3 Şubat 2010 Çarşamba

ANNEM BABAM TÜRKÜLER


1994 yılındaki devalüasyona kadar, babamın maddi durumu çok çok iyiydi...
Malum, zaman her zaman ye kürküm ye zamanı olmuştur ya, o zamanlarda da öyleydi...

O yıllarda evimiz aş evi, yolcu hanı, kızılay, uzlaştırma merkezi, faizsiz kredi binası, pansiyon, vs. vs... gibiydi...

Bir akrabamız İstanbul’a mı yerşelecek ? Yeri yurdu belli olana kadar biz de ağırlanır dı.
Belediye yollarımızı mı yaptırıyor ? İşçilere bahçede sofra hazırlanır dı.
Mahallede birine iğne mi vurulacak? Hasta, anneme getirilir di.
İki kişi yada aile arasında sorun mu var? Bizim evde uzlaştırmaya gidilir ara bulunur du.
Birinin paraya mı ihtiyacı var? Babam süresiz ve faizsiz kredi açar dı.
Mahalleye yeni birilerimi taşınıyor? Aaa onların şimdi yemek hazırlayacak vakti yoktu!!! Annem hemen hamur mayalar pişi yapıp götürü dü.
Biri iş mi arıyor? Babam ne yapar yapar nüfusunu kullanır, kişiyi iyi bir işe yerleştirir di.

Hangi birini yazayım, daha neler de neler..di..

Bu arada bir itibar bir itibar, sanırsınız babam sıradan yardım sever bir komşu değil de millet vekili ( hakkını verenlerden demek istedim) . Derken gün oldu harman oldu, 5 Nisan 1994 deki Nisan kararları yüzünden babam iflas etti....

İFLASLA BERABER KÜRK DE ESKİYİP DEĞERİNİ YİTİRMEYE BAŞLADI.

İşte o günlerde Fatih Kısaparmak’ın aşağıdaki türküsü kardeşim Güler’le beni dinledikçe çok hüzünlendirir di. Hatta hala daha aynı şekilde etkilidir üzerimizde. Babamın ağladığına da ilk o zamanlarda şahit olmuştum. Aklıma nasıl kazınmışsa babamın ağladığını gördükten sonra ağlayan babalara hiç dayanamaz oldum.
Hala daha Televizyonda bile bir babanın ağladığını görsem tutamıyorum kendimi.

Şimdi, onca sıkıntıyı geride bırakıp, eski güzel günlerimize dönmemizi sağlayan Allahıma şükürler olsun...

Yaşayan bütün babalarımıza uzun ömürler, aramızda olmayan babalarımıza Allahtan rahmet diliyorum.

İşte o türkü:

BENİM BABAM
Bu adam benim babam, sekiz köşe kasketiyle
Omuzunda sakosuyla hey

Cebinde yok parası, bafradır cıgarası
Yüreğindedir yarası
Altı çocuk büyütmüş, bir işci maaşıyla
Bu adam benim babam hey

Ağlama benim babam, ağlama naçar babam
Kara gün geçer babam hey
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Ağlama benim babam hey

Ağlama mazlum babam, ağlama naçar babam
Kara gün geçer babam hey
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Allah büyük babam hey

Bu adam benim babam, derdi dağlardan büyük
Çaresiz beli bükük hey

Bir gün olsun gülmemiş, rahat nedir bilmemiş
Gözyaşını silmemiş
Bir lokma ekmek için, kimseye eğilmemiş
Bu adam benim babam hey

Ağlama arslan babam, dert etme naçar babam
Kara gün geçer babam hey
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Allah büyüktür babam hey

Dert etme naçar babam, aldırma naçar babam
Kara gün geçer babam hey
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Aldırma benim babam hey

Şiir
Benim babam mert adamdı, mangal gibi yüreği
Yufka gibi kalbi vardı, hayatım boyunca ona özendim
Fedakârdı ! bir dikili ağacı olmadı belki
Ama kendisi, onuruyla yaşayan koskoca bir çınardı
Üstümde ki kol kanat, sırtımı yasladığım dağ gibiydi
Ben babamın oğluyum, tepeden tırnağa anadoluyum
FATİH KISAPARMAK



Hormonlarının değişmesini,
uykusuz geceleri,
her hamilelikte omurilikten bir diskin gitmesini,
dişlerinin hassaslaşmasını,
gerekirse kariyerlerini yarım bırakmayı,
ilk 3 ay herşeye mide bulantısı ile bakmayı,
son 3 ay yüz üstü yatmaya hasret kalmayı,
9 ay boyunca vara yoğa herşeye ağlamayı,
en sevdiği elbisesinin içine belki bir daha hiç girememeyi,
Aralık ayının bir gece vakti erik erik diye tutturmayı,
canından can koparılır şekilde bir sancı ile doğurmayı,
karnında yıllırca kalacak çatlaklar oluşmasını,
büyüdükçe sorunlarının artacağını ve bundan sonra hayatını ona göre proglaması gerektiğini bilsede çocuk doğurmayı göze alan,
BAZI BÖLGELERİMİZDE MALESEF ÇOCUK OLAMADAN KADIN OLAN,
yeryüzünde saçlarını süpürge edebilme özelliğine sahip tek mahlukat olan annelemiz, bizleri çeşitli ninnilerle büyüttüler şüphesiz.

“ Yavrum, uyusun da büyüsün ninni” sinin Kars’taki karşılığı “ balama layla” dır.

Aşağıda, memleketim Kars’ın ozanlarından Sn. Yener Yılmazoğlu’ nun, annesinin kabri başında söylediği türküsünü de yayınlamak istiyorum bugün.

Babamın da her defasında hüzünlenerek dinlediği bu türküyü, tüm anne babalara armağan ediyor, yaşayan bütün annelerimize uzun ömürler, aramızda olmayan annelerimize de Allahtan rahmet diliyorum.

ANA
Geldim kabristana ana, hasret özümde
Uyanda balana layla de layla.
Uzaktan gelmişem uyku gözümde,
Uyanda balana layla de layla.

Layla layla, layla balama layla,
Bir zamanlar bana diyirdin, balama layla
İndi men deyirem anama layla.

Menimle ağlıyır gökte bulutlar,
O mahsun hayalin kalbimi dağlar,
Saçımın teline garışıf otlar,
Uyanda balana layla de layla.

Yılmazoğlu anam anam üreh dağlıyır,
Zalım gurbeteller yolum bağlıyır,
Yavruların her gün sana ağlıyır,
Uyanda balana layla de layla.
Yener YILMAZOĞLU



Annemle babamdan bu kadar bahsedip de, onların türküsünden bahsetmemek olmaz tabiî ki.Aşağıdaki türkü de annemle babamın türküsüdür.
Babam anneme aşık olduğunda, annemlerin evinin önünden geçerken ıslıkla bu türküyü çalarmış. Hala daha ikisinden biri radyo da yada televizyon da bu türkünün çıktığını görse yada duysa sesini açıp birbirlerine dinletirler.

Ne Güzel Yaratmış Yar Yar Seni Yaradan
İstemem Esmesin Yar Yar Yeller İncinir
Güzelsin Sevdiğim Yar Yar Gülden Goncadan
Uzanmasın Sana Yar Yar Eller İncinir

Kirpiklerin Oktur Yar Yar Kaşın Yay Gibi
Gözlerin Aklımı Yar Yar Etti Zay Gibi
Cemalin Güneşe Benzer Yar Yar Yüzün Ay Gibi
Değmesin Zülüfler Yar Yar Eller İncinir

Bir Garibim Düştüm Yar Yar Gurbet Ellere
Aşığım Ben Yar Yar Sinendeki Güllere
Korkarım Adını Yar Yar Demem Ellere
Düşersin Dillere Yar Yar Diller İncinir
Neşet Ertaş

Sevgilerimle,
Güngör Ekinci

1 Şubat 2010 Pazartesi

BU GÜNLERDEKİ FAVORİ ŞARKIM

BU AŞKA BİR AD KOYAMADIK MI
Bir dargın bir barışık
İşte bizim hikayemiz
ne sen mutlusun ne de ben
bitmez bizim dertlerimiz

neden sensizim anlamak çok zor
neden kavuşmaz elimiz
seviyor seviliyorum
ama kader mi tek engelimiz
bu aşka bir ad koyamadık mı
bir mutluysak bir ağlamadık mı
bir kavuşup bir ayrılmadık mı
ölümüne sevda bu

bir ömür geçse
ayrı düşsek de
ne sen bende ne ben sende bitmeyeceğiz
ooffff
gurur incinse
sabır tükense
kim haklıydı kim yanıldı
bilmeyeceğiz
bu aşka bir ad koyamadık mı
bir mutluysak bir ağlamadık mı
bir kavuşup bir ayrılmadık mı
ölümüne sevda bu
bir dargın bir barışık
işte bizim hikayemiz..

TÖRPÜLENMEK LAZIM


Söyleyin bakalım Arkadaşlar, size göre doğru insan kimdir ?
Doğru insanı buldunuz mu ?
Doğru insanı nasıl fark edersiniz ?
Doğru insanın elinizden kayıp gittiği oldu mu ?
Sizce, siz doğru musunuz ?

Gerçekten çok zor sorular değil mi?
Evet, bence de zor…

Doğru adam da, doğru kadın da herkese göre değişir tabiki. Çünkü herkesin doğrusu kendisine göre doğru.

Mesala ben, kendimce bayan doğruyum ya (?), hayatıma girecek insanda bay doğru olsun istiyorum. Ama kendileriyle tanışmak bir türlü kısmet olamadı. Çok yaklaştığım zamanlar olmadı değil elbette. Ama tam da KARŞILIKLI törpülenip ortak paydalarda BİR ARAYA GELİYORUZ derken, bir de bakıyorum ki sadece ben törpüleniyorum. E o zaman da “ hadi canım sana iyi günler “ diyorum. Belki şimdi bu da size yanlış gelebilir ama benim doğrularımdan da biri de bu işte.

Bir ilişkiyi, yada evliliği götürebilmek için tek başına bay yada bayan doğru olmak da yetmiyor tabii. “Doğru seçilmiş bir insanla evlendiğiniz halde yanlış davranıyorsanız, yanlış bir evlilik yapmışsınız demektir. Doğru insan olmak doğru insanla evlenmekten çok daha fazlasıdır” İşte bu söz, KİLİT NOKTA. Her şeyden önce insanın kendisinin doğru olması lazım.

İlk şart TÖRPÜLENMEK galiba.

İki tarafında önce kendi SİVRİLİKLERini törpülemesi lazım.
İki tarafında SEN ‘in uzaklığından, BEN’in bencilliğinden sıyrılması, BİZ’in kıymetini bilmesi lazım.
İki tarafında ÖZVERİde bulunması lazım.
Özverinin KULLANILMAya dönüşmemesi lazım.
Zahmetsiz rahmet yok, iki tarfında bilmesi lazım.
Önde olmanın hırsından, arkada kalmanın pasifliğinden kurtulup YAN YANA YÜRÜMEnin keyfini çıkarmak lazım.
Yaşam da hiçbir şey önümüze gümüş tepsilerde sunulmuyor, iki tarafında fark etmesi ve GERÇEKCİ olması lazım.
Rüya aleminde evlenince pembe düşler kabusa dönüşüyor sonra, bilmek lazım.
KİBİRlerimizden törpülenmek, EGOlarımızdan törpülenmek, AŞIRIya kaçan KISKANÇLIKlarımızdan törpülenmek lazım.

Yani kısaca söylemek gerekirse ERDEM sahibi olmak lazım,
Kendine yapılmasını istemediğini, başkasına da yapmamak lazım.
ANLAYIŞlı olmak, DÜRÜST olmak, NAMUSlu olmak, ŞEREFli olmak lazım.

Hatta daha da kısa bir ifade ile İNSAN olmak lazım.

Ne günlere geldik değil mi ?
İnsanoğlunun hakim olduğu dünyamız da İNSAN bulmak güçleşti.

Allah hepimizi İNSAN ARKADAŞlarla, İNSAN DOSTlarla, İNSAN EŞerle karşılaştırsın.

İyi bir hafta diliyorum.
Sevgilerimle,
Güngör Ekinci

28 Ocak 2010 Perşembe

ALLAHIM MEMLEKETİME VE MİLLETİME ACİL ŞİFALAR VER



Anne çocuğunu,
Çocuk babasını,
Baba karısını,
Biri sevgilisini,
Diğeri arkadaşını,
Öteki komşusunu kesiyor, öldürüyor, işkence yapıyor, eziyet ediyor, aldatıyor, satıyor...

Biz nasıl bir millet olduk böyle ?
Sevinince de şiddet var, sinirlenince de.
Düğünlerinde öldürülen gelinleri damatları bile duyar olduk.

Biz ki iyinin, doğrunun, güzelin, sevginin, merhametin temsilcisi bir peygamberin ümmeti değil miyiz ?

Peki ne oluyor bize böyle ?
Cinnet geçiren bir millet olduk çıkdık.

Her şeyin başı eğitim diyoruz ama, bu ve benzeri suçları eğitimlisi de işliyor, eğitimsizi de, fakiri de işliyor, zengini de.

Filmlerde bile bu konular işleniyor en çok. Hatta yapımcılar neredeyse dışarıdaki azılılarla yarış halinde en çok vahşeti hangisinin sergileyebileceği konusunda. Ne haber izleyebiliyorum, ne gazete okuyabiliyorum artık.

Acaba diyorum millet vahşeti medyadan mı öğreniyor, yoksa medya toplumda yaşananları mı yazıyor ? Çıkamıyorum işin içinden.

Ama net görünen bişey var ki saygı, sevgi, merhamet, maneviyat duyguları yok oluyor yavaş yavaş.

Allahım,
Milletime huzur, memleketime acil şifalar ver.
Memleketime ve milletime kötü gün, zor gün, dar gün gösterme.
Bizi ülke olarak feraha çıkar, bolluk, bereket kapılarını sonuna kadar aç.
Hepimizin evine güneş girsin, doktor girmesin.
Amin.

Sevgilerimle, Güngör Ekinci

27 Ocak 2010 Çarşamba

AŞAĞIDAKİ SORUNUN CEVABI

Merhaba Arkadaşlar,
Aşağıdaki sorunun yanıtı şu : 3263442

Hemen formülünü de veriyorum.
Verilen sayıyı kendi ile çarpıp,çıkan sonucu kendi ile topluyoruz.
Yani sayılar : 1, 2, 6, 42, 1806

1x1=1+1= 2
2x2=4+2=6
6x6=36+6=42
42x42=1764+42=1806
1806x1806=3261636+1806=3263442

Yanıtından dolayı sevgili Selma Er ’e alkışlarımızı gönderiyoruz.

26 Ocak 2010 Salı

5 DAKİKANIZ VAR MI ? BİR SORU SORUCAM



Soru şu : Sıradakı numara nedir ?

Elimizde aşağıdaki sayılar var.
1, 2, 6, 42, 1806, ?

Yani 1 den sonra 2,
2 den sonra 6,
6 dan sonra 42
ve 42 den sonra da 1806 gelmiş.
Bu sıralama formülüne göre sırada hangi numara olmalı?

Bu soru aslında bana mail ile geldi. Mail de bir Excel dosyası vardı. Dosyanın açılması için şifre girilmesi gerekiyor. Ve şifre de, yukarıdaki formüle göre 1806 dan sonra gelen numara.

Ben 3 - 4 dakika da buldum. Eminim içinizden daha kısa sürede bulacak olanlar da olacak, hiç bulamayacaklarda. Önemli olan kafa yorarken eğlenmek diye düşündüm ve burada da yayınladım.

Yanıtlarınızı yorum olarak bekliyorum.
Cevabını yarın yayınlayacağım.

Hedi bakalım kolay gelsin.
Sevgiler.

GÜNÜN SÖZÜ

İnanç, görmedigimize inanmaktır.
Bunun armağanı da inandığımızı görmektir."

St.
Agustine

YARIN DİYE BİRŞEY YOK ARKADAŞLAR yarın artık bugündür

Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki, zaman diye bir şey yoktu.
İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.

Derken zaman diye üç parçalı bir şeyi icat etti insan.

Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın.

Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.
Dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıklıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.

Farkında olmadan rezil etti bugününü.
Oysa yarın, bugüne dün diyor, dün de bugün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bugünü, eline yüzüne bulaştırdı.

Mutsuz oldu insan…
Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bügünü hiç yaşayamadı. Ne yarın, ne de dün!…

Fıkra / Sarışın alış veriş merkezinde

Genç ve güzel sarışın, alış veriş merkezinin beyaz eşya reyonuna girer ve satıcıya sorar;
- ''''Şu küçük televizyonu almayı düşünüyorum, fiyatı nedir?''''.
- ''''Kusura bakmayın hanımefendi sarışınlara satış yapmıyoruz''''.
Genç kadın sinirlenir, evine gider, saçının rengini değiştirir ve ertesi gün mağazaya geri gelir, aynı satıcıya yaklaşır;
- ''''Şu küçük televizyonu satın almak istiyorum'''' der.
- ''''Kusura bakmayın hanımefendi sarışınlara satış yapmıyoruz''''.
Kadın iyice sinirlenmiştir, soluğu bir kuaförde alır, bu defa köklü bir değişiklik yapar, hatta makyajından, göz rengine o tam bir esmer bombadır artık.. Aynı mağazaya gider, aynı satıcının yanındadır ertesi gün;
- ''''Şu küçük sevimli beyaz renkli televizyon ne kadar?''''.
- ''''Kusura bakmayın hanımefendi, sarışınlara satış yapmıyoruz''''.
- ''''İnanmıyorum, nasıl anladınız sarışın olduğumu, üç gündür kendimi esmere çevirmek için yapmadığım kalmadı''''.
- ''''Hanımefendi 3 gündür satın almaya çalıştığınız şey mikrodalga fırın''''...

OZANLARIN TELİNDEN

Yiğidin Eyisini Nerden Bileyim

Yiğidin eyisini nerden bileyim
Yüzü güleç, kendi yaman olmalı
Kasavet serine çöktüğü zaman
Gönlünün gamını alan olmalı

Benim sözüm yiğit olan yiğide
Yiğit olan muntazırdır öğüde
Ben yiğit isterim fırka dağıda
Yiğidin başında duman olmalı

Yiğit olan yiğit kurt gibi bakar
Düşmanı görünce ayağa kalkar
Kapar mızrağını meydana çıkar
Yiğidin ardında duran olmalı

Safi güzel olan, sol bazı kötü
Yiğidin densizi ey olmaz zatı
Gayet durgun ister silahı, atı
Yiğit el çekmeyip viran olmalı

KARAC'OGLAN derki, çile çekilmez
Hozan tarlalara sünbül ekilmez
Sak yabancı ile başa çıkılmaz
İçinden sıdk ile yanan olmalı
Karacaoğlan





Yusuf'u Kaybettim

Yusuf; u kaybettim Kenan ilinde
Yusuf bulunur, Kenan bulunmaz
Bu aklı fikr ile Leyla bulunmaz
Bu ne yaredir ki çare bulunmaz

Aşkın pazarında canlar satılır
Satarım canımı alan bulunmaz
Yunus öldü deyu selan verirler
Ölen beden imiş, aşıklar ölmez
Yunus Emre


Ceylan

Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı
Avlasam çöllerde saz ile seni..
Bulunmaz dermanı yoktur ilacı
Vursam yaralasam söz ile seni..

Kurulma sevdiğim güzelim deyin
Bağlanma karayı alları geyin
Ben bir çoban olsam sen de bir koyun
Beslesem elimde tuz ile seni..

Koyun olsan otlatırdım yaylada
Tellerini yoldurmazdım hoyrada
Balık olsan da takla dönsen deryada
Düşürsem toruma bez ile seni..

Veysel der ismini koymam dilimden
Ayrı düştüm vatanımdan ilimden
Kuş olsan da kurtulmazdın elimden
Eğer görse idim göz ile seni.
Aşık Veysel Şatıroğlu



Bir Güzelin Aşığıyım

Bir güzelin aşığıyım erenler
Onun için taşa tutar el beni
Gündüz hayalimde gece düşümde
Kumdan kuma savuruyor yel beni

Al gül olsam al gerdana takılsam
Kemer olsam ince bele sarılsam
Köle olsam pazarlarda satılsam
Yarim deyi al sinene sar beni

Abdal Pir Sultan'ım gamzeler oktur
Hezaran sinemde yaralar çoktur
Benim senden özge sevdiğim yoktur
İnanmazsan git Allah'a sor beni
Pir Sultan Abdal

24 Ocak 2010 Pazar

Fıkra - Siyasetçiler

İki emekli parkta güvercinlere yem atıyorlarmış.

Birincisi: "- Şu güvercinlere ne zaman yem atsam siyaset adamlarımızı hatırlıyorum" demiş.

Diğeri "- Neden?' diye sorunca eklemiş:

"- Yerde dolaşırlarken elimizden yiyorlar. Havalanınca da kafamıza ediyorlar...'

YALANCI SU BÖREĞİ


YALANCI SU BÖREĞİ

Arkadaşlar adı Yalancı Su Böreği ama lezzeti çok sahici.Yapımı da çok kolay. Misafirleriniz bayılacak, mutlaka deneyin derim.

Malzemeler :
6 adet yufka
6 yumurta
3 su bardağı süt
Yarım paket tereyağı
Yarım su bardağı sıvı yağ
1 paket kabartma tozu

İçi için:
150 gr. kadar beyaz peynir yada lor peyniri
1 demet ince kıyılmış maydanoz ile karıştırılır.

Arzuya göre üzeri için 1 bardak rendelenmiş kaşar peyniri

Yapılışı:
Tereyağı eritilir, ılınınca geniş bir kaba alınır ve içine 6 yumurta, 3 su bardağı süt , yarım su bardağı sıvı yağ ve 1 paket kabartma tozu ilave edilip iyice çırpılır.

İlk yufka kenarları dışarı taşacak şekilde tepsiye serilir.
Üzerine bolca hazırladığımız sosdan sürülür.
Sonra arka arkaya 2 yufka önce sosun içine sokulur sonra tepsiye serilir.
Tepsiye 3 yufka serilmiş oldu.
Ortaya peynir karışımı serilir.
Kalan diğer 3 yufkada aynı şekilde sosa bulanıp tepsiye serilir.
Son yufkada serildikden sonra ilk yufkanın dışarı taşan kısımları da içe kapanır.
Kalan sosunuz olduysa onu da tepsiye dökebilirsiniz.
Önceden ısıtılmış fırında 170 derece iyice kızarana kadar pişirilir.

İstenirse fırından çıkarmak üzereyken üzerine kaşar serpilip birkaç dakika daha pişirilir.

Ben de ilk kez dün denedim arkadaşlar, muhteşem oluyor.

Afiyet olsun.

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

Ünlü besteci Beethoven'in son bestesini, sağır olarak yaptığını...

Eyfel kulesinin yapımında toplam 6400 ton ağırlığında 18.100 adet demir parçası kullanıldığını...

Bir insandaki toplam damar uzunluğunun 150 bin km. ve dünya ile güneş arasındaki mesafenin de 150 milyon km. olduğunu...

Hapşırdığın sırada gözlerini açık tutmaya çalışırsan, yerlerinden fırlayabileceklerini

Domuzların vücut yapılarından dolayı hiçbir zaman başlarını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakamadıklarını

Dünya nüfusunun %50 sinin hiç telefonla konuşmadığını

Farelerin ve atların kusamadıklarını

1 saat süreyle kulaklıkla birşey dinlemenin kulaktaki bakteri sayısını %700 arttırdığını.

Çakmağın kibritten önce bulunduğunu

Parmak izleri gibi dil izlerinin de her insan için benzersiz olduğunu

Filler günde ortalama 2 saat uyurlar.

Amerika'da 58 milyondan fazla köpek vardir.

Hastalanmayan tek hayvan köpek baliklaridir.

Köpek baliklarinin kansere karsi bagisikligi vardir.

Timsahlar derine batabilmek için tas yutarlar.

Bir istakoz 7 senede ancak yarim kilo alabilirler.

Penguen yüzebilen fakat uçamayan tek kustur.

Atlarin insanlardan 18 tane daha fazla kemigi vardir.

Büyükçe bir yunus günde 2 ton yiyecek tüketir.

Sivrisinek insanlarin ölümüne en fazla sebep olan hayvandir.

Bir inek hayati boyunca yaklasik 200.000 bardak süt üretir

Bir karinca kendi agirliginin 50 kati agirligi kaldirabilir.


En hizli kara hayvani çitadir. Hizi saatte 95 km'ye ulasabilir.

En hizli balik yelken baligidir. Hizi saatte 109 km'ye ulasabilir.

En hizli kus bogazli kirlangiçtir. Hizi 3 saniyede saatte 128 km'ye çikabilir.

Mavi balinanin çikardigi ses 850 km öteden duyulur.

Mavi yunuslarin kalbi dakikada sadece 9 kere atar.

Filler günde ortalama 2 saat uyurlar.

Amerika'da 58 milyondan fazla köpek vardir.

Suaygirlari su altinda dogar ve dogar dogmaz yüzebilirler.

Hayvanlar alaminde sadece domuzlar günesten yanabilir.

Suaygirlari agizlarini 120 cm açabilirler.

Bir pire kendi boyunun 150 kati yükseklige ziplayabilir.

Insanlari parmak izinden, köpekleri ise burun izinden tanimak mümkündür.

Ayni parmak izi gibi her insanin dil izi de farklidir.

Vampir yarasalari hayvanlarin kanini emer ve günde 1 çorba kasigi
kanla doyarlar.

Yanlis dereceli gözlük gözü bozmaz.

Insan, ömrü boyunca 20 kg toz yutar.

Bilgisayarla ugrasmak gözleri bozmaz, sadece yorar.

Dünyadaki isi 1900 yilindan itibaren 0,7 derece artti.

Yunuslarin beyni insanlarinkinden büyüktür.


Peru'da hiç umumi tuvalet yoktur.

600 tane bitki cinsi etyiyendir.

Beynin %85'i sudur.

Dünyada en çok kullanilan isim Muhammed'dir.

60 yasinda, insanlar tat alma duyularinin %50'sini kaybederler.

El tirnaklari ayak tirnaklarindan 4 kat daha hizli büyürler.

Gülmek için 17, surat asmak için 43 adaleye ihtiyaç vardir.

Eskimolar buzdolaplarını yiyeceklerin donmamasi için
kullanirlar.

Fare bir deveden bile daha fazla süre susuz kalabilir.

FLÜT adlı enstrümanın adı, Sicilya'da yaşayan bir Yılan Balığının adıdır.
BİLARDO TOPU, sıkıştırılmış kağıttan yapılır.

KEDİLERİN yüzden fazla vokal sesleri var. KÖPEKLERİN ise sadece on.