mi?


Ve işte aşklarını rafa kaldırmışlara yeni bir fırsat olarak,

aşklarını her daim taze tutanlara daha özel bir gün olarak,

çiçeği burnunda yeni aşıklara tatlı, farklı, yeni bir heyecan olarak,

kalbi boş olanlara “beklenen kişi gelecekse, çekilen çile kutsaldır” dedirterek, :)

Şubat ayının bu soğuk günlerinden birinde, içimizi ısıtmak için 14 Şubat geldi çattı.


Herkesin gönlünün sultanını bulmasını ve gönül dolusu AŞK yaşamalarını diliyorum.

Ayrıca bu vesile ile tüm İslam aleminin sevgilisi peygamber efendimizin doğum yıldönümü olan Mevlid kandilimizi kutlar hayırlara vesile olmasını dilerim.


Sevgilerimle,

Güngör Ekinci

6 Şubat 2011 Pazar

Ben kendi gökyüzünde uçan bir SİMURG'um

Değerli hocam sayın Erkan Oyal ile.

Buradan ulaşabileceğiniz yazımda da belirttiğim gibi, en büyük hayalimi gerçekleştirebilmek için sunuculuk ve spikerlik kursuna gidiyorum. Bugünkü dersimizde sevgili Erkan hocam öyle güzel bir öykü okuttu ki bize " sanki beni anlatıyor" dedim.

Yazıyı hem içerik olarak çok beğendiğimden, hem de içinde kendimi bulduğumdan buradan sizlerle de paylaşmak istedim.

Herkese sevgilerimi gönderiyor iyi bir hafta diliyorum.

SİMURG' UN (*) ÖYKÜSÜ

Rivayet olunur ki kuşların hükümdarı Simurg, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi de bilirmiş. Bu efsanevi kuşun en önemli özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak ölünce küllerinden yeniden doğmasıymış.

Kuşlar Simurg'a inanır ve bir gün kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Kuşlar dünyasında bir şeyler ters gittiğinde Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki Simurg ortalıkta hiç görünmezmiş. Geceler gündüzleri, yıllar yılları kovalamış yine de Simurg göze görünmeyince kuşlar Simurg’un varlığından kuşkuya düşüp, ümitlerini yitirmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkelerden birinde bir kuş sürüsü, Simurg'un kanadından kopmuş bir tüy bulmuş. Simurg'un varlığını öğrenen dünyanın tüm kuşları toplanmış, hep birlikte Simurg'un huzuruna varıp, yardım istemeye karar vermişler. Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üstünde olan Kaf Dağı’nın en yüksek tepesinin zirvesiymiş.

Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi... İstek, aşk, marifet, istisna, tevhit, hayret ve yokluk vadileri.
Kuşlar hep birlikte gökyüzüne yükselerek, uçmaya başlamış. Çetin yolculuğun daha ilk aşamasında yorulup düşenler isteksiz ve kararsız olan, dünya işlerine önem veren kuşlarmış.

Aşk Denizi’nden geçmiş diğerleri. Ayrılık Vadisi’nin derin uçurumlarını katetmişler. Hırs Ovası’nı aşıp, Kıskançlık Gölü’ne sapmışlar. Kuşların kimi Aşk Denizi’ne dalıp kalmış, kimi Ayrılık Vadisi’nde kopmuş sürüden. Bazıları da hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göl sularına.
Önce Bülbül geri dönmüş güle olan aşkını hatırlayıp; papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş, kartal yücelerdeki krallığını bırakamamış, baykuş yıkıntılarını özlemiş, balıkçıl kuşu bataklığını…

Beşinci vadiyi geçtikten sonra önlerindeki Şaşkınlık Vadisi ve sonuncu geçit Yokoluş’ta tüm kuşlar umutlarını yitirmiş. Zaten yedi vadi üzerinden uçtukça kuşların sayısı azalmış, Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

Nihayet Simurg’un yuvasına varmışlar; ama içi boşmuş. Sonunda sırrı sözcükler çözmüş.
Farsça "si" otuz demek, "murg" ise kuş.

Simurg, "otuz kuş" demekmiş. Otuz kuşun hepsi Simurg'muş; her biri de bir Simurg.
Otuz kuş anlamış ki, aradıkları sultan aslında kendileridir ve gerçek yolculuk, kendi içlerine yaptıkları yolculuktur.

Kıssadan hisse: Simurg’u beklemekten vazgeçmek, Şaşkınlık ve Yokoluş’u yaşadıktan sonra bile hayatı sürdürmek, kendi küllerinden yeniden doğabilmek için kendini yakmadıkça, herkes birer Simurg olmayı göze almadıkça; kafeslerde,tüneklerde, bataklık ve yıkıntılarda yaşamaktan kurtulmak mümkün görülmüyor.

Şimdi kendi gökyüzümüze uçmanın zamanıdır.

* Simurg’un diğer adları Zümrüd-ü Anka,ya da Phoenix'tir.

1 Şubat 2011 Salı

EMİRHAN'IMIN GELİŞİM RAPORU




Canım, balım, lokumum, yeğenim Emirhan'ım Zübeyde Hanım Anaokuluna gidiyor.
Abileri ve ablaları gibi onun okulu da tatil oldu.
Tatlı yeğenim övgülerle dolu Okul Öncesi Eğitim Gelişim Raporu getirdi bize.

Canım yeğenimi ve bütün öğrenci kardeşlerimizi tebrik ediyor, yanaklarından öpüyorum.
Bu vesile ile başta sevgili öğretmenimiz Elveda hanım olmak üzere, Zübeyde Hanım Anaokulunun tüm çalışanlarına saygı, sevgi ve teşekkürlerimizi gönderiyorum.

31 Ocak 2011 Pazartesi

ANNEMLE BABAMIN 37. EVLİLİK YILDÖNÜMLERİ


27 Ocak canım annemle canım babamın 37. Evlilik yıldönümüydü.
Bütün aile bir arada nostaljik bir akşam geçirdik.
Düğünlerinin nasıl geçtiğinden, evliliklerinin ilk yıllarından bahsettik.
37 yıl içinde yaşanan, acı tatlı sayısız anıyı yad ettik hep birlikde.
Kardeşlerimle yine şükrettik iyi ki bu anne babanın çocukları olmuşuz diye.
Aile sloganımızı tekrar edip güldük sonra; Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz içindir. :)

Canım annem, canım babam, ikinizi de çok seviyorum.
Allah sizi başımızdan eksik etmesin, ikinize de sağlıklı uzun ömürler versin. İyiki varsınız, iyiki bizim anne – babamız sınız. Varolun.

Canlarım.



Günün ana yemeği özellikle kuru fasulye pilav seçildi. Çünkü evliliklerinin ilk günü de evlerinde kuru fasulye pilav varmış. :)















DÜN 11 YILLIK DOSTUMA KONUK OLDUM



Dün kursdan sonra çok sevgili dostum Bahar'cığıma davetliydim.
Bahar'la bankada 11 yıl boyunca aynı bölümde çalıştık. Mola saatlerimizde kahvelerimizi birlikde yudumlar, yemeğe birlikde giderdik. Sürekli bir arada olduğumuz halde bazen hafta sonları bile görüştüğümüz olurdu.

2 aydır günaşırı konuşuyorduk telefonda, ama hiç birşey yüz yüze olmaya benzemiyormuş. Sanki telefonda hiç bir şey konuşmamış gibi, anlatacak ne çok şey biriktirmişiz meğer. Lafı birimiz bırakmadan diğerimiz aldı adeta. Hatta bir ara ayrılık saatinin yaklaştığı sıralarda hızlı hızlı konuşmaya başladığımızı fark edip çok güldük.

Arkadaşımın benim için hazırladığı harika sofranın gözle görülen lezzetlerini fotoğrafladım hemen. Ama birde hissedilen lezzetler vardı ki onları da belirtmek istiyorum.
Kaseler dolusu samimiyet vardı mesela,
Büyük bir kavanoz mutluluk,
Elle açılmış dostluk,
11 yıldır demlenmiş anılar,
Şekere batırılmış sohbet,
Çıtır çıtır dedikodu :)
Koca bir tencere güler yüz,
Lokma tatlısı iki yeğen,
12 Dev Adamın 13.sü olarak Mahir abi,
Bütün zarafeti ile aristokratımız Hülya,
Ve kendisine sadece kapıda sarılıp ayak üstü sohbet edebildiğimiz arkadaşımın değerli annesi Nezahat teyze...

Daha ne olsun değil mi?
Bundan gayrısı hepimize sağlık olsun, dostluğumuz daim olsun...

Bahar'cım bana yaşattığınız dünkü harika gün için hepinize ayrı ayrı yürekden çok teşekkür ediyorum canım. Gerçekden çok mutlu oldum. En kısa sürede tekrarlamak üzere sevgilerimi gönderiyorum.

Herkese mutlu günler, müjdeli haberler, gerçek dostluklar diliyorum.
İçtenlikle, Güngör.


Her sabah saat 10'da içtiğimiz kahvelerimizin anılarına selam olsun :))



Zarafet sembolü sevgili Hülya ile...



Enfes masamız...






27 Ocak 2011 Perşembe

Neyzen Tevfik'ten



Yaşam üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama,
Biraz duraksa...

Neler olup bittiğine anlam verme !
Mutlaka yanlış bir şey oldu..

Düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda değildi,
Ve varlığın ile buluşamadı...

Sorun yok, sadece bekle..

Güneş doğacaktır.
Rüzgar esecek ve yağmur yağacaktır.
Zorlamaya gerek yoktur,

olması gereken kendiliğinden olur !

İzlemeye devam et..

Şahitlik güzeldir, hem olayın dışındasındır hem de içinde.
Zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur..

Hayat üçbuçukla dört arasındadır.
Ya üçbuçuk atarsın, ya da dört dörtlük yaşarsın.......

25 Ocak 2011 Salı

Bugün MISIR UNLU KEK yaptım, işte tarifi



Malzemeler:
3 Yumurta
1 Su Bardağı Toz Şeker
1,5 Su Bardağı Mısır Unu
1 Su Bardağı Sıvıyağ
1 Su Bardağı Süt
1,5 Su Bardağı Un
1 Çay Bardağı Kuru Üzüm
1 Paket Kabartma tozu
2 Paket Vanilya

Hazırlanışı:
Yumurta ve şeker derin bir kapta çırpılır.
Sonra sıvı malzemeler ilave edilerek karıştırılır.
Arkasından kuru malzemeler ilave edilip karıştırılmaya devam edilir.
Evde kuş üzümü olduğu için ben kuş üzümü koydum ama siz isterseniz fındık
ya da cevizde ekleyebilirsiniz.
Karışım, yağlanmış kalıba alınıp önceden ısıtılmış 170 dereceli fırında
kızarana kadar pişirilir.
Soğudukdan ya da ılındıktan sonra servise hazırdır.
Çok beğebeceğimize eminim, şimdiden afiyet olsun.

Sevgilerimle.

23 Ocak 2011 Pazar

ÇOCUKLAR NE İSTER?






Başlık ilginç geldi değil mi?
Çünkü bu soru genellikle kadınlar ne ister, ya da erkekler ne ister şeklinde çıkar karşımıza.

Cumartesi günü bir kez daha yaşayarak öğrendim ki, çocuklar gördükleri her şeyi istiyormuş.
Hem de ne kadar çok verirsen o kadar çok istiyormuş.

Bir çoğunuzun bildiği gibi Ecrin ve Emirhan adında iki yeğenim var. Dün Emirhan’ımla birlikde Kadıköye gittik. Aslında, önce tiyatroya gidip çocuk oyunu izleriz, sonrada kitapevinden birkaç kitap alır, biraz dolaşır eve döneriz diye düşünmüştüm.

Ama tiyatro salonuna gittiğimizde, biletlerin tükenmiş olduğunu öğrendik ne yazık ki. Hemen planlarımızda değişiklik yaptık.

Sonra ben Emirhan’a önce ne yapmak istersin diye sorma gafletinde bulundum. Daha 1,5 saat önce kahvaltı yapıp evden çıkmıştık. Ama bizimki acıkmış. Tamam dedim, hadi önce bir şeyler atıştıralım o zaman. Gittiğimiz yerde çocukların severek yiyeyebileceği onca güzel şey varken, gitti içi envai çeşit doldurulmuş boyu kadar sandviçi seçti. Daha sandviçi bitmemişti ki buradan oyuncakcıya gidelim dedi.

Çıktık, ikinci istikametimiz oyuncak mağazası.

Oyuncak firmalarının yaratıcılıklarına da hayranım doğrusu; Kardeşim, mesela tamirci paketi mi hazırlıyorsunuz, penseyide vidayıda aynı kutuya koysanız ne olur acaba? Hepsine ayrı ayrı mı para ödeyeceğiz yani? Çocuk zaten ne görürse istiyor. Çocukla birlikde alışverişe kim çıktıysa yandı valla. İnanın abartmıyorum, bazı oyuncaklara asgari ücret kadar fiyat biçilmiş. Neyseki Emirhan’ı ikimizi de memnun edecek bir oyuncağı alması konusunda ikna edebildim, sonrada arkama bile bakmadan mağazadan çıktım.

Peki çocuklar başka ne ister?

Üçüncü istikametimiz WC, tabii eğer bulabilirsek. (Buda ayrı bir sorun ama ayrıntısına girmiycem.)

-Hadi halasının kuzusu, şimdi kitapevine gidelim?
- Yaaaa, ıııııı, olmaz.
- Niye olmaz?
- Önce TİRENVARA binelim
-?? O ne??
-Hani demin geçti ya, hani kırmızı rengi vardı ya, ona binelim.

Anladımki tramvaya binmek istiyor. Ama öyle bir anlatışı varki, sanki lunaparkda çarpışan arabaya binmek istiyor sanırsınız. Hadi binelim dedik ama gelen tramvayın rengi yeşil. Yok, illede kırmızı olacak.

Zar zor ikna ettim, pek memnun olmasada yeşil tramvaya bindik. Aklımca iki durak gider ineriz diye düşünmüştüm. Ah Güngör ah, sen kimle dans ediyorsun. Kadıköyü tavaf ettik, bindiğimiz durakda indik nihayet.

-Hadi halasının canı, kitapevine gidelim.
-Olmaz, önce pasta yiyelim.
- Pastayı eve dönerken yeriz, hadi ben senin isteğini yaptım, sen de benim isteğimi yap.

Şimdi de, bacaklarım ağırıyor demeye başladı. Resmen ayakları geri geri gidiyor çocuğun. Utanmasa beni kucağına al diyecek. Ne oluyor dedim. Pastayı şurda yiycez tamam mı dedi. Baktım, Simit Sarayının ikinci katındaki açık bölümü gösteriyor. Kısa bir pazarlıkdan sonra anlaştık.

Yeni durağımız, tek başıma gittiğimde iki saatten önce çıkamadığım Nezih Kitapevi.

Neyseki umduğum gibi olmadı. Sevdi kitapevini.
-Buuu benim ossun, buuu arkadaşımın ossun, buuu öğrtmenimin ossun.

Yaşına göre gayet de güzel kitaplar seçti maşallah. Benim de aldığım birkaç şeyden sonra kasaya yaklaştık.
Baktım çekiştiriyor beni; Güngöv havacım,Güngöv havacım kulağına bişey söyleyebilir miyim?
-Söyle bakalım.
-Burdan gidince pasta yiycekmiyiz?
- Ay sen balsın ya, lokumsun, sen de benim pastamsın.

Yorgun yorgun çıktık Simit Sarayının ikinci katının merdivenlerini. Benim elimde poşetler ve tepsi olduğu için yavaş hareket ediyorum. Koşa koşa gitti oturdu istediği masaya. Pasta yenildi, portakal suyu içildi ama kalkmıyoruz hala. Neden mi?

Çünkü önce kırmızı tramvayın geçmesini, hatta gözden kaybolmasını bekleyeceğiz de ondan. Ama şans bu ya yine yeşil tramvay geçdi iyi mi :-)




Objektife bir kez daha bakış atıyor yakışıklım ve ilerliyoruz durağımıza doğru.
Ne kadar yorulmuşsa artık, dolmuşa oturup bana sarılmasıyla uyudu valla.
Kollarımın arasında yeğenim, camdan dışarıyı seyrederken, ee Güngör dedim söyle bakalım, çocuklar ne istermiş?
Cevap veriyorum: Pasta, oyuncak, tuvalet, uyku, yemek, bir oyuncak daha, tuvalet, uyku, çikolata, bir oyuncak daha, tuvalet, uyku. ........ :-)
Herkese iyi, mutlu, güzel bir hafta diliyor, sevgilerimi gönderiyorum.
Güngör.