27 Nisan 2012 Cuma

HOUSE OF MEDUSA KEBAB

Gururla söylüyorum ki esim İspanya'nin en başarılı Turk işadamlarından biri. En son bu ay bir aylık dergide daha yayınlandı Canımın icinin röportajı. Sanırım konuyu bastan özetlersem daha anlasilir olacak. 
Yıllar  önce İstanbuldayken, üniversite sınavına bir kac gün kala, sinavina girecek ogrencilerle sokak röportaj yapilirken, tesadüfen Canımın ici ile de konusulmus. Daha ogün bile muhabire,  sınavı kazanamazsam yurt dısına gidicem demiş esim. Gazete kupürü hala dürüyor ama İstanbuldaki evimizde olduğu için şimdi yayinlayamadim malesef.  Sınavdan istediği sonucu alamayınca aslen Adiyamanli olup Adanada yaşayan esim, İstanbula yerleşmeye karar vermiş. 


Daha o yaslarda bile vizyonunun çevresindekilerden farklı olduğunu fark ediyormuş. O yılların Turkiyesinde bile tutuculukdan cok uzak, modern bir bakış acısına sahipmiş, halada öyle zaten. İstanbula yerleştiğinde turizm sektöründe çalısmaya karar vermiş. Otel ve restaurantlarda garsonluk ve barmenlik yaparak başlamış ise. Tatlı dili ve güler yüzü ile hem yerli hem yabancı turistler tarafından, çalıştığı işletmenin en aranilan personeli olmuş. Öyleki müşteriler tatillerine onu da dahil etmeye çalışıyorlarmış. Evlerine dondukden sonra da irtibatlarını kopartmiyorlarmis. 


Istanbulda en son çalistigi yer House Of Medusa restauranti olmus. Orada çok severek uzun yillar sef olarak gorev yapmis. Burada kendi dukkaninin adini da oradan esinlenerek HOUSE OF MEDUSA KEBAB koymus.

Canımın ici bir yandan da folklarla ilgilenirmiş. Folklor ekibi ile yurt dısı festivallerine katılırmış. 1989 yılında İspanyanın Jaca isimli bir köyündeki festivale katılmışlar. Kaldigi 1 hafta suresince orayi ve ınsanlarını cok sevmiş. Hatta İstanbula döndüğünde bile İspanyadan özellikle de Zaragoza civarından birilerini görürse Adıyaman Kahtadan bir hemşerisini gormuş kadar sevinirmiş.  



Arkasi donuk beyaz gomlekli benim, siparis aliyorum :-)


Birkeresinde dünya ne kadar küçük dedirten bir olay yasamış. Jaca´dan  bir aile, esimin çalistigi yere tatile gelmiş. Karşılıklı konuşurlarken laf lafı acmış,  esim de Jaca da  festivale katıldıklarını söylemiş. Ve fark etmisler ki, megerse o misafirler de bu gösteriyi izlemişler.

Bu aile ile arasında cok farklı bir bağ oluşmuş. Öyle bir bağ ki, şimdi o ailenin kizi,  Canımın icine amca diye hitap ediyor. Ve beni istemeye geldiklerinde ailenin hanımı sevgili Mari´de aramizdaydi. Ayrica düğünümüzde de tüm aile Istanbuldaydi. 

1989 festivalinden sonra artık her yıl İspanyaya tatile gitmeye başlamış. 1994 yılında kesin olarak Zaragoza da yasamaya karar vermiş  ve buraya yerleşmiş. Esim cok istikrarli ve prensip sahibi bir adamdir. Geldikden sonra zaman zaman sıkıntılar yasamış olsa da, 6 yil boyunca aynı barda çalışmaya devam etmis. Sonrasinda artık kendi dükkanını acmaya karar vermiş.  Hiç bir maddi birikimi olmadan, tamamen çılgın Türklüğünden gelen azmine,  is ahlakına, disiplinli çalısmasına, isine ve insanlara olan sevgisine güvenerek,  2000 yılında  ilk dükkanını acmış.


Zaragoza'nın ilk doner kebap dukkani olan HOUSE OF MEDUSA DONER KEBAB

Çalisma arkadaslarimizdan sevgili Patricia.

Medusa, Turk, Fasli, Cezayirli, Colombiali, Kubali, Perulu, Ekvadorlu, Ispanyol, Arjantinli, Romen ve Bulgar çalisma arkadaslarimizla, çok uluslu genis bir  personel yelpazesini kapsiyor.

Bir diger çalisma ardasimiz Diego.

Esim kaliteden odun vermemek için baklavalari da sehir disindan yine bir Turk firmasindan getirtiyor.

Annemin esimle tanıştığında söylediği ilk şey " kızım bu cocukda şeytan tüyü var onu sevmemek mümkün değil " olmuştu. Gercekden de öyledir. Kısa bir süre icinde sundugu hizmet ve İsapanyadaki bu farkli lezzetle, sehrin önemli restaurantlarından biri olmuş ve cok şükür arkasından da diğer dükkanlari açmis.

Dükkanlarımızın çevreside dahil, sehirde cok fazla doner kebabçilar açılmış Medusa'lardan sonra.
Ama Medusa´nin farki herkesçe fark edilir durumda. Öyle bir müşteri potansiyeli olusmus ki zamanla, kendimi sanki misafirlerimizi evde değil de dükkanımızda agarliyormusuz gibi hissediyorum. Herkes tanıdık, içten, samimi, dost.

                                       
Ayrica hala Turkiye için birseyler yapma çabasinda. Dukkanlarin hepsinde Turk kokusu, Turk buyusu, Turk motiflere goze çarpiyor. Duvarlari susleyen tablolardan, yukaridaki fotograflarda gordugunuz masalara kadar herseyde ulkemizden birseyler var.


Buradan Turkiyeye tatile gidecek olanlar da once Canimin Içine  danisirlar. Nereye gidilir, ne yapilir, ne alinir... Dukkanlarda çok sayida harita, dergi, brosur gibi tanitici dokumanda yer aliyor zaten.  Buyuk bir keyifle yapar ulkemizin tanitimini. Sirf dukkan adimizdan dolayi bile Medusayi merak edip Istanbul Yerebatan Sarnicindaki Medusayi gormeye gidenler var. Ayrica yurdumuzdan gelecek onemli gruplar için gerektigi durumlarda da rehberlik yapar zaman zaman.  
 

                                        



                                      

                                                

                                       
Tuvaletlerin kapilarindaki Kadin - Erkek resimleri bile ozel seçilmis durumda.

Canımın ici çocuklara cok düşkün. Bazı bebekli müşteriler geldiginde anne baba rahat yemek yesin diye bebekleri alıp oyalıyor, oynatıyor. Dükkanı ilk açtığı zamandan itibaren cocuklara yazı yazmaları resim yapmalari için kagit kalem vermiş. Ve yapilanlarin hepsini bu tahtaya asmış. 5 - 6 yaslarindayken yaptıgı resimler bu tahtaya asılan cocuklar, şimdi lise çağlarında ve bazen gelip o resimlere yazılara baktıkları oluyor. Ya da cocugunun resmini bulmaya çalışan anne babalar oluyor bazen. Dükkanın önünden geçerken ille de  Ahmet'te yemek yiycem diye anne babasini cekistiren cocuklar bile var. 



Medusa´nin en son yer aldigi bu ayin dergisi.

Canımın ici evlenmeden önce burada cok sevildiğini söylemişti bana aslında ama inanın bukadarini  ben de beklemiyordum. 15 dakikalık yolda yürürken 15 kisi ile selamlasiyoruz desem inanın abartmış olmam. Hayatımda onun kadar kompleksiz ve kendi ile barışık bir insan daha görmedim. Burada marka olmuş artık çok sukur.


Medusa´nin urunlerinin ve kalitesinin anlatildigi bir kose yazari  röportaji. Ayrica bu röportaj için bir de Turk yemek tarifi istemislerdi. Canimin içi de o çekim için evde Karniyarik yapmisti. Röportaja gelen yazarlarin ikiside lezzetlerimize hayran kalmislardi.
Kebabin Avrupadaki yayilma seruveni ve Zaragozada sevilmesinde Medusa´nin tartisilmaz katkisinin anlatilgi bir röportaj.
Zaragoza´nin ilk kebab rastauranti olarak Medusa´nin 10. yili serefine yapilan roportaj

Bu sehirdeki yabanci lezzetlerin içinde Turk lezzeti olarak da ulkemizi Medusa temsil etmisti.

Yillar once sigara yasagi ulkeye kismi olarak gelmis. Yasagin uygulanip uygulanmayacagi isletme sahibine birakilmis.  Medusa bu kurali ilk uygulayan muessese olmus ve bu röportajda o nedenle yapilmis.


Aragon bolgesinin halkina Maño denilirmis. Esiminde yurt disindan gelip Ispanyolcayi maño sivesi ile konusmasi dikkat çekmis. Buna istinaden de Turk lezzetinin  temiz ve lezzetli sekilde ustelik maño sivesi ile sunuldugunun anlatilgi bir röportaj yapilmis kendisi ile.

Disardan geldihi halde, Canimin içinin bu sehri çok sevmesinden, sehre uyumundan, dokundugu yere kalite katmasindan, Medusa´nin bulundugu yerlerin kalitesini yukselttiginin anlatildi yine bir kose yazari röportaji.
                   Gazetenin okurlarina sundugu egzotik bir lezzet tavsiyesi...

                                                     Zaragoza´da bir Turk...

                                         Turk mutfagina duyulan tutkulu ask, sevgi...

Ani defterine bir musterimizin yazdigi anlamli cumleler...

Burada Osmanlilar demek Otomanos anlamina geliyor.  Yukarida da bahsettigimiz gibi Aragon halkina da Maños deniliyor. Esime de dostlari  ikisinin karisimi ile OTOMAÑO adini takmislar.
Yillar onceki bir tatilimde bu Medusa´yi çok sevip  kendime hediye olarak alirken, hayatimda bu kadar buyuk bir onemi olacagi aklimin ucundan bile geçmemisti.

                                     
Canimin içi ile hem esi olarak hem de bir Turk olarak gerçekden gurur duyuyorum.
Bu Oscar heykelcigini de duydugum gururun sembolik, kuçuk bir gostergesi olarak hediye etmistim kendisine.

Fotograflari uzerlerine tiklayarak buyutebilirsiniz.

Sevgilerimle,
Gungor Ekinci Saglik

23 Nisan 2012 Pazartesi

23 Nisan kutlu olsun


Yegenlerim canim Emirhan´im ve canim Ecrin´im.
Atamizin armagani olan bayramlarini kutlamak için giydikleri 23 Nisan bayram kiyafetleri ile...

Yurdumuzda ve dunyada, hiçbir çocugun, hiçbir sekilde siddete ve tacize maruz kalmamasi  ve
hep gulmesi dilegi ile, dünyada tek ve ilk olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramımızı içtenlikle kutluyorum.

Sevgilerimle,
Güngör Ekinci Saglik

22 Nisan 2012 Pazar

Bir Aslan miyav dedi......

Canimiz, kanimiz, Fenerimiz, Aslani bir kez daha terbiye etti: Gururluyuz, mutluyuz...
Fenerbahçemizin gollerini 17. dakikada Reto Ziegler ile 80. dakikada Miroslav Stoch atti.
Galatasaray’ın tek golunu ise 68. dakikada Selçuk atti.

Aslinda bu maçda çok fazla zafer var bence.
Tabiki oncelikli ve en buyuk basari Fenerimizin. Camia olarak çok sancili bir sureçden geçiyoruz. Yensek de yenilsek de herzaman arkasindayiz takimimizin. Bu sikintili sureç de Aslani, hem de kendi evinde terbiye ederek, bu mutlulugu bize yasattiklari için butun oyuncularimiza ve ekibimize tesekkur ediyorum.

Ayrica Aykut hoca da eski imparatorlardan Fatih hocayi mat etti.
Terim, KOCAMAN bir kutleye ezildi.

Ve tabiki alkislarin en buyugu Volkan´a.
Bugunku basarinin en buyuk mimari bence o. Çunku itiraf etmeliyiz ki Galatasaray da iyi oynadi. Ozellikle ikinci yarida maça super asildilar ve karsi ataga geçtiler. Neredeyse kesin gol olur dedigimiz pozisyonlar vardi. Ama Volkan hepsini buyuk bir gayretle geri puskurttu. Ozellikle hani bir pozisyonda top elinden kaydi, sonra surunerek topu tekrar yakaladi ya, o pozisyona bayildim cidden. Adam tam Malkoçoglu.

Coskuyla soyluyorum ki ben de kazandim.
Daha dogrusu Ibo ile ben kazandik.


Canimin içi ile Nissh´e giderken.

Bu sabah Canimin içi ile birlikte, burada ki Turk isletmeci arkadaslarimizin bari olan Nissh´e gittik.
Tabiki konumuz aksamki maçti. Skoru uzerine 5´er €´ya bahse girdik. O sirada Ibo yoktu, hepimiz tahminlerde bulunduk. Ben 2-1 biz aliriz demistim. Ibo´da sonradan gelip ayni tahminle bahse katildi.

Maçin sonunda tabiki tum Fenerliler sevindik ama Ibo ile ben 30€´yu paylasip 15 er €´cuk daha fazla sevindik.

Sonuç olarak heyecani yuksek çok guzel bir maçti. Camiamiza hayirli ugurlu olsun...
Sevgilerimle,
Gungor Ekinci Saglik

Sol bastan: Ibo FB, Senyor Guray GS, ben FB, Canimin içi FB, Bintug bey BJK, Koray FB 
Senyor Guray ve Koray abi kardes. Biri Galatasarli biri Fenerli. Skorla ilgili idalasmalari, atismalari,  maç keyfimizi ikiye katladi. Bintug bey siyah beyaz bir BJK ´olmasi gerekirken valla tam griydi. Bir Galatasaraydan bir bizden.


Bahis tahminleri

Ibo ile kazancimiz...

Maç sonrasi sevincimiz...

1. golumuzden sonra Fatih hocanin hocanin hali...

18 Nisan 2012 Çarşamba

SEMANA SANTA



Burada, pazar gununden diger pazar gununu kapsayacak sekilde, Nisan ayinin ilk haftasi boyunca,Semana Santa kutlamalari oldu. Hristiyan alemi için oldukca önemli olan bu bir haftalik surede, Hz. İsa'nın çarmıha gerilip ölmesinden sonra yeniden dirilişi kutlaniyor ve bu sureç içinde yasadigi acilar, olmeden once havarileri ile son kez yemek yemesi, çarmiha gerilmesi ve yeniden dirilisi anlatilmaya çalisiliyor.

Sizlere dogru bilgileri aktarabilmek için burada çok kisiden bilgi almaya çalistim, internetten arastirma yaptim, gosterilerin diyebilirimki hepsini izledim, hatta bir kez de kilisede ayin izledim. Bunlara ragmen eksik yada hatali bilgilerim varsa yorum ile bana bilgi verirseniz sevinirim.

Bir hafta boyunca tum torenler, daha onceden tespit edilen yerlerde ve saatler basladi. Kimi torenler sabah saat 9 itibati ile baslarken kimisi oglen saatlerinde, bazilarida geceleri oldu. Gosterilerde ilk dikkatimi çeken sey, eminim fotograflara bakinca ayni sey sizin de dikkatinizi çekmistir; insanlarin kiyafetleri oldu.
Her dinin kendisine ozgu kiyafetleri var tabiki fakat itiraf etmeliyim ki torenlerden manevi olarak çok etkilendim ama kiyafetlerden de çok urktum dogrusu. Fakat kiyafetlerin cuppe seklinde ve yuzlerin kapali olmasi da geleneklerdenmis.

Torene çok sayida grup katiliyor. Her grubun kendine ozgu bir rengi, kendi Hz. Isa ve Hz. Meryem heykelleri var. Heykellerde Hz Isa çektigi acilarla, kendisine yapilan iskencelerle, Hz. Meryem ise oglu için goz yasi dokerken sembolize edilmis. Gruplarda yas ortalamasi diye birsey yok. Yasini doldurmamis bebeklerden, kucucuk çocuklara, isten ya da okuldan gelip calismalara katilan genclerden, yurume guçlugu çeken yaslilara kadar herkes severek, zevkle, gorev almis torenlerde. Kucucuk çocuklarin trompetlerine nasil cosku ile vurduklarini gorseniz inanin hayran kalirdiniz.

Burada olmadi ama bazi bolgelerde yagmur ya da soguk demeden toren boyunca yalin ayak yuruyenler, ayaklarına pranga veya zincir takarak yuruyenler olurmus, ayrica iyi hali de goz onunde bulundurularak hapistende bir kisi çikarilabilirmis.

Tum gruplar bir kiliseye bagli. Klisede once ayin yapiliyor, dualar, ilahiler okunuyor, Hz. Isa´ dan ona yapilmis olan tum eziyeter için af ve ozur dileniyor. Sonra insanin içini titreten davul sesleri ile kiliseden çikilip daha onceden belirlenmis olan guzergahlar takip edilerek yuruyus basliyor. Aslinda yuruyusden ziyade kortej demek daha dogru olur. Çunku tum gruplarda grup liderleri gruplarini temsil eden bayraklarla, haçlarla onde, arkasinda bandocular, arkasinda insanlar tarafinan çekilen, uzerlerinde Hz. Isa heykeli olan arabalar, arkadan diger bandocular, sonrasinda yine insanlar tarafinan çekilen, uzerlerinde Hz.í Meryem´in heykeli olan arabalar, arkasindan Hz.i Meryemi temsilen siyahlar giyinmis, yas tutan anneler, arkadan yine bandocular, din gorevlileri ve insanlar yuruyor.

Toren kadar, torene gosterilen ilgide çok sasirtti beni. Çunku herhangi bir degisiklik yokmus, her yil ayni gosteriler yapiliyormus. Ama buna ragmen halk toren saatlerini, kortej guzergahini onceden ogreniyor ve ona gore caddelerde sira halinde beklemeye basliyor. Km.lerce toren alayi oluyor desem inanin abartmis olmam. Bebeklerini kucaklarina alip alaya katilanlar oldugu gibi tekerlekli sandalyesinde oturan yakinlarini alip gosteriyi izlemek için alaya katilanlar bile vardi.
Kimisi aglayarak, kimileri dua ederek, kimileri sukunetle, kimileride benim gibi hayranlikla izledi bu ilginç ve anlamli toreni. Oyle mistik bir ortam yaratiliyor ki herkes kendi dinine olan bağlılıgini tazelemistir heralde toren boyunca.
Gostericiler geçerken açik alanda oldugunuz halde keskin bir koku yakiyor genzinizi. Çunku her grubun mutlaka bir kaçtane de tutsu tasiyan gorevlileri var.

Dualarla baslayan torenler, yuruyusun basladigi kilisede basrahibin konusma yapmasi ve dua etmesi ile bitiyor.
Tedbir amaçli olarak polislerde takipteydi gerçi ama, onca insanin sokaga dokuldugu bir hafta boyunca hiç bir olumsuz durum yasanmadi.

Kisa bir bilgi daha eklemek istiyorum.
Semana Santa kutlandigi ulkelere gore farklilik gosterebiliyormus. Burada olmadi ama paskalya yumurtasi boyamakda yaygin bir gelenekmis.
Paskalya yumurtasi, yeniden doğuş anlamına gelirmis ve İsa peygamberin yeniden dirilişini simgelermis.
Yumurtadan canlı çikmasi Hz. İsa’yı,
sarı kısım Hz Isa´nin etrafa saçtığı ışığı,
beyaz kısım İsa peygamberin sarıldıgi bezleri,
kabuk ise mezarı simgeliyormus.
Yumurtalarin boyandigi kırmızı renk İsa’nın fedakarlığını; mavi ise bulunduğu yer olan gökleri temsil ediyormus.

Sevgilerimle,
Gungor Ekinci Saglik