15 Haziran 2010 Salı

LAPTOPıma format atılacak.

Evdeki laptopım arızalandıği için firmanın merkezine gidecekmiş ve en iyi ihtimalle bir hafta sonra gelecekmiş.
Bu nedenle bir süredir düzenli yayın yapamıyorum ve ne yazık ki blog ziyaretlerinize gelemiyorum arkadaşlarım.

Laptopıma kavuşur kavuşmaz geriye dönük olarak okuyacağım yazılarınızı.

Şimdilik herkese sevgilerimi gönderiyorum.

SADAKAT


Evde bilgisayar olmayınca kitap kurduna döndüm iyice.
Sıkılarak başlayıp heyecanla bitirdiğim bir kitap tavsiyem daha var; SADAKAT

Yazar, kahramanın sonunu sanırım okuyucunun yorumuna bırakmış.Ben olmasını isteğim sonu hayal ettim açıkcası. Kitabının adı Sadakat ama en çok ihanet kol geziyor sayfalarda.
Keyifli okumalar.

Sadakat
İnci Aral
TURKUVAZ KİTAP

14 Haziran 2010 Pazartesi

İçinde Aşk Saklı


Safranbolu – Amasra tatilimin güzelliğine güzellik katan harika bir kitapdı İçinde Aşk Saklı.
Tatile çıkmadan bir hafta önce başlamışdım okumaya. En heyecanlı yerinde de yolculuğum başladı. Kitabı saat 00:30 da otobüste koltuğuma oturmamla açtım, hiç bırakmadan da sabah ettim. Hatta onca yorgunluğuma rağmen dönüş yolunda da yine hiç uyumadım ve kitabı bitirdim. Ama değdi.

Bir kitabı çok beğendiysem bitirdikden sonra hemen yeni bir kitaba geçemiyorum. Bu kitapdan sonrada bir hafta kadar başka bir şey okuyamadım. Roman seven okuyucularıma mutlaka okumalarını tavsiye ediyorum.

İçinde Aşk Saklı
Judith McNaught
EPSİLON YAYINLARI

9 Haziran 2010 Çarşamba

ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM FATMA TEYZECİĞİM



Yürek dolusu teşekkür etmek isteyip de, ne yazarsam yazayım kelimeler yetersiz kalacak diye düşündüğünüz oldu mu hiç?
Ben şu an tam da o haldeyim işte.



Zeytinyağı ihtiyacımızı benim canım dostum, kardeşim, Delfiş’imin babacığının ürettiği, lezzetine doyum olmayan zeytinyağlarından alarak karşılıyoruz. Evdeki son zeytinyağı damlalarını da geçen günkü hafta sonu kahvaltısında süzdürmüştüm yeşil zeytinlerin üzerine.


Muğla’nın verimli topraklarında sevgiyle yetiştirilip, anne eli değerek üretilen sağlıklı, lezzetli zeytinyağlarından sipariş vermek için hemen mail attım Delfiş’ime.

Bu sabah aradılar posta odasından ; Güngör hanım kargonuz var.
Anladım tabii siparişimin geldiğini.
Altı üstü 5 kiloluk zeytinyağı bidonumu alıp geleceğimi düşünerek gittim posta odasına.
Gittim ki ne göreyim koca bir koli. Yerden kaldırmam mümkün değil. İç iletişimin sağlandığı servis arabası ile masama getirttim ve açmaya başladım koliyi.

Sıkı sıkı sarılmış bantları kestikce burnuma Ege kokusu, Muğla kokusu gelmeye başladı inanın. Koliyi açtığım zaman önce Fesleğen, mine ve pembe, beyaz güllerden oluşmuş mini bir el buketi ile sevindim, sonra caaanım can erikleri ile.

Aaa o da ne siyah poşetten de kırmızı erikler çıkmaz mı.
Ayyyy zeytinde göndermiş canımın teee içi Fatma teyzem.

Ah ah ah bir not yazmış canım benim. Heh şimdi anlaşıldı zeytinyağının neden siparişimden fazla olduğu. Anneanneciğimizin de gönlünden kopmuş o da bir şişe yağ ve bir demet taze biberiye koymuş.

Bu aile de asalet, cömertlik, sevgi, güzellik anneden kıza geçen özellikmiş bir kez daha anladım.
Anladım ama mahçubiyetten ne diyeceğimi, nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum şimdi de iyi mi?

Oy oy oy kesme makarna da var, babam bayılacak, kesin.

Bu kavanoz neymiş bakiiim. Ayy inanamıyorum bal da göndermiş Fatma teyzem.
Fatma teyzem sen kendin balsın, cansın, nursun.

Arkadaşlarımla hemen eriklerden atıştırmaya başladık tabiki. Sonra teşekkür telefonu açtım Fatma teyzeme.
Fatma teyzecim Güngör ben dediğimde karşı taraf ne dese beğenirsiniz?
"Güngör’cüm hoş geldin evimize". Allahım bu tarza, bu inceliğe, bu nezakete hayran olmamak mümkün mü?
Değil tabikii.

Canım Fatma teyzecim, Tevfik amcacım ve anneannecim, Allah size sağlıklı uzun ömürler versin, mutlu, güzel günler göstersin, iyi haberler duyursun, evinize bereket versin. Sizin ve çocuklarınızın hayatlarında her şey hayal etinizden de güzel olsun. Jestinize ailece çok teşekkür ediyoruz. Sevgilerimi saygılarımı gönderiyor ellerinizden öpüyorum.
İçtenlikle Güngör.



Delfiş'im bu fotoğrafdaki üç tane pembe gül bana sen, ben ve Serapcanımızla olan üçlümüzü hatırlattı.

6 Haziran 2010 Pazar

LALA LALA ÇEŞMİ CİHAN BU MU OLA; AMASRA

Pazar günü öğle saatlerine doğru, keyifli bir yolculuk sonrası artık Amasra’daydık.



Telaşın, trafiğin, koşturmacanın olmadığı Amasra’yı yürüyerek keşfetmeye başladık. Kendi bağlarında bahçelerinde yetiştirdikleri, evlerinde yaptıkları ürünleri tezgahlara taşıyan satıcıların arasından geçerek indik sahile. Adanın çevresinde uzun bir yürüyüş yaptıkdan sonra kaleye çıktık.

Tepeye kurulmuş şimdi adını hatırlayamadığım bir çay bahçesinde soluklandık. Buradan gri, beyaz, siyah tavşanların yaşadığı tavşan adasını izledik çaylarımızı yudumlarken.

Ardahan’daki Damal Dağları'nda beliren Atatürk silüeti gibi, Tavşan adasının hemen arkasındaki tepede de Ulu önderimizin muhteşem silüeti görülmeye değerdi.
Sonra Roma yapısı bir kemerle geçilen köprü bağlantılı adaya geçip Amasra evlerini, restora edilen kiliseden bozma camileri gördük.

Öğrendiğim kadarı ile çok görkemli antik bir geçmişi olan Amasra’nın ne yazık ki günümüze kalan kalıntıları çok iyi durumda değildi.

Plajları denize girmek için çok uygun. Hatta bizim Amasra’da olduğumuz gün hava sıcaklığı 32 dereceydi ve insanlar denize girmeye başlamıştı bile.

Amasra aynı zamanda bir balıkçı kasabası. Balıkçılar tuttukları taze balıkları iskeledeki lokantalara veriyor. Lokantalarda meşhur Amasra salatası eşliğinde hem gözünüze hem midenize ziyafet çekmenizi sağlıyor. Biz öğle yemeğimizi Çeşmi Cihan da yedik. Beni yakından tanıyanlar nasıl balık düşkünü olduğumu bilirler. En çok da palamut ve istavrit severim. O gün de lokantanın istavrit ve hamsi günüydü, masamız Amasra’yı kucaklıyordu. Ne demişler et, balık, kelle, bunlar yenir elle. Balıkların üstüne boooolca limon sıktığımı hatırlıyorum ama inanın sonrasını hatırlamıyorum. En son arkasından yediğim helvanın ağzımda dağılması ile kendime geldim.

Sonrasında tekne turuna katılıp mağaraları ve Amasra koylarını fotoğrafladık.
Biz tekne turundan sonra el yapımı hediyeliklerin bulunduğu çarşıya alışverişe çıktık. Ama Amasra arzuya göre yürüyüş yapmayada, sahil kenarında oturup çay içmeyede uygun.

Amasra’yı 1460 yılında karadan ve denizden kuşatarak feth eden Fatih Sultan Mehmet Amasra’yı tepeden seyrederken Lalasına “ lala lala Çeşm’i Cihan mı ola ( dünyanın gözü) ” diye sormuş. Gerçekten de doğa güzelliği, temiz havası, koyları, şık hediyelikler bulabileceğiniz çarşısı, müzesi, kalesi, sakin ortamı, doyumsuz yeşili ve mavisi ile kısa tatillerinize renk katabileceğiniz güzel bir yer Amasra.

Ve işte makineme yansıyan güzellikleri ile Amasra, iyi seyirler.
Sevgiler. Güngör .




Tatil arkadaşım Dilek’ciğim.








Atamızın silüetini fark ettiniz değil mi?






Tavşan adası






























































2 Haziran 2010 Çarşamba

SAFRANBOLU'DAN MERHABA



Haftasonu Safranbolu ve Amasra’yı kapsayan iki günlük tura katıldım. Fakat her iki yer de kah gitmeden önce nette yaptığım araştırmalar nedeni ile, kah yıllardır sahip olduğum kulakdan dolma bilgiler nedeni ile, sanırım beklentimi çok yüksek tutmuş ki benim için biraz hayal kırıklığı oldu açıkcası.

Yanlış ifade edip kimseyi yanıltmak istemem, kötüydü demiyorum kesinlikle. Güzeldi ama çok da beklentimi karşılamadı demek istiyorum sadece.

Cumartesi sabahı giriş yaptığımız Çeşmeli Konak’da kahvaltılarımızı yapar yapmaz yola koyulduk.







Safranbolu, Karabük ilinin en büyük ve gelişmiş ilçesidir.
Klasik Osmanlı kent mimarisini yansıtan tarihî evleri ile ünlü olan Safranbolu bu özelliği sayesinde 1994 tarihinden beri Türkiye'de Dünya Miras Listesi'nde yer alan 9 kültürel varlıktan biridir . Safranbolu ismini, bölgede yetişen ve nadir bulunan bir bitki olan safrandan alır.

Safranbolu'da yayla, gölet, mağara ve kanyonlar bulunduğu gibi ayrıca Osmanlı döneminden kalma han, hamam, cami, çeşme, köprü ve konaklar da ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.

UNESCO'nun 17 Aralık 1994'de Dünya Miras Listesi'ne aldığı Safranbolu, Türkiye'de bulunan yaklaşık 50.000 korunması gerekli kültür ve tabiat varlığının 1.125'ini barındırır. Bu nedenle, müze kent durumundadır.

Bir çok evin kapısında biri küçük biri büyük olmak üzere iki adet tokmak bulunmaktadır. Bunun sebebi eğer gelen kişi bayansa kapıya küçük tokmağı vururmuş ve bu sayade gelenin bayan olduğu anlaşıldığı için kapıyı evin hanımı açarmış. Büyük tokmak vurulursa da gelen erkek olduğu için kapıyı evin beyi açarmış.

Cinci Hanı: Safranbolu eşrafından Cinci Hoca olarak bilinen Karabaşzade Hüseyin Efendi tarafından 1645 yılında yaptırılmıştır. O dönemde İpekyolu güzergahında bulunmaktadır. Tamamen insan gücüne dayalı yapılan Han, Osmanlı mimarisinin en gelişmiş örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Hanın demir kaplama orjinal kapısı halen korunmaktadır. Restore edilen han şu an otel olarak işletilmektedir. Biz açık büfe akşam yemeğimizi canlı müzik eşliğinde burada yedik. Gezdiğim yerler için de en çok burayı, Kaymakam evini ve Havuzlu Asmazlar Konağını beğendim.

Demirciler Çarşısı: İzzet Mehmet Paşa Camisi altından geçen Akçasu deresinin iki yakasına kurulan çarşı sıcak ve soğuk demircilik el sanatlarının üretildiği yaşayan tek Lonca çarşısıdır. Bakırcı ve kalaycı esnaf da bu çarşı içersinde çalışmaktadır.

Safranboluya yolunuz düşerse Yörük Köyüne de mutlaka uğramanızı tavsiye ederim. Safranbolu’ya 11 km uzaklıktaki bu “Müze Köy”e Safranbolu-Araç karayolu üzerinden gidilmektedir. Kültür Bakanlığı tarafından 1997 yılında gerçek bir Türk-Türkmen Köyü oluşu ve tarihi yapılarının görkemi nedeniyle koruma altına alınmıştır. Safranbolu’nun küçük bir maketi gibi olan ve 93 eserin tescilli olduğu köyün camileri, çamaşırhanesi ve gezilen konakları Safranbolu turizmine önemli bir hareket ve çeşitlilik getirmektedir

Hıdırlık Tepesi’nden tüm Safranbolu’yu görüp fotoğraflama imkanına sahip olabilirsiniz.

Safranboluda gezilecek en güzel konaklardan birisi bence Kaymakamlar Konağı. Burayı mutlaka gezin ve gözleme yiyin derim. Yemeniciler çarşısı, bakırcılar çarşısı, demirciler çarşısı, Pazaryeri, Köprülü Mehmet Paşa Camii, Cinci Hanı, Cinci Hamamı, Kazdağlıoğlu Camii birbirine çok yakın olup görülmesi gereken yerlerden bence. Eski Hükümet Konağını, Saat Kulesini bir tepeden ancak panoramik olarak görüp fotoğraflayabildik.

Safranbolu da lokumcular, ellerinde tepsilerle çeşit çeşit ve çok lezzetli lokumları tatmanızı bekliyorlar. Benim tercihim hep çifte kavrulmuşdan yanadır gerçi ama, yöreye özgü safranlı lokumunda harika olduğunu belirtmek isterim. Hediyeliklerinizi alırken lokum almayıda ihmal etmeyin.

Hafta başından beri rahatsızım biraz. Birkaç güne kadar Amasra fotoğraflarını da yayınlayacağım. Şimdilik içtenlikle sevgilerimi gönderiyorum.
Güngör.


İşte makineme yansıyan Safranbolu ve evleri





























Havuzlu Asmazlar Konağından kareler









Kervan Sarayından ve yemeğimizden bir kaç kare









Kaymakamlar Konağından kareler