24 Nisan 2011 Pazar

AŞKIN GÖZÜ NEDEN KÖRDÜR



AŞKIN GÖZÜ NEDEN KÖRDÜR Uzun zaman önce, daha dünya oluşmamışken, insanlar dünyaya ayak basmamışken, iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez vaziyette dolaşıyorlarmış. Bir gün can sıkıntısı ile toplanmışlar.SAFLIK ortaya bir fikir atmış; “Neden saklambaç oynamıyoruz?” Ve hepsi bu fikri beğenmiş.Hemen ÇILGINLIK bağırmış; “Ben ebe olmak ve saymak istiyorum.” “Başka hiç kimse ÇILGINLIK’ı arayacak kadar çıldırmadığı için hemen kabul etmişler. ÇILGINLIK bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış; Bir İki Üç.ŞEFKAT, Ay’ın boynuzuna asılmış,İHANET, çöp yığınının içine girmiş,SEVGİ, bulutların arasına kıvrılmış,YALAN, bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş. Çünkü, gölün dibine saklanmış.TUTKU, dünyanın merkezine gitmiş,PARA HIRSI, bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış.Ve ÇILGINLIK saymaya devam etmiş;ÇILGINLIK saydıkça, iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar.
AŞK kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş.Hepimiz AŞK’ı saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz değil mi ?Ve ÇILGINLIK doksan sekiz, doksan dokuz’dan sonra yüz’e geldiğinde,AŞK, sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış.
ÇILGINLIK bağırmış; ÖNÜM,ARKAM,SAĞIM,SOLUM,SOBEEEEEEEEGELİYORUM!
Arkasını döndüğünde, ilk önce TEMBELLİĞİ görmüş, o tembel tembel ayaktaymış. Çünkü saklanacak enerjisi yokmuş.Sonra ŞEFKAT’i ayın boynuzunda görmüş.Ve İHANET’i çöplerin arasında,SEVGİ’yi bulutların arasında,YALAN‘ı gölün dibinde,Ve TUTKU’yu dünyanın merkezindebulmuş.Hepsini birer birer bulmuş ama BİRİ HARİÇ.
Ve ÇILGINLIK umutsuzluğa kapılmış, saklananların bir tanesini bulamamış.Derken HASET, AŞK bulunamadığı için haset duyarak, ÇILGINLIK’ın kulağına fısıldamış; “AŞK’ı bulamıyorsun, çünkü o güllerin arasında saklanıyor.”Ve ÇILGINLIK çatal seklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına çılgınca saplamış, saplamış, saplamış.Taaa ki, yürek burkan bir haykırma onu durdurana dek.
Ve haykırıştan sonra AŞK, elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış, parmaklarının arasından sicim gibi kan akıyormuş.ÇILGINLIK, AŞK’ı bulmak için heyecandan AŞK’ın gözlerini çatal sopa ile kör etmiş.Ne yaptım ben?Ne yaptım ben? diye bağırmış.“Seni kör ettim. Nasıl onarabilirim?”
Ve AŞK cevap vermiş; “Gözlerimi geri veremezsin. Ama benim için bir şey yapmak istersen, benim rehberim olabilirsin.”İşte o günden beri, AŞK’ın gözü kördür ve o günden beri de ÇILGINLIK her zaman AŞK’ın yanındadır…
Alıntı.

KİTAP TAVSİYESİ





Bugünkü kitap tavsiyem dün gece bitirdiğim, Antonio Gala’nın Tutku isimli kitabı.
Son zamanlarda okuduğum en sıradışı romanlardan biri olduğunu söylemeliyim öncelikle.

Evliliğinde hayal kırıklığına uğramış, istediğini bulamamış İspanyol bir genç kadının,
eşi ile birlikde Türkiye’ye yaptığı yolculuk sırasında tanıştığı bir Türk erkeğine aşık olması ile başlıyor hikaye. Sonrasında ise tutkuyla aşık bir kadının neler yapabileceğini görüyoruz eserde.
İnsan hayatındaki kişiye bağlı olmalı ama bağımlı olmamalı diye düşündürdü bana.
Çünkü bağımlılık yani onsuz olamamak duygusu, düşüncesi insanı rezilliğin, ahlaksızlığın ortasına sürükleyebiliyor.

Kitap da sevgiyi, aşkı, evliliği, saygıyı, sadakati ama en çok da tutkuyu sorgulayacağınızı düşünüyorum.
Antonio Gala, tutkunun insanı aşkın merkezinden, sefaletin dibine nasıl sürükleyebileceğini, bütün çarpıcılığı ile oldukca dramatik bir şekilde anlatmış kitabında.

Yazar son derece akıcı ve merak uyandıran anlatımı ile kitap boyunca okuyucuyu şaşırtmayı başarıyor. Mutlaka okuyun derim.

Sevgilerimle Güngör.

-----------------------------------------------------------------------------------------------


Çizgili Pijamalı Çocuk


Bir kitabı ” Allahım lütfen düşündüğüm gibi bitmesin ” diyerek, karşılaşacağınız sondan korkarak okudunuzmu hiç?Ben okudum.
Kitabın adı ; Çizgili Pijamalı ÇocukYazar : John Boyne
Baştan sonra içiniz ezilerek okuyacağınız, iyiki Türkçeye de çevrilmiş diyeceğiniz çok hüzünlü bir eser.Yazarın öldürücü darbeyi kitabın sonunda vurduğu romanın konusunu çok fazla anlatmayacağım.Sadece, olayların birbuçuk milyon Yahudinin, Nazilerce öldürüldüğü toplama kampında geçtiğini belirtmek istiyorum. Zaten sanırım bu bile yeterli bir bilgi kitabı alıp okumanız için.

HAYAT GELİŞMİŞLERİ SEVER / Arkadaşım kitap çıkardı

Çoğu insan yanındakinin eline, yüreğine, düşüncelerine dokunamazken, blog sayesinde hiç tanımadığım, hiç görmediğim yüreklere dokunma imkanı buluyorum.

Ve bir kaç yıl önce bloglarımız sayesinde Ankara’ da ki kocaman bir yürekle yollarımız kesişti. Bu yüreğin ismi Çiğdem Atabey, kendisi Yaşam Koçu. Sihirli değneği ile dokunduğu yerleri güzelleştirmeyi meslek edinmiş yani.

Yıllarca isteyene yüz yüze, isteyene e-mail ya da telefon kanalı ile yardımcı olan güzel arkadaşım, artık çıkardığı HAYAT GELİŞMİŞLERİ SEVER isimli kitabı ile de hepimize yardımcı olmaya devam edecek.

Kitabı internet kanalı ile bütün kitapçılardan sipariş edebilir, ya da istediğiniz kitapçıdan temin edebilirsiniz. Ayrıca burayı tıklayarak arkadışımın sitesine de ulaşabilirsiniz.

Hepinize sevgilerimi gönderiyorum,İçtenlikle Güngör.

GÜNÜN SÖZÜ


” Birçok insan, dolu ağızla konuşmayacak kadar terbiyelidir;
ama boş kafayla konuşmakta sakınca görmezler malesef. ”









Bu aralar ellerim hep üşür benim. Doktor “kansızlık” der, ben “sensizlik” derim.Edip Cansever












KADIN DEDİĞİN İSTANBUL GİBİ OLMALI,
FETHİ ZOR FATİH’İ TEK OLMALI…














Aslında insanı en çok acıtan şey;
hayal kırıkları değil.
Yaşanması mümkünken, yaşayamadığı mutluluklardır”. [Dostoyevsky]

23 Nisan 2011 Cumartesi

Çocuklarımızın Bayramı Kutlu Olsun

Emirhan'ım ve tatlı arkadaşı Ada.

Gönül isterdi ki, çocuklarımızın bayramını kutlarken aklımıza onlarla ilgili sadece güzel şeyler gelsin. Ama ne yazık ki, hayat dünyanın her yerinde çocuklar için bayram değil.

Bugün canım yeğenim Emirhan'ımın yuvasıda, 23 Nisan gösterisi hazırlamıştı.
Yeğenimi ve arkadaşlarını duygulanarak alkışlarken, onlar kadar şanslı olamayan arkadaşları geldi aklıma.

Yurdumuzun hatta dünyanın bir yerlerinde;
Sözlü ve fiziksel şiddete uğrayan arkadaşları,
cinsel tacize uğrayan arkadaşları,
çocuk olmadan kadın olmak zorunda kalan arkadaşları,
babaları tarafından, adına evlendirme denilerek, dedeleri yaşındaki adama başlık parası ile satılan arkadaşları,
elleri kalem defter tutması gerektiği yaşta, boyacı sandığı ile tanışan arkadaşları...

Yaşıyorsak hala umut vardır ama değil mi?

Güzel günlerin yakın olduğunu umut ederek, dünya da tek ve ilk olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramımızı içtenlikle kutluyorum.
Sevgilerimle, Güngör Ekinci


Bir 23 Nisan gösteresinde Diyarbakır folklor ekindeki ben.

22 Nisan 2011 Cuma

SELAM OLSUN :)

Herkese eeeeennn içten duygularımla merhaba. Tüm dostlara, arkadaşlara, tanıdıklara, blog dünyasından geçerken uğrayanlara, herkese yürekden selam olsun.

Blogger nihayaet açıldı, nasıl mutluyum anlatamam. DNS ayarlarını değiştirebilen arkadaşlar kesinti yaşamadan yayın hayatına devam edebilmişler.
Ama benim laptop da değişiklik yapılamadığı için malesef hem kendi bloğumdan uzak kaldım hem de blog arkadaşlarımdan.

Ama hasret bitti artık.
Birkaç kendini bilmez yüzünden kapatılan bloğumuz açıldı çok şükür.

Hem yazma alışkanlığı, hem de içimde uçuşan kelebekleri bir yere kondurma ihtiyacından dolayı, baktım olacak gibi değil. Başka bir siteden sayfa açayım bari dedim.

O kadar bekledim bekledim tam ben yeni bir bloğa geçtim, bir hafta sonra blogger açıldı. Ama hiç merak etmeyin öteki blogdakileri de aktaracağım buraya, yazdıklarımdan sizler de anlarsınız hayatımdaki, dolayısı ile ruh halimdeki
gelişmeleri.

Duygularımızı, yaşadıklarımızı, sevinçlerimizi, üzüntülerimizi paylaşmaya,
paylaştıkca çoğalmaya kaldığımız yerden devam edeceğiz yani.

Tabiki ben de sizlerin hayatlarındaki gelişmeleri merak ediyorum.
Bütün blog arkadaşlarımı tek tek dolaşacağım. Hem yazmayı, hem sizleri çok özledim.
Umarım yokluğumda herkesin hayatında güzel şeyler olmuştur.

Nazım demiş ki;
En güzel deniz:
Henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk:
Henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
Henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
Henüz söylememiş olduğum sözdür...

Benim de söyleyecek sözlerim,
sözlerinizi okuyacak hevesim var.
Blog ziyaretlerinizde buluşmak üzere herkese içtenlikle sevgilerimi gönderiyorum.
Güngör.

27 Şubat 2011 Pazar

Üşüdüm Üşüdüm, Daldan Elma Düşürdüm



Yukarıdaki fotoğrafım bana çocukluğumda öğrendiğim şu tekerlemeyi hatırlattı.

Üşüdüm üşüdüm, daldan elma düşürdüm,
Elmamı yediler, bana cüce dediler
Cücelikten çıktım,
ablama vardım,
ablam hasta,
çorbası tasta
alçık balçık
sen dur
sen çık.

Sonra hafızamı yoklayınca bakın neler çıktı.
Özellikle yaşıtım olan okuyucularımın
bu tekerlemeleri hatırlamakdan mutlu olacağını düşünüyorum.

portakalı soydum
başucuma koydum
ben bir yalan uydurdum
duma duma dum
kırmızı mum
hastayım hasta,
canım ister pasta
gel gidelim dansa
orda yersin pasta.

Patlıcan var patlıcan,
Patlasın senin kocan.
Şisko şisko biberler,
Arabaya bindiler.
Elmalar yedi buçuk,
Onu yedi, bir çocuk.
Patlıcandan bıktım,
Ben oyundan çıktım!

Çık çıkalım çayıra
Yem verelim ördeğe
Ördek yemi yemeden
Ciyak miyak demeden
Aldım baktım
ben bu oyundan çıktım.


-komsu komsu
-hu hu
-oğlun geldi mi?
-geldi.
-ne getirdi?
-inci boncuk.
-kime kime?
-sana bana.
-baska kime?
-kara kediye.
-kara kedi nerde?
-ağaca çıktı.
-ağaç nerde?
-balta kesti.
-balta nerde?
-suya düştü.
-su nerde?
-inek içti.
-inek nerde?
-dağa kaçtı.
-dağ nerde?
-yandi bitti kul oldu.

Herkese sevgilerimi gönderiyor,
güzel bir hafta diliyorum.

22 Şubat 2011 Salı

KADIN OLMAK GÜZEL ŞEY ( tabii hakkını verebilene ! )



İnternette bulduğum bu makaleyi, çok beğendiğim için sizlerle de paylaşmak istedim arkadaşlar. Eminim siz de beğeneceksiniz.

Başlıkda da dediğim gibi kadın olmak güzel şey, hele bir de hakkı veriliyorsa...

Herkese içtenlikle sevgilerimi gönderiyorum.
Güngör.

KADIN OLMAK

Kadın olmak ; sadece güzel olmak demek değil, gördüğünde o güzelliğin içinde erkeğin kendi ruhunu bulabilmesini sağlayabilmektir.

Kadın olmak ; ipek saçlar, pembe topuklar, ince bel değil, bütün bunların içerisinde bir hanımefendi olabilmeyi başarabilmektir.

Kadın olmak ; güzellik takıntısı içerisinde olmak değil, o güzelliğe akılda katabilmektir.

Kadın olmak ; insanları elinin tersiyle itip kendisinden uzaklaştırmak değil, avuçlarını sımsıkı kavrayarak insana emin ellerde olduğu duygusunu verebilmektir.

Kadın olmak ; çok konuşarak beynini didiklemek değil, sıradan ve kabullenilebilir yaşamın ne olduğunu bilebilmektir.

Kadın olmak ; duruşu, oturuşu ve yürüyüşü abartılı olmak demek değil, kendini süs bebeği gibi ortalara atıp başkalarıyla fingirdeşMEMektir.

Kadın olmak ; hangi dizi başlamış, kimler oynuyor, kim kiminle yakalanmış bunları merak etmek değil, ekonomiden, politikadan, spordan ve kültürel olaylardan haberi olmaktır.

Kadın olmak ; sırf hatun numarasıyla cahilliğini gizlemek değil, bizi kim yönetir, oligarşi, monarşi, revalüasyon, ofsayt gibi kelimelerin anlamını bilmektir.

Kadın olmak ; sadece gezip eğlenmek değil, domatesin, ekmeğin, soğanın, kıymanın kaç para olduğunu bilmektir.

Kadın olmak ; telefonda saatlerce cak cak konuşmak değil, sonradan gelen faturalara niye böyle fatura geldi acaba diye şaşırmaMaktır.

Kadın olmak ; içi vıcık vıcık dedikodu yumağı içinde kaybolmak demek değil, eşini, dostunu kollamaktır.

Kadın olmak ; marifetlerini sadece erkekleri elde ederken göstermek değil, tüm elinden gelen marifetleri içinden gelerek, göstermelik olmadan yapabilmektir.

Kadın olmak ; dır dır konuşup adamın sinirini bozup, kafatasını attırmak değil, dilini gerektiğinde tutabilmektir.

Kadın olmak ; sadece alışveriş merkezlerine gidip ne bulduysa almak değil, eşine de gömlek alabilmek, bedenini ve ayakkabı numarasını bilebilmekdir.

Kadın olmak ; sadece kendi giyiminden sorumlu olup kendini giydirmek değil, zevki seni de giydirecek kadar yerinde olmaktır.

Kadın olmak ; orada burada dedikodu yaparak, laf taşımak değil, seni ayıkla pirincin taşı durumlarına getirmemektir.

Kadın olmak ; güzel görünebilmek için orasını burasını her yeri görünene kadar açmak değil, dekoltesinin dozunu ayarlayabilmektir.

Kadın olmak ; saldırganlaşıp kafesinde kırbaçla eğitilmeye çalışılan bir aslana benzemek değil, yumuşak huylu olup erkeğinin dizlerinde tüyleri okşanan bir kedi olabilmektir.

Kadın olmak ; çağırdım, gelmedin, geç kaldın, aramadın, sormadın, kiminleydin, hesap ver, demek değil, sana yüreğiyle güvenmek ve inançlarıyla sokulmaktır.

Kadın olmak ; sağda solda konuşulanları gerçekmiş gibi saymak değil, kimsenin arkasından konuşmamaktır.

Kadın olmak ; sınırları zorlayıp, salya sümük ağlamak, kıytırık nedenlerden hır gür çıkarmak demek değil, sözü dinlenir, anlaşılır olmaktır.

Kadın olmak ; hayatı giyim kuşam üzerine kurmak demek değil, giydiğin gömleğe hangi pantolonun yakıştığını, uyum ve uyumsuzluğun ne olduğunu bilmektir.

Kadın olmak ; dağa çıkarken rugan ayakkabı giymek değil, spor ayakkabısı ile topuklu ayakkabının ayrımı bilebilmektir.

Kadın olmak ; of yoruldum, beni ara, beni al, beni bul, bunu isterim demek değil, sence de uygunsa, yanındayım, ben gelirim, merak etme diyebilmektir.

Kadın olmak ; korkak ve çekingen olmak demek değil, seni seviyorum derken korkmamak, başka şeylerin arkasına gizlenmemek ve arkandan laf söyletmemektir.

Kadın olmak ; aklını sadece seksle bozmuş olmak değil, yanına boylu boyunca uzandığında göğsünde atan kalbinin yerine kendini, ruhunu, herşeyini koyabilmektir.

Kadın olmak ; yatağa boylu boyunca uzanmak değil, sana yatağa aşksız yatmadığını hissettirmektir.

Kadın olmak ; çıtır çerez gibi bir günlük olmak demek değil, gecelik değil ömürlük olarak yıllara rehaveti değil huzuru taşımaktır.

Kadın olmak ; sadece en seksi leydi olmayı bilmek değil, yeri geldiğinde hanım sultan olarak söz geçirmesini bilmektir.

Kadın olmak ; cıvık konulara takılıp zaman tüketmek değil, küsmemesini ve ayıp nedir öğrenebilmektir.

Kadın olmak ; sık boğaz edip yalancı durumuna düşürmek değil, karşısındaki insanı taşıyabilmektir.

Kadın olmak ; yapılan her tartışma sonunda karşısındaki insanı ayrılmakla tehdit etmek demek değil, sabırlı ve gururuna dokundurmadığı gibi, karşı tarafında gururunu incitmemeyi bilebilmektir.

Kadın olmak ; temiz olmak için yarım şişe parfümü sıkarak süslü boyacı küpü olmak değil, öpüldüğü zaman etrafa buram buram parfüm değil aşk kokuları saçabilmektir.

Kadın olmak ; sadece istemek demek değil, seni bir hamur gibi karmasını bildiği gibi o hamura kendisini de katabilmektir.

Kadın olmak ; parası yokken ezik, varken kudurmuş olmak demek değil, paranın gücünü bilebilmektir.

Kadın olmak ; değerlerini bir anlık hevesler uğruna terketmek değil, yan gözle adam kesmemek, üstüne sevgili edinmemektir.

Kadın olmak ; konuşulan her şeyi eşe dosta yetiştirmek değil, konuşulanların oradan dışarı çıkmamasını sağlayabilecek kadar sıkı bir çeneye sahip olmaktır.

Kadın olmak ; para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan, kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan, raf süslerinden, tehtitkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmak demek değil, rol yapmamaktır.

Kadın olmak ; komplekslerini güzelliğiyle örtmeye çalışmak değil, kendisini sevebilmektir.

Kadın olmak ; sadece ana olabilmek değil, çocuklarından saygı görmeyi, anaya babaya hürmet etmeyi de bilebilmektir.

Kadın olmak ; sevdiği insanı parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle sınırlamak değil, sevdiği insanı sadece o olduğun için sevebilmektir.
Alıntı

21 Şubat 2011 Pazartesi

GÜNÜN SÖZÜ


"Gevezeliği bilgi,
susmayı cehalet
ve yapmacıklığı sanat zannedenlerden uzağım!..."
Halil Cibran

20 Şubat 2011 Pazar

KOLYELERİM GÜZEL Mİ?







Uzun süredir kullanmadığım takılarım vardı. Bugün 3 kolye 1 bilekliğimi bozup yukarıda fotoğraflarını gördüğünüz 2 tane kolyeyi tasarladım. Bakın bakalım beğenecek misiniz?

17 Şubat 2011 Perşembe

KİTAP TAVSİYELERİM VAR

Evde olmanın en güzel yanı!, hatta tek güzel yanı boş vaktinizin çok olması.
Üç aydır evde olduğum için bol bol kitap okuyorum bende.
Şunu da bitireyim yayınlarım, bunu da bitireyim yayınlarım derken, yayınlanmak üzere bekleyen bir sürü kitap birikti kitaplığımda. Şimdi bu kitaplardan bazılarını sizlerle de paylaşmak istiyorum.




Hatırlarsanız kısa bir süre önce eski işyerimden sevgili arkadaşım Seda, Şükran Yiğit'in ANKARA, MON AMOUR! isimli kitabını doğum günü hediyesi olarak göndermişti bana. Az önce "ikisi de zormuş" diyerek bitirdim kitabı. Kitap da anlatılan hikayede istemeden gidenler, istemeden kalanlar var. Okurken düşünüyorsunuz ben olsam ne yapardım diye. Sonra görüyorsunuz ki belirsizliğin olduğu durumlarda gitmek de zor kalmak da. Allah her zaman en doğru kararı vermemizi nasip etsin.
Hikaye hüzünlü, anlatım içli. Sonuç, mayhoş elma tadında bir eser. Keyifle okuyacağınıza inandığım güzel bir kitap.




Tanıtmak istediğim ikinci kitap Adana seyahatim sırasında kuzenim Seda ablamın hediyesi olan Elif Şafak'ın AŞK isimli kitabı.
40 yaşından sonra hem tasavvuf anlamında aşkı, hem dünyevi aşkını bulan Amerika’lı bir kadının zorlu yolculuğu anlatılıyor eserde. Kitabı okudukca Şems-i Tebrizi'nin 40 kuralla ne anlatmak istediği de iyice anlaşılmış oluyor bence.
"Ya ortasındasındır AŞK'ın merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde..."



Üçüncü kitabımızda Ali Poyrazoğlu, tiyatrocu yanıyla yaşam koçu yanını birleştirmiş bence. Gerçeğin hayalle, övgünün eleştiri ile harmanlandığı, gülerken düşünüp, düşünürken güleceğiniz bir eser.



Dördüncü kitap, yeni yıla birkaç gün kala okumaya başlayıp, yeni yılın ilk günlerinde bitirdiğim Maeve Binchy’nin BU YIL FARKLI OLACAK isimli eseri. Kitapda yeni yılı yeni umutlarla karşılamaya hazırlanan, birbirinden bağımsız onbeş hikaye var. Maeve Binchy’nin diğer kitapları gibi bu kitabını da büyük bir zevkle okudum.


Veee KIŞ CEMRESİ
Pınar Sarp' ın kaleme aldığı, tadına doyum olmayan bir aşk hikasi.
Nefret, hırs, yalan, acı, gerçekler, korku, ihanet, sevgi ve kaçmanın mümkün olmadığı, aşk.
Yazarın hayal gücüne hayran olacağınız bir kitap. Entrikalarla dolu bir maziyi paylaşan iki kişinin hayatının kesişmesi ve sonrasında herşeye herkese rağmen yaşadıkları aşkları anlatılıyor.

14 Şubat 2011 Pazartesi

Sevgililer gününüz ve en sevgilinin doğum yıldönümü Mevlid kandilimiz kutlu olsun‏




''Akşam kapı eşiğinde bir terli giysi gibi
Soyunmak vardı derdinden evrenin.
Bir entari serinliğini giyinmek,
Kendi derdini tespih gibi çekmek elinde,
Yün örmen vardı akşamları koltuğa gömülü,
Karşında polisiye roman okumak vardı,
Sorgusuz bakışmak yoruldukça gözlerimiz,
Sevinçsiz gülmek üzüntüsüz ağlamak...''


Rahmetli Bülent Ecevit'in "Rahşan'a" sözleriyle yazdığı YAPAMADIĞIMIZ adlı şiiri.

Sekiz mısrayla ne güzel de anlatmış hayatı paylaşmayı değil mi?


Ve işte aşklarını rafa kaldırmışlara yeni bir fırsat olarak,

aşklarını her daim taze tutanlara daha özel bir gün olarak,

çiçeği burnunda yeni aşıklara tatlı, farklı, yeni bir heyecan olarak,

kalbi boş olanlara “beklenen kişi gelecekse, çekilen çile kutsaldır” dedirterek, :)

Şubat ayının bu soğuk günlerinden birinde, içimizi ısıtmak için 14 Şubat geldi çattı.


Herkesin gönlünün sultanını bulmasını ve gönül dolusu AŞK yaşamalarını diliyorum.

Ayrıca bu vesile ile tüm İslam aleminin sevgilisi peygamber efendimizin doğum yıldönümü olan Mevlid kandilimizi kutlar hayırlara vesile olmasını dilerim.


Sevgilerimle,

Güngör Ekinci

6 Şubat 2011 Pazar

Ben kendi gökyüzünde uçan bir SİMURG'um

Değerli hocam sayın Erkan Oyal ile.

Buradan ulaşabileceğiniz yazımda da belirttiğim gibi, en büyük hayalimi gerçekleştirebilmek için sunuculuk ve spikerlik kursuna gidiyorum. Bugünkü dersimizde sevgili Erkan hocam öyle güzel bir öykü okuttu ki bize " sanki beni anlatıyor" dedim.

Yazıyı hem içerik olarak çok beğendiğimden, hem de içinde kendimi bulduğumdan buradan sizlerle de paylaşmak istedim.

Herkese sevgilerimi gönderiyor iyi bir hafta diliyorum.

SİMURG' UN (*) ÖYKÜSÜ

Rivayet olunur ki kuşların hükümdarı Simurg, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi de bilirmiş. Bu efsanevi kuşun en önemli özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak ölünce küllerinden yeniden doğmasıymış.

Kuşlar Simurg'a inanır ve bir gün kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Kuşlar dünyasında bir şeyler ters gittiğinde Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki Simurg ortalıkta hiç görünmezmiş. Geceler gündüzleri, yıllar yılları kovalamış yine de Simurg göze görünmeyince kuşlar Simurg’un varlığından kuşkuya düşüp, ümitlerini yitirmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkelerden birinde bir kuş sürüsü, Simurg'un kanadından kopmuş bir tüy bulmuş. Simurg'un varlığını öğrenen dünyanın tüm kuşları toplanmış, hep birlikte Simurg'un huzuruna varıp, yardım istemeye karar vermişler. Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üstünde olan Kaf Dağı’nın en yüksek tepesinin zirvesiymiş.

Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi... İstek, aşk, marifet, istisna, tevhit, hayret ve yokluk vadileri.
Kuşlar hep birlikte gökyüzüne yükselerek, uçmaya başlamış. Çetin yolculuğun daha ilk aşamasında yorulup düşenler isteksiz ve kararsız olan, dünya işlerine önem veren kuşlarmış.

Aşk Denizi’nden geçmiş diğerleri. Ayrılık Vadisi’nin derin uçurumlarını katetmişler. Hırs Ovası’nı aşıp, Kıskançlık Gölü’ne sapmışlar. Kuşların kimi Aşk Denizi’ne dalıp kalmış, kimi Ayrılık Vadisi’nde kopmuş sürüden. Bazıları da hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göl sularına.
Önce Bülbül geri dönmüş güle olan aşkını hatırlayıp; papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş, kartal yücelerdeki krallığını bırakamamış, baykuş yıkıntılarını özlemiş, balıkçıl kuşu bataklığını…

Beşinci vadiyi geçtikten sonra önlerindeki Şaşkınlık Vadisi ve sonuncu geçit Yokoluş’ta tüm kuşlar umutlarını yitirmiş. Zaten yedi vadi üzerinden uçtukça kuşların sayısı azalmış, Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

Nihayet Simurg’un yuvasına varmışlar; ama içi boşmuş. Sonunda sırrı sözcükler çözmüş.
Farsça "si" otuz demek, "murg" ise kuş.

Simurg, "otuz kuş" demekmiş. Otuz kuşun hepsi Simurg'muş; her biri de bir Simurg.
Otuz kuş anlamış ki, aradıkları sultan aslında kendileridir ve gerçek yolculuk, kendi içlerine yaptıkları yolculuktur.

Kıssadan hisse: Simurg’u beklemekten vazgeçmek, Şaşkınlık ve Yokoluş’u yaşadıktan sonra bile hayatı sürdürmek, kendi küllerinden yeniden doğabilmek için kendini yakmadıkça, herkes birer Simurg olmayı göze almadıkça; kafeslerde,tüneklerde, bataklık ve yıkıntılarda yaşamaktan kurtulmak mümkün görülmüyor.

Şimdi kendi gökyüzümüze uçmanın zamanıdır.

* Simurg’un diğer adları Zümrüd-ü Anka,ya da Phoenix'tir.