24 Kasım 2012 Cumartesi
22 Kasım 2012 Perşembe
Kitapci geldiiiiii haniiiiimmmm...
Kitap
okumayi, kitapçida saatler geçirmeyi ve kitap satin almayi çok sevdigimi beni
taniyan herkes bilir.
Hal boyle olunca
da Istanbul tatilimizden donerken bir suru kitap almistim kendime. Fakat son zamanlarda Ispanyolca ogrenmeye agarlik verdigim için kitaplarima istedigim
kadar çok vakit ayiramiyorum ne yazik ki.
Biraz yavas
gitmis olsamda baktim ki bu arada alti
tane kitap bitirmisim. Bugun guzellerimi
sizlerle tanistirmak ve isimlerini soylemek istedim.
Okuduklarimin
içinde en begendigim kitabimin adi MELEKLERLE YASAMAK
Bu kitabi
okumanizi hatta arkadaslariniza, dostlariniza hediye etmenizi tavsiye ederim. Hepimiz evrende meleklerin oldugunu biliriz. Çocuklugumuzdan itibaren bizlere ne ogretildi?
Omuzlarinda iyilik ve kotuluk meleklerin var. Davranislarina dikkat et.
Yaptigin herseyi kaydediyorlar. Sizi bilmem
ama bana kimse de çikip demedi ki “
Gungor´cum, guzelim, tatlim…( bu boyle uzar gider J ) bu
melekler 24 saat seninle birlikte, onlardan istedigin zaman her konuda yardim isteyebilirsin”. Allahdan yillar once kuantum dunyasi ile tanismistim da istemenin sirri konusunda
bilgim vardi. Yoksa kendime hadiye
edecegim sarki “ …. Geçen gunlere yazik, yazik etmissin gonul sen ….” olurdu Allah muhafaza.
Bu kitapta
Beki İkale Erikli Meleklerden nasil yardim isteyebilecegimiz konusunda gayet
anlasilir bir dille okuyuculara yol gosteriyor. Alin,
okuyun, uygulayin derim…
Diger kitabim YERYUZU MELEKLERI
“ Bu kitap meleklere dair öyküler anlatan sıradan bir kitap
değil. Bir Yeryüzü Meleği olabilir ve bunu henüz keşfedememiş olabilirsiniz. …Bedenlenmiş
bir Melek misiniz yoksa Yıldız İnsan mı? Yeryüzü Meleği, dünyanın daha iyi bir yer
haline gelmesine yardım etmek için bedenlenmiş kişilerdir. …”
Kitabin arka kapagindan bir
kaç satir seçtim sizler için. Burada
yazanlar çok olagan ustu ya da siradisi gelebilir bazilariniza. Ama ben
faydalarina çok inandigim için sizlere de tavsiye etmek istedim.
Uçuncu kitabim SEYTANIN IFLASI / Sirça Tuzak 2
En çok
sevdigim Turk yazarlarini sorsalar Nermin Bezmen ismi, verecegim ilk uç ismin
içinde yer alir mutlaka. Sirça Tuzak 1´i
okudukdan sonra , onun devami niteligindeki bu kitabi da dort gozle
bekliyordum. Aldim, okumaya basladim
gayet de iyi gidiyordu aslinda. Hayal gucu ile yine uyulemisti beni Nermin
Bezmen.
FAKAT,
Final
bolumune çok sasirdim açikcasi. Çunku çok ozensiz bitirilmis gibi geldi bana.
Kitap
bitti ama sanki yarim kalmis gibi oldum. Acele ile bir kaç sayfa daha yazilip final yapilmis gibi. Ama yine de okumaya deger.
Çok koklu
bir ailenin arka planlarinda neler olup
bittigini gorecek hatta bence okudugunuz bazi gazete haberlerini
hatirlayacaksiniz.?!
Dorduncu kitabim MUZ SESLERI
Konu tek kelime ile sahane, karakter sayisi fazla, fakat anlatim daginik diyebilirim.
Kitaba
konsatre olucam diye gobegim çatladi valla. Hikayeler bir yerden sonra
kesisiyor gerçi ama açikcasi ondan sonra bile takip etmek benim için zor oldu. Normalde
bir çok okuyucu gibi bende kitaptaki bir karakteri kendime daha yakin bulurum,
en çok onun akibetini merak ederim. Ama
bu kitabin içine çok fazla girip, kitabin içinde kaybolamadim bir turlu. Kitap bittikden sonra agzimdan çikan ilk
sozcuk. “ off ya butun savaslar bitsin artik, ne buyuk acilar…” oldu.
Tanitim yazisi :
“Onu ağustosta muz tarlalarına götürecektim. Muz seslerini
dinleyecekti. Nasıl sevineceğini, hayret edeceğini düşündükçe…”
Ece Temelkuran, kalplerin yağmalandığı yerden anlatıyor hikâyesini;
Ortadoğu’dan. Bizden alıp döküntülerini iade ettikleri hikâyelerimizi geri
almak için… Aşklarımızı, acılarımızı, haysiyetimizi… Yağmalandıkça kapattığın
kalbini aç şimdi. Çünkü bu senin hikâyen. Sen de Ortadoğulusun!
Besinci kitabim ERKEKLER MARS´TAN KADINLAR VENUS´TEN valla oyle :-)
Tanitim yazisi : John
Gray kişilerin Aşk Mektupları tekniğiyle duygularını daha kolay ve dürüstçe
açıklayabileceklerini öne sürüyor. Erkekler Mars'tan Kadınlar Venüs'ten karşı
cinsle iletişiminizi geliştirecek ve ilişkilerinizden elde etmek
istediklerinizi sağlayacak pratik bir rehberdir... Karşı cinsle doyurucu
ilişkiler kurmak isteyen herkes bu kitabı okumalı. DIYE YAZMISLAR TANITIM BULTENINDE.
Yazar kitabin daha basindan itibaren oyle guzel tespitlerde
bulunmus ve tanimlamalar yapmis ki, okuyunca “evet , evet, aynen, aynen”
dememek mumkun degil. Kadinlarla erkeklerin farkli gezegenlerden geldiklerine
de katiliyorum. FAKAT, Verdigi çozum ornekleri bana pek uygulanabilir gibi gelmedi
açikcasi. Yine de keyifle okudugum guzel
bir kitapti.
Altinci kitabim DUYGUSAL IYILESME
Tanitim bulteni :
Duygular kalıcı olamaz. Bu yüzden onlara duygular (emotions)
denir. İngilizcedeki motion, hareket sözcüğü buradan gelir. Onlar hareket
eder; bu nedenle onlar duygudurlar: Birinden diğerine sen sürekli değişirsin.
Şu an sen üzgünsün, bu an sen mutlusun; şu an sen öfkelisin, bu an sen
şefkatlisin.
Şu an sen sevgi dolusun, diğer bir an nefretle dolusun; sabah güzeldi, akşamsa çirkin. Ve bu böyle sürer. Bu senin doğan olamaz çünkü tüm bu değişimlerin ardında onların hepsini bir arada tutan ip gibi bir şeye ihtiyaç vardır. Bir çelenkte sen çiçekleri görürsün ama ipi görmezsin. Bu duygular bir çelenkteki çiçekler gibidir.
Bazen öfke çiçek açar, bazen üzüntü, bazen mutluluk, bazen acı...bazen de ıstırap çiçek açar. Bunlar çiçeklerdir ve hayatın tümü de çelenktir. Bir ip olmalıdır; yoksa sen çoktan parçalara ayrılmış olurdun. Sen bir varlık olarak devam edersin;
Şu an sen sevgi dolusun, diğer bir an nefretle dolusun; sabah güzeldi, akşamsa çirkin. Ve bu böyle sürer. Bu senin doğan olamaz çünkü tüm bu değişimlerin ardında onların hepsini bir arada tutan ip gibi bir şeye ihtiyaç vardır. Bir çelenkte sen çiçekleri görürsün ama ipi görmezsin. Bu duygular bir çelenkteki çiçekler gibidir.
Bazen öfke çiçek açar, bazen üzüntü, bazen mutluluk, bazen acı...bazen de ıstırap çiçek açar. Bunlar çiçeklerdir ve hayatın tümü de çelenktir. Bir ip olmalıdır; yoksa sen çoktan parçalara ayrılmış olurdun. Sen bir varlık olarak devam edersin;
o halde ip nedir, kutup yıldızı nedir? Sende kalıcı
olan şey nedir?
CEVAPLAR KITAPTA...
11 Kasım 2012 Pazar
KADEH TOKUSTURMAK nereden çikmistir?
Bu konuda edindigim iki ayrı rivayet var.
Bir rivayete gore,
Antik
çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip, ona zehirli içki sunması doğal sayılıyormus.
Ev sahibi misafirine içkinin zehirsiz olduğunu
kanıtlamak için, kendi kadehini havaya kaldırırmis,
misafir de kadehine konulan içkisinden
bir yudumunu ev sahibinin kadehine dokermis.
Sonra içkilerini aynı anda içerlermis.
Bazen de misafir, böyle bir durumda ev sahibine olan güvenini göstermek
için,
kadehini ev sahibinin yukarı kaldırdığı kadehine hafifçe vurur,
kadehini ev sahibinin yukarı kaldırdığı kadehine hafifçe vurur,
çikan ÇIN
sesiyle içkiyi denemeye gerek olmadığını
gösterirmis.
Diger bir rivayete gore
ise, insanların beş duyusunu birden tatmin
etmek amaciyla çikmistir.
Soyleki;
Içilen içkinin rengi goze,
kadehi
elinize aldığınızda dokunma hissine,
Tadi ile dile,
Kokusu burna hitap edermis.
Kokusu burna hitap edermis.
Tokusturma sirasinda çikan ÇIN ´ sesi ( bu sesi çok severim) de kulaga hitap
edermis.
Boylece de
içki ozellikle de sarap bütün duyguları
tatmin eder anlamını taşırmis.
Sevgilerimle,
Gungor Ekinci Saglik
10 Kasım 2012 Cumartesi
O HIÇ OLMEDI KI...
Bugun seni yine içimiz buruk bir sekilde, saygı, sevgi ve özlemle aniyoruz Atam…
Ruhun şad olsun...
Ben kim miyim?
Gungor ben,
Ülkesini,
Milletini,
Cumhuriyetini,
Ata´sini,
Ata´sinin butun devrimlerini,
butun ilkelerini,
çok seven ve benimseyen,
milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından sadece bir tanesi...
Güngör Ekinci Sağlık
31 Ekim 2012 Çarşamba
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası buradaydi
Ispanyolca hocam
geçen gun yanima gelip “ sizin klasik
muzik sanarçilariniz yarin burada konser verecek biliyor musun “ diye sordu.
Haberim olmadigini belirtip “ ama gitmeyi çok isterdim “ dedim.
Eve gelir gelmez esime “ biliyor musun, İstanbul Devlet
Senfoni Orkestrası (İDSO) burada konser verecekmis, hiç haberimiz olmadi, gitmeyi çok isterdim, ne yapsak, bilet
bulabilirmiyiz acaba “
diyordum kiiiiiiii,
Canimin içi gulumsemeye ve konusmaya basladi,
“
surpriiiiiiz, bizim zaten iki kisilik biletimiz var”.
Havalara uçtum mutluluktan, nasil sevindim anlatamam.
Turkiyede muhtelif konserlere gitmeyi
seviyordum ama gurbette olunca daha baska oluyor. Insan burada hemserilerinin yaptigi her
etkinlik de bulunmak ve elleri aciyana kadar
gururla alkislamak istiyor…Benim de oyle oldu…
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası dun aksam şef Ender Sakpınar, solist pan flüt sanatçısı Marin Gheras ile birlikte birbirinden degerli eserler seslendirerek muhtesem bir konser verdi.
Konser harika bir mimariye ve akustiğe sahip olan Auditorio de Zaragoza binasinda essiz bir performansla
gerçeklestirildi.
Ben ister istemez bir Turk olarak izleyenleri de gozlemledim. Salon tiklim tiklim doluydu. Heryastan izleyici vardi ve inanin buyulenmis gibi hayranlikla izlediler konseri. Ogretmenim de gitmis konsere, bugun konustuk, çok etkilenmis, harikaydi dedi. Konserin ilk dakikalarinda ve sonunda ki dinmeyen alkislari duydukça tutamadim kendimi valla çok gozlerim doldu.
Bu kadarla da kalmadi. Şef Ender Sakpınar ile tanisip, bir kaç dakika sohbet edip, fotograf çektirme imkanimiz da oldu.
Benim için muzigin ahengi ile gururun harmanlandigi çok keyifli bir geceydi.
Tatli surprizi ile bana bu geceyi hediye ettigi için Canimin içine tesekkur eder,
Basarili performanslarindan dolayi sayin Ender Sakpınar´in sahsinda tum İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ekibini tebrik ederim.
Sevgilerimle,
Gungor Ekinci Saglik
29 Ekim 2012 Pazartesi
En büyük bayramımız kutlu olsun…

Ulu önderimiz Ata'mızı, tüm silah arkadaşlarını, tüm gazi ve şehitlerimizi, saygı, şükran ve rahmetle anıyorum. Ata'mın çizdiği yoldan, gösterdiği hedeflere yürümekten, “ fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” bir Türk vatandaşı olarak gurur duyuyorum.
Bütün savaşlardan açık alınla çıkan, biz çılgın Türklere ve tum Türk dostlarına selam olsun…
En büyük bayramımız kutlu olsun…
Sevgilerimle,
Güngör Ekinci Saglik
25 Ekim 2012 Perşembe
22 Ekim 2012 Pazartesi
Sema Maraşlı'nın Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz kitabından....Biraz uzun ama mutlaka okuyun, çok çok guzel ve ogretici...
KADIN DILI / BUKÇE DILI
Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba
olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız
tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş
yerimden oğluma telefon açtım, "Akşam yemeğini dışarıda birlikte
yiyelim." dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu
bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki
kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı.
Hoş beşten sonra konuya giriyorum.
Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor.
Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!
-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.
Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.
-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe' yle() üç dil oluyor.
-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna "kadın dili" de diyebilirsin.
Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya çıkıyor.
—Kadınların ayrı bir dili mi var?
—Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe' yi öğrenmeli.
-İyi de niye Bükçe?
—Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını ;Bükçe" koydum.
-"Bükçe zor bir dil mi baba?" diye sordu gülerek.
—Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor.
Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor.
Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!
-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.
Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.
-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe' yle() üç dil oluyor.
-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna "kadın dili" de diyebilirsin.
Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya çıkıyor.
—Kadınların ayrı bir dili mi var?
—Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe' yi öğrenmeli.
-İyi de niye Bükçe?
—Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını ;Bükçe" koydum.
-"Bükçe zor bir dil mi baba?" diye sordu gülerek.
—Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor.
Mesela Çinli bir karın var, sen karına
sürekli Fransızca "seni seviyorum" diyorsun ama karın hiç Fransızca
anlamıyor. Fransızca "seni seviyorum" un onun için bir anlamı yoktur.
Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.
-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar?
-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.
-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.
-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. "Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?" diye canları sıkılır.
-Biz de bazen Canan'la böyle sorunlar yaşıyoruz. "Niye düşünmedin?" diye kızıyor bana.
-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.
-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?
-Var dedik ya oğlum, Bükçe' yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?
-Hazırım baba.
-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe'de en az yüz kelime ile anlatılır.
Dinlerken sabırlı olacaksın.
Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana "Bugün bir
elbise aldım." diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığından başlar,
kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden,
yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana
kocaman bir hikaye anlatır.
-Hikaye dili yani.
-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, "Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes." demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen "seni sevmiyorum." de. İki durumda da "seni sevmiyorum" demiş olacaksın.
-Ne alakası var baba "seni sevmiyorum" demekle "kısa anlat" demenin?
-Hikaye dili yani.
-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, "Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes." demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen "seni sevmiyorum." de. İki durumda da "seni sevmiyorum" demiş olacaksın.
-Ne alakası var baba "seni sevmiyorum" demekle "kısa anlat" demenin?
-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.
-Bu önemli. Bükçe'de dinlemek sevmektir diyorsun.
-Aynen öyle.
Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir
şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler
ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa
erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.
-Geçen hafta Canan bana "Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım." dedi. Ben de "Böyle de iyisin." dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. ";Neyin var?" diye sordum. "Hiçbir şeyim yok." dedi. Sence nerede hata yaptım?
-"Böyle de iyisin" derken o "de" ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. "Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin."
-Geçen hafta Canan bana "Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım." dedi. Ben de "Böyle de iyisin." dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. ";Neyin var?" diye sordum. "Hiçbir şeyim yok." dedi. Sence nerede hata yaptım?
-"Böyle de iyisin" derken o "de" ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. "Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin."
-Peki ne demem gerekiyordu?
-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın.Bunu hiç unutmazlar. O gün "Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok." deseydin, günün zehir olmazdı.
-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.
-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.
-Ve asla unutmazlar, değil mi?
-Aynen öyle. Yıllar önce annene, annesi için "Biraz cimri." demiştim. Hala "Sen benim annemi sevmezsin." der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.
-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.
-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama"Sen şunu mu demek istiyorsun?" diye asla yüzüne vurmayacaksın.
-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde "Niye bana iğne batırıyorsun?" Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.
-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. "Akşama tok mu geleceksin?" diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. "Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum" demek istiyor. Anladım ama tabi "Ne demek istiyorsun?" demedim.
-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.
-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, vbin beş yüzüncü diyetine başlamış :-) ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan "Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir şeyler getir yiyelim." demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. "Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?"dedim. "Tamam." dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.
-Bu Bükçe' de kısa konuşma yok mu baba?
-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, "Neyin var?" diye. "Hiçbir şeyim yok." diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.
-Bükçe' de "Hiçbir şey yok." demek ";Çok şey var, benimle ilgilen." demek oluyor, o zaman.
-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, "Neyin var?" diye. "Hiçbir şeyim yok." diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.
-Bükçe' de "Hiçbir şey yok." demek ";Çok şey var, benimle ilgilen." demek oluyor, o zaman.
-Evet. Biz erkekler "Bir şey yok." diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; "Şu anda konuşacak bir şey yok." diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım." demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.
-Bir arkadaşım da "Kadınların 'Peki.' demesi tehlikelidir" demişti.
-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir 'peki', 'olur', 'tamam' her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe' de "Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım." demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında "Peki canım, olur hayatım" gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.
-Zor bir dil baba.
-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.
-Anlamak da pek kolay değil ama.
-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.
-Nasıl yani?
-Mesela, karın sana "Ne zamandır dışarı çıkmadık." derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. "Daha geçenlerde gezmeye gittik." gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz." de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.
-Küçük ama önemli detaylar.
-Aynen öyle. Mesela karın "Üşüdüm." diyorsa, "Üstünü kalın giy." demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.
-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe' yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.
-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.
-Not mu alsaydım... Epeyce detayı varmış dilin.
-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük "Fark etmez."dir. "Fark etmez"i kadınlar "Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap." diye anlarlar.
-En değerli sözcük nedir?
-Sen bil bakalım.
-"Seni seviyorum." herhalde.
-Evet, kadınlar "Seni seviyorum." sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler "Söylemiştim, zaten biliyor." diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.
-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.
-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii.
Kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon
izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da
olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et,
salata yap, çay demle.
-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.
-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.
-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.
Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.
-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe'yi anlamaya başladım. Canan aradı. "Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?" dedi. Tam "Fark etmez, sen seç." diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi "Ev de perde de umurumda değil." gibi anlayacağı aklıma geldi. "Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen." dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.
-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.
-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe'yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.
Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.
-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.
-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.
-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.
Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.
-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe'yi anlamaya başladım. Canan aradı. "Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?" dedi. Tam "Fark etmez, sen seç." diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi "Ev de perde de umurumda değil." gibi anlayacağı aklıma geldi. "Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen." dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.
-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.
-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe'yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.
Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.
17 Ekim 2012 Çarşamba
Bir Çinari Ugurladik...
Geçen hafta Pazar´i pazartesiye baglayan gece, ruyamda kayinpederim sevgili Mehmet babami gormustum.
Bir yere gidiyordu, hiç birsey soylemeden gulumseyerek el salladi bana.
Bende, gule gule baba dedim
ve gitti...
Sali gunu ise buyuk bir keyifsizlikle okula gitmistim. Aslinda çok seviyorum okulumu, ama ogun gozum saatte kaldi,
artik bitsede gitsem diyordum içimden. Içimi tuhaf bir uzuntu kaplamisti. Sonunda ders bitti, otobuse bindim.
Otobusteyken buranin saati ile saat 14:15 de, sanki birisi bana Mehmet babamin vefat ettigini soyledi ve
etrafimdakilere aldirmadan otobuste hiçkirarak aglamaya basladim.
Eve geldigimde, saat tam 14:15 de kardesinin Canimin içine bu uzucu haberi verdigini ogrendim.
Ayni gunun gecesi ilk uçakla hemen Istanbula gittik.
Baslikta da belirttigim gibi bir çinardi O...
94 yasinda kaca bir çinar hemde ...
Birçok insanin varlik içinde duzgun bir evlat yetistiremedigi gunumuz sartlarinda,
O, bir çok sikintiya gogus gererek,
kendisi gibi, birbirinden degerli, durust, merhametli, akli basinda, is guç sahibi tam 11 evlat yetistirmis.
Torunlarinin torunlarini gormus.
Yasinin bedenine vermis oldugu yorgunluga, bir de seker hastaligindan dolayi yillar once bacaklarini kaybetmesi
eklenmis oldugu için surekli yatiyordu.
Ben 1.5 yildir taniyordum kendisini. Hafizasi son ana kadar hep açikti ama çok az konusuyordu.
Bu nedenle uzun soluklu sohbetlerimiz neyazik ki olamadi hiç. Elimi avucunun içine alip kalbinin uzerine koyar oylece gulumseyerek bakardi bana. Kalpden kalbe bir yol var derlerya hani, ben o lafin dogrulugunu rahmetli kayinpederimde yasadim inanin. Onun bakislarindan bilirdim beni ne çok sevdigini ve benimde onu gerçekden çok sevdigimi hissettigini.
Geçen çarsamba gunu sevgiyle, saygiyla, gozyaslariyla, dualarla, ozlemle ugurladik koca Çinarimizi son yolculuguna. Yerinin hiç dolamayacagi kesin, fakat ozlemimizi dualarimizla hafifletmeye çalisiyoruz.
Suanda bu yaziyi okuyan herkesin, hakkin rahmetine kavusmus olan tum yakinlarina ve Mehmet babamiza
Allahtan rahmet diliyorum. Rabbim hepsini nurlar içinde yatirsin, mekanlari cennet olsun.
Sevgilerimle,
Mehmet Saglik´in gelini Gungor Ekinci Saglik
8 Ekim 2012 Pazartesi
3 Ekim 2012 Çarşamba
Iyiki dogdun Canimin içi...
CANIMIN IÇI,
365 gunun belkide en guzel gunu bugun; çunku bugun sen dogdun.
Yaninda uyuyup, yaninda uyandigimda bende her sabah yeniden doguyorum sanki.
Iyi ki dogdun, iyiki varsin, iyiki tanistik, iyiki hayatima girdin, iyiki benimsin ve iyiki bugunleri gorduk askim...
Insanin yuregini isitan bir sevgilisinin olmasi çok guzel,
sevgilisi ile yurek yurege verip ES olmasi harika,
ama, esi ile sevgili kalabilmesi ise essiz bir duygu sevgilim.
Allah ikimize de hayirli, saglikli uzun omurler versin de, bu guzel duygunun tadini çikaralim Canimin içi.
Herzaman dedigim gibi;
Allah,
yastığımdan başını,
tenimden ellerini,
yüreğimden aşkını,
gözlerimden gözlerini,
Nefesimden nefesini,
Göğsünden başımı,
Hayatımdan varlığını eksik etmesin.
DOGUM GUNUN KUTLU OLSUN...
Seni hergün artan bir aşkla ve tutkuyla seven,
Sevmeye doyamayan Esin (SUyun)...
28 Eylül 2012 Cuma
YABAN KAZLARI ( Oyle insanlar var ki kaz kafali bile olamiyorlar malesef)
Göç eden yaban kazlarinin havada süzülürken "V" seklinde bir açi ile uçtuklarini görmüssünüzdür.
Bilim adamlari kazlarin neden bu sekilde uçtuklarini arastirmislar. Çikan sonuç ve yapilan kissadan hisse çok hosuma gittigi için sizlerle de paylasmak istedim.
1-) "V" seklinde uçuldugunda, uçan her kus, kanat çirptiginda arkasindaki kus için, onu kaldiran bir hava akimi yaratiyormus. Böylece "V" seklinde bir formasyonda uçan kaz grubu, birbirlerinin kanat çirpislari sonucu ortaya çikan hava akimini kullanarak uçus menzillerini % 70 oraninda uzatiyorlarmis. Yani
tek basina gidebilecekleri maksimum yolu grup halinde neredeyse ikiye katliyorlarmis.
Kissadan Hisse: Belli bir hedefi olan ve buna ulasmak için bir araya gelen insanlar, hedeflerine daha kolay ve çabuk erisirler.
2-) Bir kaz, "V" grubundan çiktigi anda uçmakta güçlük çekiyor. Çünkü diger kuslarin yarattigi hava akiminin disinda kalmis oluyor. Bunun sonucunda, genellikle gruba geri dönüyor ve yoluna bu sekilde devam ediyor.
Kissadan Hisse: Eger kafamiz bir kaz kadar çalisiyorsa; bizimle ayni yöne gidenlerle bilgi alisverisini ve isbirligini sürekli kilariz.
3-) "V" grubunun basinda giden kaz hiç bir hava akimindan yararlanamiyor. Bu yüzden digerlerine oranla daha çabuk yoruluyor. Bu durumda en arkaya geçiyor ve bu defa hemen arkasindaki kaz lider konumuna geçiyor. Bu degisim sürekli yapiliyor; böylece her kaz grubun her noktasinda yer almis oluyor.
Kissadan Hisse: Yaptiginiz her isi, yeri ve zamani geldiginde baskasina birakmak gerekiyor.
4-) Uçus hizi yavasladiginda gerideki kuslar, daha hizli gitmek üzere öndekileri bagirarak uyariyorlar.
Kissadan Hisse: Ilerlemek ve yol almak için bazen baskalarinin uyarilarina gereksinim duyariz. Bundan alinmamaliyiz; tam aksine, böyle uyarilari sevinç ve takdirle karsilamaliyiz.
5-) Gruptaki bir kus hastalanirsa ya da bir avci tarafindan vurulup uçamayacak duruma gelirse; düsen kusa yardim etmek üzere gruptan iki kaz ayriliyor ve korumak üzere hasta / yarali kazin yanina gidiyor. Tekrar uçabilene (ya da eger ölürse, ölümüne kadar) onunla beraber yarali kusu asla terk etmiyorlar. Daha sonra
kendilerine baska bir kaz grubu buluyorlar. Hiçbir kaz grubu, kendilerine bu sekilde katilmak isteyen kazlari reddetmiyor...
Kissadan Hisse: Adam olmak sadece insanlara özgü degil....
25 Eylül 2012 Salı
Degerinin farkinda misin?
Koyde amcanin biri, son dakikada yetistigi
trene binmis.
Bindigi vagon dolu oldugu için oturacak yer bulamamis.
Diger
vagonlari da tek tek dolasmis, hepsi dolu...
Tam umudunu kestigi anda
vagonlardan birinin bos oldugunu görmüs ve ''milletvekillerine aittir''
yazisini da farketmeden, gidip oturmus.
Biraz sonra, biri gelmis ve adama çikismis; - Ne isin var burada, çabuk kalk!.. Burasi, benim yerim!.. - Nereden
senin oluyormus, para verip biletimi aldim, burasi da bostu, niye kalkayim?
-
Bak arkadas, su levhaya dikkat etsene ''milletvekillerine aittir'' diye
yaziyor. Ben milletvekiliyim, sen kimsin?
- Hadi oradan be... Sen milletin vekili
isen ben de asliyim. Milletin asli varken, vekilin ne isi var!..
Bu hikayeden çikarilacak ders : Asıl
olan değerini anladığında, vekil vekilliğini bilmek zorunda kalır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











