29 Mart 2010 Pazartesi

HİDİV KASRINDA KAHVALTI harikaydı ...



Dünkü yazımda da kısaca bahsettiğim gibi, Pazar günü Hidiv Kasrında canımın taaa içi güzel arkadaşım Nahide’ciğimle süperşahane bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı keyfimizi kare kare yaşamak isterseniz kapı açık, buyurun sizi şöyle alayım :-)

Fotoğrafları üzerlerine tıklayarak büyütebilir siniz.



Nahide’ciğim sağolsun yoğunluğuma her zaman anlayış gösteren bir dostumdur. Ama bazen dayanamaz arar beni “ aaa canım arkadaşım olmaz ama böyle, ne zaman görüşücez biz. Yok valla anlamam hafta sonu görüşüyoruz “der. Hatta o kadar nazikdir ki “ benim için mühim olan seninle sohbet etmek nereye gideceğimiz önemli değil, yeri sen seç “ deme nezaketini de her zaman gösterir sağolsun.



İki hafta önce de aradı yine ve Pazar günü için sözleştik. Kalbi, yüzü, ruhu güzel olan arkadaşım sayesinde tadına doyum olmayan bir gün geçirdik. Hani bir türkü var ya bilir misiniz.

Doyulur mu doyulur mu…
Tatlı dile güler yüze doyulur mu doyulur mu…
Doyulmuyormuş valla. Bir kere daha öğrendim.

Hep söylerim hayatımın onbiri olan bir birinden kıymetli onbir tane dostum var. Hiç birinin sözüne sohbetine doyamıyorum.

Nahide’ciğim bu güzel günü yaşamamıza vesile olduğun için,
hoş sohbetin için,
paylaşımların için,
nazik hediyen için,
tekrar tekrar teşekkür ediyor, kocaman sevgilerimi gönderiyorum canım.








Arkadaşımın zarif hediyesi.












Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa'nın köşkü olan Hidiv Kasrı 1000 m² alan üzerine yayılmış tek kelime ile minik bir saray. Hafta sonu sabahları açık büfe kahvaltısı, öğlenden sonra da yine
açık büfesi ile hizmet veriyor. Ayrıca Nişan, Düğün ve toplantı organizasyonları da yapılabiliyor.

Hikayeye göre “ Osmanlı'nın Mısır Valisine Hıdiv deniyor. Geçen asrın sonunda genç yaşta Mısır Valisi olan Abbas Hilmi Paşa, Mısır'daki Anglo-Sakson nüfuzuna karşı Osmanlı-German desteği arar. Bu desteği alabilmek için Osmanlı payitahtında kalması gereken genç Paşa,1903 yılında Çubuklu'da 2 ahşap yalı satın alır. Zamanla yalılarının arkasındaki yamaçları ve üst düzlüğü kapsayan 270 dönümlük bahçeyi de alan Paşa,1907 senesinde İtalyan mimar Delfo Seminati'ye o devrin mimari modasına uygun olarak art nouveau tarzındaki bu muhteşem saray yavrusunu yaptırır. Çevresindeki koruluk, bülbülleri ve sincapları ile tanınır. Binaya yakın kısımlar gül bahçesi ile çiçek adası haline getirilmiştir.”













































28 Mart 2010 Pazar

Bugün çok güzel bir gündü, teşekkür ederim Nahide'ciğim




Pazar sabahı canımın taaaa içi güzel arkadaşım Nahide'ciğimle Hidiv Kasrında süperşahane bir kahvaltı yaptık. Keyifli muhabbetimizi harika fotoğraflarla ölümsüzleştirdik. Yukarıda gördükleriniz bunlardan sadece ikisi.

Mantı siparişlerimi yetiştirmeye çalıştığım için diğer fotoğrafları ve duygularımızı ancak yarın aktarabileceğim.

Herkese iyi bir hafta diliyorum.
Sevgilerimle,
Güngör Ekinci

25 Mart 2010 Perşembe

GÜNÜN SÖZÜ



HAYAT, ÇATLAK BARDAKDAKİ SUYA BENZER;SEN İÇSENDE BİTECEK İÇMESENDE.
SEN HAYATI GÜZEL YAŞASANDA BİTECEK KARAMSAR YAŞASANDA.
TERCİH SENİN...

FIKRA - salaklık başka şey delilik başka

Arabanın lastiği tam akıl hastanesinin önünde patlar.
Adam arabayı kenara zor yanaştırır.
Sonraki işlem malum...
Kriko, stepne, bijon anahtarı ve tekeri söker.
Ama söktüğü 4 adet bijon, yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer.
Mazgal açılır gibi değil,
Bijonlar görünmüyor bile.
Adam bir sağına bakar, bir soluna bakar,
çaresiz kaldırıma çöker.
Olayı en başından beri akıl hastanesinin demir parmaklıklı
penceresinden izleyen bir deli, seslenir;
- Heey salaaak! Sen ne yapıyorsun orda öyle?
- Sorma birader,lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala düşürdüm.
- Düşündüğün şeye bak! Diğer lastiklerden birer tane bijon çıkar.
Hepsi 3 bijonlu olsun.
Seni, 1 astikçiye kadar idare eder.

Adam hemen denileni yapar..
Ve akıl hastanesindeki deliye seslenir:
- Senin ne işin var tımarhanede?
Cevap müthiştir....
- Biz burada delilik'ten yatıyoruz kardeşim, salaklık'tan değil...!

22 Mart 2010 Pazartesi

HER ÇOCUK BİR DÜNYA KERMESİ

Bugün muhteşem bir sosyal sorumluluk projesinde aktif rol almış olmanın mutluluğunu, keyfini yaşadım.

Çocuklarımız için yapılan, ülkemizin çok önemli projelerinden biri olan "HER ÇOCUK BİR DÜNYA " kermesine ben de kendimce katkıda bulunmaya çalıştım.

Duyarlılığına her zaman hayran olduğum kurumumun düzenlediği ikinci kermes bu. İlkinde Güneydoğu bölgemizdeki çocuklarımızın yüzünde güller açtırmaya çalışmıştık, bu kez Marmara bölgemizde.

Hobi yemek grubu olarak oldukca geniş bir ekibimiz var. Ekip üyeleri olarak yeteneklerimizi evde pişirip kermesde satışa sunduk. Ürünlerin sadece bir kısmının fotoğrafını çekebildim. Tatlılar, tuzlular, salatalar , renk renk, çeşit çeşit ve oldukça bereketliydi. Görünen o ki yine bir çok çocuğumuzun yüzünü güldürmeyi başaracağız.

Ayşe, Fatma, Ahmet, Mehmet isimleri ne olursa olsun, bizden kaç kilometre uzakda olursa olsunlar onlar bizim çocuklarımız. Mutlulukla parlayan bir çift çocuk gözü, yüzünde güller açan bir çocuk yüzü kadar güzel bir şey varmı? Hele bir de o güzellikde bir parçacık katkınız varsa bundan keyifli bir şey yok bence.

Hiçbir çocuğun şiddet görmemesi, küçücük yaşlarda sokaklarda mendil satmak zorunda kalmaması, bütün hayallerinin gerçek olması ve mutlu bir dünyaları olması dileği ile sevgilerimi gönderiyorum herkese.
Güngör Ekinci








Benim yaptığım gül tatlısı.


Sevgili arkadaşım Ali beyin, çok sevgili eşi Neslihan hanım tarafından yapılan fındıklı elmalı kurabiyeler.





Canım Delfiş'imin yaptığı, lezzetine bayıldığım lolipop kekler.


Şenay'cığımın yaptığı harika elmalı kurabiyeler.